En Sıcak Konular

Erdal Şafak


Erdal Şafak
0 0 0000

Özerklik



Başlık aklınıza siyaseten farklı şeyler, farklı çağrışımlar getirmesin. Biz "Üniversitelerin özerkliği"ni kastediyoruz.
Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) bugün Ankara'da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan'ın da katılacağı toplantıda, Avrupa Üniversiteler Birliği'nin (EUAEuropean University Association) hazırladığı "Türkiye'deki Yükseköğretim Sistemi Raporu"nu açıklayacak.
"Türkiye'de Yükseköğretim: Eğilimler, Sorunlar ve Fırsatlar" başlıklı raporda, birliğe üye 17 Türk üniversitesindeki gözlemlere dayanarak yükseköğretim sisteminin iyileştirilmesine ve Avrupa'yla bu alanda daha çok entegrasyona yönelik öneriler yer alacak.
46 ülkeden 800'ü aşkın üniversitenin üye olduğu Avrupa Üniversiteler Birliği, bir yükseköğretim kurumunun kendisinden beklenen misyonu yerine getirebilmesinin önkoşulu olarak "Üniversite özerkliği"ni gösteriyor, hatta bunun yapıyı ayakta tutan "Orta sütun" olduğunu söylüyor. Bir başka deyişle, ancak özerkliğe sahip üniversitelerin küresel dünyanın koşullarına ve beklentilerine yanıt verebileceğini savunuyor. O beklentileri kabaca iki başlık altında toplayabiliriz: 1-Donanımlı kuşaklar yetiştirmek, 2-Bilgi üretmek ve bu bilgiyi ekonomik fayda sağlayacak şekilde kullanıma sunabilmek.

Reformun şartı: Siyasi özveri
Ama ne yazık ki, Türk üniversiteleri bu iki beklentinin ikisini de karşılayamıyorlar:
1-Küreselleşmenin olmazsa olmazı diyebileceğimiz keskin, hatta acımasız rekabet ortamında dünyanın her yerinde at koşturabilecek donanımlı gençler yerine, "Ne iş olursa yaparım" diyen diplomalı işsizler yetiştiriyorlar. O nedenle örneğin bir ziraat mühendisi halkla ilişkiler alanında asgari ücretle çalışmayı kabullenmek zorunda kalabiliyor. Oysa temel eğitimden sonra okula veda etmiş, hatta okumamış gençler de bir işyerine "Ne iş olsa yaparım" hazırlığıyla başvuruyorlar. Yükseköğretim diplomalı ile temel öğretim diplomalıyı eşit şanslara indirgerseniz, o üniversite mezunu genci, eski deyimle sadece ilkokulu bitirmiş gençle aynı koşullara mahkum ederseniz; aralarındaki 8 yıllık (4 yıl lise+en az 4 yıl üniversite) çabanın ne önemi veya anlamı kalacak? O 8 yıl ki, gencin yaşamının en delidolu dönemini alıp götürüyor. O 8 yıl ki, ailelerin maddi ve manevi yıkımlarına yol açıyor. O 8 yıl ki, devletin kıt kaynaklarından aktardığı fonların sonucunu sıfırlıyor.
2-Bilgi üretmeye gelince; ne yazık ki, üniversitelerimiz bilgiden çok diploma üretimine ağırlık veriyorlar ya da vermek zorunda kalıyorlar.
Çünkü onlara yüklenen öncelikli görev bu. Anayasa'yla ve YÖK Yasası'yla.
Çünkü Türk üniversitelerinde özerkliğin 4 ayağının sadece 2'si var; o da topal ördek misali. Bir üniversitenin özerk olup olmadığı 4 kriterle belirlenir: Kurumsal özerklik, bilimsel özerklik, yönetsel özerklik ve mali özerklik. Türkiye'de sadece "Kısmen" kurumsal ve bilimsel özerklikten söz edilebiliyor. "Kısmen", zira onlar da YÖK'ün sıkı denetimine bağlı.
Peki bu tablo nasıl değişebilir? Ya da üniversitelerimizin ellerini ayaklarını bağlayan ipler nasıl çözülebilir? Tek yanıtı var: Siyasi iktidarların üniversiteleri yönetilecek değil, işbirliği yapılacak kurumlar olarak görmeleri.
Üniversiteleri daracık bir alana, hatta F tipi cezaevine hapseden Anayasa'nın 130 ve 131'inci maddeleri ancak bu köklü yaklaşım, hatta vizyon devrimiyle değiştirilebilir.
Üniversiteleri vesayet altında tutan ve bu şekilde yürüyemeyeceğini artık herkesin kabul ettiği YÖK Yasası ve kurumu ancak bu şekilde reforme edilebilir.
Var mısınız? Yoksanız, yükseköğretimi reforme etmek için atılacak tüm adımlar ne yazık ki daha fazla deforme etmekten başka sonuç vermez, vermeyecek. Böyle biline.

sabah



Bu yazı 877 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 31 Temmuz 2012 Körfez'e büyüteç
    • 22 Temmuz 2012 Tarih yolları kesiştirince...
    • 4 Nisan 2012 Demokrasiyi taçlandırmak
    • 1 Nisan 2012 Suriye aktörleri
    • 4 Mart 2012 Fıkra gibi
    • 1 Şubat 2012 Konsey'i beklerken
    • 16 Ekim 2011 1961 Ekim'i
    • 26 Eylül 2011 New York'tan dönüş gündemi
    • 20 Ağustos 2011 Şam'la satranç
    • 12 Ocak 2011 Aslında biz bize yeteriz
    • 8 Ocak 2011 Referandum
    • 26 Aralık 2010 Krizin öbür yüzü
    • 27 Kasım 2010 Senede bir gün
    • 18 Kasım 2010 Savaş Lordu
    • 16 Kasım 2010 Beşik sallanıyor
    • 9 Ekim 2010 Sri Lanka modeli
    • 26 Eylül 2010 Dolmabahçe'de medyatik kahvaltı
    • 28 Ağustos 2010 BDP'lilerin söylemleri
    • 30 Haziran 2010 Ortaklık
    • 15 Mayıs 2010 Atina'dan

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,838 µs