En Sıcak Konular

Mustafa Karaalioğlu


Mustafa Karaalioğlu
0 0 0000

151 oy neyi anlatıyor



Muhteşem çelişki’ diye buna denir herhalde... İçeride üç ayda bir nükseden gerilim ve tartışma atmosferi, tartışmadan öte amansız bir çatışma söylemi. Temel sorunun ne olduğunu biliyoruz. Kimse kimsenin hukukuna, hakkına saygı göstermeye niyetli değil. Üzerine geleneksel yanlış roller ve hak edilmemiş pozisyonların baskısı da eklenince, sorunları demokrasi ve hukuk ölçüsüne vurduğunuzda bile sorun çözülemiyor. Çünkü, herkesin hukuku herkesin demokrasisi bir başka kitaptan okunuyor.

Asker siyasetten çekilecek, siyaset gücünü sonuna kadar kullanacak, bürokrasi gücünü hukuktan alacak, medya sadece medya görevi yapacak, toplum hesap sorarken hep aynı ölçüyü kullanacak, vs...

Elbette bütün bunlar bir gün gerçekleşecek, önce üsluplar sonra da pozisyonlar düzelecek.

Ama muhteşem çelişki içerideki çelişkilerimizin toplamı değildir. Çelişki, bu tablonun tamamen zıddı bir uluslararası yükseliş yaşanıyor olmasıdır. Türkiye, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçildi. Hem de 192 üyeden 151’inin oyunu alarak. Bu yüksek oy, üyeliğin kendisinden daha önemlidir.

Avrupa Grubu’ndan oylamaya girdik ve diğer iki adaydan çok daha fazla oy alarak seçildik.

Diplomaside ölçek büyüdü

Türkiye, içeride neyse dışarıda tam onun karşıtı bir gücü temsil ediyor.

Ankara, üç yıldır Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakeresi yürütüyor.

Aynı anda başka masalarda da oturuyor...

Bombalar patlarken Kafkasya’daki krizin tam ortasında çözümü zorluyor.

O çözüm mesaisi sürerken İsrail ile Suriye arasında Golan sorunu için kurulan masanın tam ortasında oturuyoruz. Masayı biz kurduruyoruz zaten.

Lübnan’daki siyasal krizler için yürüyen diplomasinin merkezinde de Ankara bulunuyor.

Ankara aynı zamanda, Kosova’da bağımsızlığa giden yolun bir yerinde.

Güvenlik Konseyi üyeliği için Gül, Erdoğan, Babacan’dan başlayarak yukarıdan aşağıya çok çalışıldı ama 151 oyu getiren asıl faktör Türkiye’nin zaten dünya güvenliği sistemi içinde bulunuyor olmasıdır.

Yakın zamana kadar bütün bölgesel gerilimlerdeki en iyi politika ‘Sakın karışmayalım’dan ibaretti. Gücümüz yoktu karışamıyorduk ama kendimizi bunun tarafsızlık olduğuna inandırmıştık. Şimdi ise hükümet Gürcistan krizine 12 saat geç müdahale ettiği için eleştiriliyor. Aradaki farkın tek izahı var; diplomaside ölçek büyüdü. Yıllardır ülkenin uluslararası ufkunu esir alan ‘bekle-gör politikası’ aslında imkansızlığın ve güçsüzlüğün politikasıydı; bugün adı bile anılmıyor.

Küçük bir kıyaslama yeter. 2000’li yıllara kadar dünya basınında Türkiye’nin adının nasıl geçtiğine bakalım; bir de bugün. Kıyaslamaya devam edelim. Türkiye, o yıllarda BM yarışına girseydi bugün aldığı oyun ne kadarını alırdı...

Blair’in Türkiye analizi

Bir de küçük ‘aktüel’ anekdot. Eski İngiltere Başbakanı Tony Blair geçtiğimiz hafta Türkiye’deydi. Başbakanla, bakanlarla görüştü. Döneceği günün gecesinde, Başbakan’ın Dış Politika Başdanışmanı Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nun telefonu çaldı. Davutoğlu, İngiltere Büyükelçiliği’nden aranıyordu. Gitmeden önce Blair’le bir kahvaltı mümkün olabilir miydi? Davutoğlu o sabah Blair’le kahvaltıda buluştu. Kendisi de Ortadoğu’daki sorunlar için arabulucu rolü üstlenen eski Başbakan uzun sohbetin sonunda şunları söyledi.

‘Türkiye olmadan bölgedeki hiçbir sorun çözülemez. Özel bir rolünüz var!..’

