En Sıcak Konular

Nedret Ersanel



Nedret Ersanel
0 0 0000

Nursuna Memecan ile Hayrünnisa Gül, Cumhurbaşkanlığı Amblemi'ni değiştirsin mi?



Bir-iki gazetenin köşesine pul kadar sıkışıp, hak ettiği ilgiyi göremeyen, önemi sezilmeyen haberlere içim sızlar...

Pazar günü de böyle bir haberin yitip gittiğini düşünüyorum. Gerçi dün bir bugün iki ama olsun.

Hürriyet muhabiri Ezgi Başaran, "Köşk'te kurumsal arayış" başlığıyla-sanırım özel haber, çünkü göz attığım bir kaç gazetede rastlamadım-hoş bir haber sunmuş...

Mesele şu; "Cumhurbaşkanlığı'nda, kurumsal bir kimlik oluşturarak Köşk markası yaratılması için çalışma yapılıyor. Hayrünnisa Gül'ün bizzat ilgilendiği proje tamamlanınca Cumhurbaşkanlığı amblemi de en estetik haliyle tuzluktan kartvizite kadar her şeyde yeni kimlik tanımı içinde kullanılacak."

Haberin tamamını buradan okuyabilirsiniz...

İlk merak ettiğim şu oldu.. Hangi ihtiyaçtan?..

Bu soruyu Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İsen yanıtlamış, dinleyelim; "Cumhurbaşkanlığı kurumsal kimliğini değiştirmiyoruz, bir kurumsal kimliği yok. Biz Cumhurbaşkanlığı için ilk defa bir kurumsal kimlik oluşturmak için uğraşıyoruz."

Belli ki İsen olası eleştirilerden kaygılı. Önünü şimdiden kesmek istiyor. Bu yüzden, ortada değiştirecek kurumsal kimlik yok manasına konuşmuş. 

Anlamaktaki müşkilatımı bağışlasınlar. Çankaya Köşkü'nün nasıl kurumsal kimliği olmaz? Devletin en yüksek makamından bahsetmiyor muyuz? 

Hani Köşk'ün günümüz ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan fiziki eksikliklerinin giderilmesi fikrini-o da çok eleştiri alıyor ama-kabul edelim...

Ama "imaj"?.. Şimdi yerim sınırlı.. Ama Köşk'ün-kendisinin-kamuoyu tarafından nasıl algılandığını anlatan öyle çok örnek veririm ki, ortaya çıkan algıya bizzat orada çalışanlar bile şaşırır.

Bence burada "kurumsal kimlik" kavramı karıştırılmış ama konumuz o değil.

Anlaşıldığı kadarı ile konu daha çok, "Cumhurbaşkanlığı'nın mevcut amblemini en estetik ve en güzel şekilde yeni baştan bir kimlik tanımı içerisinde standart haline getirmek"ten yürüyor...

Bununla kurumsal kimlik olmaz.

Tersine, şu anki Cumhurbaşkanlığı ambleminin hayli iyi olduğunu düşünüyorum. Hem fiziki hem de "mâna" açısından.

Tuzluğa, bardak-çanağa, peçetelere yeni amblem koymakla kurumsal kimlik olur mu? 

   *   *   *

Kimse kusura bakmasın. Belli ki "makyaj" isteniyor.

İşin başından ikazımı yazayım. Çok başınız ağrır. Hayrünnisa Gül'ün Köşk dekorasyonları ve Dolmabahçe'den istediği tablolar yüzünden ne kadar eleştiri aldığını anımsayın.

Hele yeni amblem beğenilmezse, "mâna"sı üzerine niza çıkarsa çok ciddi tartışmaların yaşanmasına ve sert kritiklere neden olur.

Taze örnek vereyim... 2005'te Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın birlik sembolü olarak kullandığı bröve sadeleştirilmişti. O zamanki komutan Hilmi Özkök'tü.

İlk çıktığında "çağdaş bir görünüm vererek sadeleştirildi" deniyordu. Yani şimdi Köşk'ün gerekçelerine benzer nedenler.

Sonra ne oldu? Fark edildi ki bröveden Atatürk'ü Kocatepe'de gösteren figür çıkarılmış, yerine miğfer konmuş.

