En Sıcak Konular

Hatice Saadet Kalyoncu



Hatice Saadet Kalyoncu
0 0 0000

Tren ile bir bayram yolculuğu sırasında



Bayram öncesi Cuma akşamı Fatih Ekspresi ile yola çıktık. Kurban Bayramlarını genelde Eskişehir’de ailemizin yanında geçiriyoruz. Kurban Bayramı biz orda, Ramazan Bayramı onlar İstanbul’da. 

Zar zor yer bulduğumuz trene binip yola çıktık. Tren yolculuğu otobüse nazaran çok daha konforlu, rahat ve ucuz. Hızlı treni dört gözle bekleyenler arasında ilk sıralarda yer alıyorum. Şuanda ortalama 4,5 – 5 saatte İstanbul’dan Eskişehir’e varabiliyorsunuz. Bu bile otobüs yolculuğundan çok daha hızlı. Hem otogarda sağınızı solunuzu çekiştirip, sizi kapmak için bağırıp çağıranlar da yok. Koltuklar geniş, koridorlar geniş. Tek kişi yolculuk yapıyorsanız tekli koltuk satın alıp seyahat etme şansınız da var. Öğrenci, öğretmen iseniz veya yaşınız 65’in üzerindeyse indiriminiz de var veya gidiş dönüş de alabilirsiniz indirimden faydalanmak için. Kısacası tren bazı illerimize seyahat için çok bilinçli bir tercih.

Trenin tek sıkıntısı yemekli vagonu. Eskiden yani şu sigara yasağı başlamadan önce emekli vagon duman altı idi. Bir yarım cam paravanla bölünmeye çalışılıp bir tarafı sigara içilen diğer tarafı içilmeyen bölüm yapılmışsa da doğal olarak işe yaramamıştı. Duman bu, vagonun arka tarafına girmek yasak diye kendine ayrılan bölümde kalacak değil ya. O yüzden, çok da çoluk çocukla gidip yemek yenebilecek veya iki bardak çay içilebilecek yer değildi. Yemekli vagonun içinden geçmeniz bile o sigara kokusunun üzerinize sinmesine yeterliydi.

Sigara yasağından sonra duman kalktı ama bu seferde çözümlenmemiş diğer sorun devam ettiği için hala kullanıma uzak kaldı birçok yolcu için. Maalesef yemekli vagon, meyhane vagonu olarak isimlendirilecek durumda. Haydarpaşa’dan oturup Ankara Garı’na kadar yemekli vagonu işgal eden bir takım yolcular tüm yol boyunca demlenerek kendi yolculuklarını kendilerince keyiflendirirken diğer yolcuların haklarını ellerinden almış oluyorlar. 

Ben İstanbul-Eskişehir yolculuğum sırasında dengede yürüme yeteneğini alkol etkisiyle kaybetmiş kişilerin üzerime düşmesi talihsizliğini 2 defa yaşamış biriyim. Bir keresinde de görevli ile bir kadeh daha almak isteyen yolcu kavgasına şahit oldum ki hatırlaması bile nahoştur benim için. Bu olumsuzluktan öte 10 yolculuğumun 9’unda yemekli vagonda yer bulamamam da çabası. Beni en çok rahatsız eden şey ise alkol alışkanlığının bu derece artmış olması ve böylesi bir ortamda örneklilik teşkil etmesi.

Son yıllarda Dünya Sağlık Örgütünün başını çektiği dünyanın alkole karşı savaşında alkol alışkanlığının artışı dikkat çekici bulunmakta ve bu tedirginlik yaratmaktadır. Türkiye’de de Yeşilay’ın, yaptığı araştırmalara göre 2006 yılı itibariyle alkole başlama yaşının 11’e kadar düşmüş olması bu tedirginliği artıcıdır. Bu sebeple alkolün kolay erişilebilirliğin azaltılması gerekmektedir.

Yolculuk esnasında kolayca alkol alımını sağlayan ve özendiren bu görüntü içinde kişilere belli adedin üzerinde alkol satışı yapılmadığı söylenilse de, doza bağlı olarak toplumsal zarar riski artar. Ancak çocuklar ve genç ergenler için alkol tüketiminin güvenli sınırı gösteren bir bilimsel kanıt yoktur. Bu sebeple verilen sözde limit kişiden kişiye değişkenlik göstereceği için olası riski ve rahatsızlığı ortadan kaldıramamaktadır.

 “Avrupa Alkol Şartı’nın ilkelerinde; çocukların, gençlerin ve ergenlerin alkol tüketiminin olumsuz sonuçlarından ve alkollü içeceklerin promosyonundan olabildiğince arındırılmış bir ortamda büyüme hakkı ve "içmemek" tavırları konusunda desteklenmek hakkından bahsedilmektedir. Sigarız bir ortamda yemekli vagondan faydalanmak isteyen tüketiciler gibi alkolsüz bir ortamı tercih eden tüketicilerin de olduğu kabul edilmelidir.