İçeride birbirinin ayaklarına yapışan, ülkeye adım attırmayan bir anlayış. Dışarıda ise bambaşka bir tablo... Türkiye bu muhteşem çelişki içinde yolunda ilerliyor.


Terim’in maaŞI


Milli Takım Teknik Direktörü Fatih Terim maaş artışı konuşuluyor. Ne kadar alacak, maaşı ne kadar artacak? Ekonomik kriz olunca bu tartışma daha da ateşleniyor. Hoca’nın parayı artırmak için alttan alta çalıştığı iddiaları falan...

Rahmetli Hasan Doğan anlatmıştı. Terim’le anlaşmak için odaya kapanıyorlar, görüşme uzadıkça uzuyor. Dışarıda, acaba pürüz mü çıktı, rakamda mı anlaşamadılar, merakı. Kapı açılıyor, Hasan bey tebessümle meraklı bakışları cevaplıyor: ‘Para mı? O konuyu konuşmak bir dakika bile sürmedi.’

Federasyonun başında şimdi Hasan Doğan ekolünden sakin, komplekssiz ve değerli bir genç var: Mahmut Özgener... Aynı üslup, aynı anlayış, aynı felsefe devam ediyor.

Özgener anlattı:

‘Hoca ile Belçika maçı öncesinde yeni dönem anlaşması için oturduk. Sıra maaşa gelince, ‘Konu milli takım olunca ben para söyleyemem’ dedi. Önceki akşam yine oturduk. ‘Hoca para!’ diyecek oldum yine aynı tavır. ‘Tamam ama hakkındır bir şey söyle’ dedim yine söylemedi. Terim’in dünyasında pazarlık diye bir şey yok ama bir de medyada onun ve bizim hakkımızda yazılanlara bak...’

Türkiye Milli Takımı FIFA klasmanında 10. sırada. Türk futbol ekonomisi sponsorluk ve endüstriyel gelirlerle 6. sıraya kadar yükseldi. Milli takım hocamız, bu klasmandaki bütün rakiplerin çok altında kazanıyor. Bir örnek... Fenerbahçe’nin İspanya’yı şampiyon yapan teknik direktörü Aragones bu yol 3.5 milyon Euro’ya imza attı. Mesela, bir sezonun altında çalışacak Mustafa Denizli’nin bile kontratının 1.5 milyon Euro olduğu söyleniyor.

Avrupa’dan hiç örnek vermeyelim çünkü fark daha da büyük.

Terim’in Avrupa Şampiyonası dönemi de dahil şu andaki yıllık kazancı 1 milyon Euro’nun altında. Bırakın Avrupa’yı Türkiye’de bir takım çalıştıracak olsa şu andaki kazancının az bir buçuk katını alacağı belli.

Terim bazılarımız için biraz antipatik, bazılarımıza da ne yapsa yaranamayacak ama karar verirken adaletten sapmayalım. Bu şartlar altında Terim’e yıllık ne kadar verilmeli bir kez daha düşünelim. Düşünürken de kimsenin gözünü oymayalım.

star



Bu yazı 507 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 29 Nisan 2011 Erdoğan ne yapmış oldu?
    • 26 Ocak 2011 CHP değişmese ne olur?
    • 27 Eylül 2010 ''Seçkinler'' demokrasiye entegre olacak mı?
    • 3 Haziran 2010 İsrail’in başındaki bela
    • 14 Aralık 2009 DTP KAPALI, PKK AÇIK Bu karar kimi cezalandırdı?
    • 24 Kasım 2009 Aynı analiz, aynı nakarat
    • 6 Ağustos 2009 Ayıp
    • 28 Temmuz 2009 367’nin mucidine bir küçük soru
    • 2 Aralık 2008 Ergenekon davası nasıl başarısız olur?
    • 30 Kasım 2008 Erdoğan’ın en önemli seçim vaadi
    • 19 Ekim 2008 151 oy neyi anlatıyor
    • 17 Eylül 2008 Satır aralarından Başbuğ
    • 8 Mayıs 2008 O yemekte ne konuşulmadı
    • 13 Nisan 2008 ‘AB şimdi’nin iki faydası
    • 10 Mart 2008 CHP’den başka küçülen Atatürk kurumu var mı?
    • 14 Ocak 2008 Alevi ezberleri
    • 1 Ocak 2008 ‘2007’nin en önemli olayları’ listem
    • 24 Kasım 2007 Kritik operasyon soruları
    • 5 Temmuz 2007 MHP siyasetini bekleyen yüzleşme
    • 28 Haziran 2007 ‘Gül olamaz’ daha iyi bir gerekçeydi

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,342 µs