Kopan kıyameti anımsıyorsunuz sanırım. Kamuoyu öyle reaksiyon gösterdi ki, Türkiye'de "kurumsal kimliği en sağlam" ordu geri adım attı. Atatürk bröveye döndü.

Bu işin bir yönü...

   *   *   *

Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı olarak göreve başlamasında bu yana, Çankaya'nın imajına yönelik değişiklik adımları atıldığını biliyoruz...

Bu konuda sanırım ilk ipucu, Cumhurbaşkanı'nın Halkla İlişkiler duayeni Betül Mardin'in eğiteceği 25 kişilik bir PR ekibinden hizmet alacağı şeklindeydi.

O günün gazeteleri şöyle duyuruyordu; "Öncelikle Köşk'ün imajını değiştirmek için kolları sıvayan Cumhurbaşkanı, bu amaçla bir PR (halkla ilişkiler ve tanıtım) ekibinin oluşturulması talimatını verdi. Mardin, Çankaya'nın basın ve halkla daha sıcak diyaloglar kurması için PR grubuna bir süre danışmanlık yapacak".

İyidir, kötüdür ayrı konu. Sonra ne oldu? Benim hissettiğim iki olay var. Bir, Cumhurbaşkanı'nın tanınmış bazı simaları, öğle yemeklerinde konuk etmesi.

(Aşikâr biçimde Atatürk sofralarına gönderme yapan bu buluş kimin eseridir bilmiyorum. Ama nasıl bir imaj oldu onu da bilmiyorum.)

İkincisi de, Cumhlurbaşkanı ve ailesinin çeşitli resimlerinin internet sitesinde yayınlanması. Gül'ün kütüphanede ve arkasındaki kitapların isimleri okunabilecek şekilde karelenmesi.

Başka?

Belki vardır ama demek tam aklımızda kalmamış!

   *   *   *

Devam edelim...

Haber, bu konuda ne adımlar atıldığını da sorgulamış. Pek somut bir şey görünmemekle beraber bazı firmalarla/kişilerle konuşulmuş.

Bunlardan bir tanesi de Bülent Erkmen. Erkmen'e sorulduğunda şöyle diyor; "Geçen aralık ayında AKP İstanbul Milletvekili Nursuna Memecan konuyla ilgili beni aradı ve bilgi verdi."

Allah Allah!.. Ne ilgisi var?

Nursuna Memecan'ın kamuoyu dikkatine son gelişi, İstanbul'daki Yeni Hayat apartmanındaki evinde Başbakanı ve adı artık sayfa sayfa yazılan bazı simaları konu edişi.

Ha bir de, AB Başmüzakerecisi olmak istediğine ilişkin haberler.

Tamam, biliyoruz, Bayan Memecan hem Erdoğan ailesi ile hem de Gül ailesiyle-kendi beyanına göre Hayrünnisa hanım ona "abla" diyor-yakın.

Fakat Köşk'ün kurumsal kimliği ile ilgisi ne?

Belki bir tek şu olabilir.. Nursuna hanımın eşi bilindiği gibi Sabah Gazetesi'nin ünlü karikatüristi Salih Memecan. Salih Memecan bu tür grafik-tasarım konularından anlar. Bu vesiliyle yardım istenmiş olabilir.

Bunun dışında Nursuna hanımın Cumhurbaşkanlığı'nın kurumsal kimliğiyle alakası ne olabilir?

    *   *   *

Herneyse...

Neticede görünen şu...

Hayrünnisa hanımın kartvizit ihtiyacı var diye, birine hediye verirken ambalaj kağıdı lazım diye, Cumhurbaşkanlığı amblemi değiştirilir mi?

Değilse, "kurumsal kimlik"ten ne anlaşıldığı ve ne murad edildiği tam açıklanmalı.

Hasılı başa dönüyoruz: Hangi ihtiyaçtan?

 

İki ayaklı hayvanlar meselesi!

Arkadaş nedir sizin derdiniz?

Allah emaneti hayvanlara zulüm etmek ne oluyor ki?

Bir değil, beş değil.

Manyak mısınız?

İşte Van'da ayağı kırık köpeğin preslenmesi.. Ama oraya kilitlenmeyin.