Bu sebeple TCDD’nin trenlerinde yemekli vagonda içki satışı, içmeyenlerin veya alkol kokusundan rahatsız olanların tavırlarına saygı duyulup bu kolaylaştırıcı ve özendirici durum ayrı yerlerde koğuşlandırılarak çözüme ulaştırılmalıdır kanaatine sahibim. Ya sigara gibi tamamıyla kaldırılmalı ya da onlara ayrı bir vagon ayarlanmalıdır. Gün içerisinde 6 saat bilemediniz 10 saat alkol almazsa çıldıracak olan kişinin zaten alkol tedavisi görmesi gerekliliğini düşünürüm.

Kısacası bir vesile ile TCDD yetkililerine ve Ulaştırma Bakanımız Sayın Binali Yıldırım’a bir tüketici dileğini de iletmiş olayım. Ben birim ama benim gibi düşünen çok kişi olduğunu da düşünmekteyim.

Güzel yolculuğumuzun ardından Eskişehir’e vardık ve bayramı orada geçirdik. Eşle dostla bir araya geldik, görüştük, telefonlaştık veya en kötüsünden mesajlaştık. Bu muhabbetler için de bir konu o kadar çok gündeme geldi ki bunu da bayram sonrası yazılacaklar listesine ekledim.

Bankalar Komedisi

Daha yola çıkmadan iş arkadaşım Cüneyt’in bankasının müşteri hizmetleriyle olan konuşmasına tanık olmuştum. Telefonda şöyle sitem ediyordu “Siz kafanıza göre kesim tarihimi değiştirip beni zor durumda bırakmaktan, ödememi zorlaştırıp bir de faiz ödememden zevk mi alıyorsunuz?” Doğrusu ben biraz kibarlaştırarak yazdım ama özü buydu. Aynı şikayeti Bayramda MSN’de selamlaştığım arkadaşım Özlem de iletti. Tüm bayram boyunca iki telefon sadece bu konuyla ilgili idi. Ben de internete girip baktım ki aynı dert bende de var. Kesim tarihim değiştirilmiş hatta bu sebepten dolayı bir sonraki ekstremde olması gereken ödeme de bu ay kesilmiş. Yani aynı ay içinde aynı kuruma iki faturası için ödeme yapmışım.

Benim gibi işlerini internetten takip edenler genellikle evlerine gelen faturalarına pek bakmazlar. Şikayet edenlere sordum, “Bankanızdan yeni kart mı gelmişti?” “Evet”. “Son ekstrenize bir bakın bakalım bir sonraki kesim tarihinizi belirtmişler mi?” “Evet”.

Yani banka kendince yapması gereken uyarıyı yapmış. Peki diyelim bunu gördünüz ve bankanıza açıp yok kardeşim ben bu değişikliği kabul etmiyorum deseydiniz ne olurdu? İnanın ben de emin değilim. Pek bir şey olacağını sanmıyorum ama.

Bankaların kendilerince yaptıkları haklı uygulamaları sıralamaya kalksak sanırım 6 aylık yazı dizisi olur. Sadece bu kesim tarihi değişikliği bile yeterince can sıkıcı. Bir sonraki ay ödemeyi planladığınız şey karşınıza ödenmesi zorunlu olarak çıkıyorsa evdeki tüm hesaplar çarşıya uymaz hale gelebiliyor.

Her gün en az 4-5 tane mesaj alıyoruz bankalardan. Kredi reklamları çoğu. Bir mesaj da bilgilendirme için çekseniz mesela? “Biz size sormadan kafamıza göre, sizi biraz sıkıntıya sokmak için, kıllığına hesap kesim tarihinizi değiştirdik haberiniz ola” falan deseniz. Ama yok, o zaman o kadar büyük bir şok olmaz ekstresini alan tüketici için!

Nerden buluyorlar bu cesareti diye sormayınız sakın. Daha geçen haftalarda gerek Devlet Bakanı Nazım Erken, gerek Sanayi Bakanı Zafer Çağlayan, gerekse de BDDK Başkanı Tevfik Bilgin’in demeçlerine bakılırsa bu bankaların kendilerinde hesabı olmayan tüketiciden para almaması mucize… Deli Dumrul köprüsü gibi, hesabı olandan 40 lira, olmayandan 20 lira almaya kalkabilirlerdi.