Heryerde oluyor.

Taşlanarak öldürülen kediler, toplu mezarlara atılan köpekler, sopa ve taşlarla linç edilen ayılar, ayağı kırık hayvanları çöp arabalarında preslemeler...

Bunlar basının yakaladıkları. Bilmediğimiz-görmediğimiz neler oluyor Allah bilir.

   *   *   *

Ayakları kırık köpekleri kamyonlarda presleyenlere sözüm şu...

Keyfiniz bir canlıya zulüm etmek istediğinde beni arayın...

Karşılık veremeyen canlılara işkence etmek kolayınıza gelmesin!

Böyle birşey olursa, "insan hakları" diye mızıldanmayın. Çünkü o birim size bakmıyor!

Bu bir...

İkincisi şu...

Kanun adamları ve veterinerler...

Bu tür olaylarda görevinizi yaptığınızda emin olun "kamuoyu" arkanızda durur.

Hayvanların başına gelenleri de yazıyoruz, sizin yaptıklarınızı da.

Bu da benim köşemde ilk örnek olsun...

Denizli'ın polisleri ve Belediyesi'nin ilgilileri...

Bir köpeğin hayatını kurtarmak için gösterdiğiniz hassasiyet, diğer illerin belediye ve emniyet güçlerine hem örnek hem nâm olsun.

Üç...

Okurlara...

Bu haberleri okuduğunda gözleri dolan ve faillerine söven sizler...

Neden bu sorunla mücedele eden kuruluşlara yardım etmiyorsunuz?

Hiçbirşey yapmıyorsanız, bu tür haberlerin dikkatle izlenmesi ve sorumlularının afişe
edilmesi için "bize" baskı yapın.

O da zor geliyorsa, tüm basın organlarının internet siteleri var, bu haberlerin altına
duygularınızı, beklentilerinizi ve öfkenizi yazın.

Bu rezilliği ancak "toplum korkusu" durdurur.

Siz kızarsanız, bu "hayvanlar" durur.

E, kızın artık biraz!



Bu yazı 4,576 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 13 Mayıs 2014 Ruslar UFO’larla bizim gibi it dalaşı yapabilir mi?
    • 6 Mayıs 2014 Berlin, Obama’nın (en iyi) arkadaşı değil
    • 29 Nisan 2014 'Manidar Zamanlama'ları Ayarlama Enstitüsü
    • 22 Nisan 2014 Albino çocuk ve beyaz kurdeleli uzaylılar inlere girebilir mi?
    • 15 Nisan 2014 'ABD'den Türkiye çıkışı' yazılır, 'ABD'den sakın çıkma' okunur!
    • 8 Nisan 2014 İsrail yanımıza, Rusya kolumuza, ABD nereye?
    • 31 Mart 2014 Erdoğan'ın yolu 'oralarda' anlaşıldı mı?
    • 25 Mart 2014 Twitter'ı kapatan Facebook'u niye kapatmadı?
    • 17 Mart 2014 Tokalaştığınız el işe yaramaz, diğer el önemli!
    • 10 Mart 2014 Büyük resme çıplak gözle bakılmaz
    • 4 Mart 2014 Dünyanın söküldüğü yer
    • 25 Şubat 2014 Aurens'in raksını Hüseyin alkışlıyor...
    • 11 Şubat 2014 Uçak gemisinden korkabilirsiniz ama büyüğü var
    • 4 Şubat 2014 Angel(a)’nın kanatları ve ışığın askerleri!
    • 28 Ocak 2014 MİT’i kelepçelemekten daha 'sembolik delil' ne olabilir...
    • 21 Ocak 2014 Akdeniz’de Çin-Rus tatbikatı ‘devlet TIR’larını rahatlatır mı?
    • 13 Ocak 2014 Rusya, İran yüzünden Londra'ya elinin tersiyle...
    • 7 Ocak 2014 Enerjiniz olmadan enerjiyi mi kontrol edeceksiniz?
    • 31 Aralık 2013 2014: Bize ne olacaksa, tüm bölgeye o olacak!
    • 24 Aralık 2013 Türkiye'nin canını o yüzden yakıyorlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    44,028 µs