***

Avukat dava açıyor alınan kredi kartı aidatının geri iadesi için. Kazanıyor da. Banka tıpış tıpış ödüyor parayı geriye ama sonra kartını iptal ediyor. Sen misin bizim hukuk dışı aldığımız parayı geri alan. Hukuk dışı diyorum aksi halde o kadar çok karar olmaz ortalıkta. Ya banka hukuk dışı davranıyor ya da mahkemeler hukuk dışı karar veriyor. Sanırım mahkemelerin hukuk dışı karar verdiğini söylemem beklenemez. Gerekçesi de biz diğer müşterilerimizden alıyoruz sizden almazsak ayrımcılık olur… Ne adil bir yaklaşım! Öyleyse hiçbir müşterinden alma… Yok onlar itiraz etmiyorlar ben de alıyorum. Ne vakit şu kart sahiplerinin yarısı “hoop dur bakalım” diyecek bu iş tümden hallolacak. Herkes bir ümit yeni kanunda bir kere alınması kararı çıkacak diye bekliyor. Ama unutmamak lazım bu bankacı amcaların lobileri az buz değil, bu sıcak paradan kolay kolay mahrum olmak istemeyeceklerdir. Bastıracaklardır. Tüketici Dernekleri de, tüketiciler de en az onlar kadar bastırmalı, haklarını aramalı.

***

Bu hafta en çok güldüğüm banka esprisi ise şu davayı kazanan emekli ile ilgili… Artık ben bunlara günün fıkrası niteliğinde bakıyorum. Ağlanacak halimize gülüyor muyum ne?

Emekli amcamızın ATM’ye takılan bir cihazla kartı çalınır ve 660 lirası çekilir.  Banka yetkilileri daha önce benzer durumla karşılaştıklarını belirtirler. Bak bu itiraf yani… Amca da ne yapsın, bankanın güvenlik önlemlerini yeterince almadığı gerekçesiyle Yenimahalle Tüketici Sorunları Hakem Heyeti'ne başvuruda bulunur. Hakem heyeti, konuyla ilgilerinin olmadığını açıklayarak amcamızı geri çevirir. Allahtan amcamız aklı başında biri bu seferde olmaz böyle şey deyip Ankara 5. Tüketici Mahkemesinde dava açar.

Davaya katılan bankanın avukatı, “olayın adli vaka olması nedeniyle Tüketici Mahkemesinin görevsiz olduğunu” belirterek davanın reddini ister. Bak sen, nasıl da bilirler hak hukuk! Ama mahkeme, bu talebi reddederek ilgili kanıt ve belgelerin toplanmasını ister. Mahkeme, tüketicinin mağduriyeti nedeniyle kendisinin olayla yakından ilgili olduğunu belirtir ve davayı sürdürür. Mahkeme, “güvenlik zafiyeti” olduğu gerekçesiyle Akpınar'ı haklı bulur, paranın yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine kesin olarak karar verir.

Daha evvel başına gelmiş, bunun önlemini hala almamışsın, yok yanlış yere başvurdun diye itiraz ediyorsun… Bunu yapacağına sen bu amcanın mağduriyetini gider ve tez elden bu güvenlik açığını yok etsen? Şaka gibiler bu bankalar…

Diyorum ya yazmaya kalksam yazı dizisi olur. Zaten hemen hemen hepimizi canlı yayın deli etmiyorlar mı? En basitinden kibarca “otomatik ödemeye bağla 2 fatura senden almayayım hesap işletim ücreti” tehdidini savurmuyorlar mı? Kibar bir eşkiyalık türü desem beni dava edip sürüm sürüm süründürürler mi ki?



Bu yazı 1,302 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 6 Ocak 2009 Param yok sizlere!
    • 30 Aralık 2008 İsrail Hep Aynı Ya Biz?
    • 22 Aralık 2008 'İşte biz o gün tükeneceğiz'
    • 15 Aralık 2008 Tren ile bir bayram yolculuğu sırasında
    • 1 Aralık 2008 'Satın almama günü' ve 'Alışveriş için gün bugün'
    • 24 Kasım 2008 Sabit ücrette son durumlar
    • 10 Kasım 2008 Taşınıyor musunuz?
    • 3 Kasım 2008 Kirayı en ucuz ödeme yolu
    • 27 Ekim 2008 1 Kasım eylemi
    • 20 Ekim 2008 Taraf arıyorum
    • 6 Ekim 2008 Krizimiz geldi hadi akıllanalım!
    • 29 Eylül 2008 Bilgilensek mi Bilgilenmesek mi?
    • 22 Eylül 2008 Verimli ol, tatillere dokunma
    • 15 Eylül 2008 Küstüm!
    • 8 Eylül 2008 Hakkını bilmekle haddini bilmek arasındaki sınırı kim belirler?
    • 1 Eylül 2008 Ramazan israf ve insaf
    • 23 Ağustos 2008 Voltran'ı oluşturmak...
    • 11 Ağustos 2008 Reklâmlar geçiyor
    • 4 Ağustos 2008 İbadet edasıyla tüketim çılgınlığı
    • 28 Temmuz 2008 Doğru Tüketici

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,568 µs