En Sıcak Konular

Ismet Berkan


Ismet Berkan
0 0 0000

Ermenistan’dan doğan imkânlar



Sabah sabah Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Deniz Baykal’ı dinliyorum NTV televizyonunda, Murat Akgün’ün sorularını cevaplıyor.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün neden Ermenistan’a gitmemesi gerektiğini anlatmaya başlarken üç temel sorun alanından söz etti Baykal. Mealen aktarıyorum: 1. Ermenistan, Türkiye’nin toprak bütünlüğünü tanımıyor;
2. Daha önce Asala terörüne destek veren Ermenistan, soykırım iddiasıyla Türkiye’yi sıkıştırıyor; 3. Ermenistan, Azerbaycan toprağını işgal altında tutuyor.
Doğru, Ermenistan, Türkiye’nin Doğu Anadolusu başta bazı bölgeleri için ‘Batı Ermenistan’ nitelemesini yapan bir Anayasa’ya sahip. Ayrıca Türk-Ermeni sınırını belirleyen Kars Antlaşması’nı tanıyıp tanımadığı da net değil.
Ancak unutulmaması gereken bir şey var: Türkiye’nin toprak bütünlüğünü tanımayan tek ülke Ermenistan değil. Mesela Suriye, Hatay’ın kendisine ait olduğu iddiasında. Bu iddia var diye Türkiye Suriye ile düşmanca ilişki sürdürmüyor. Suriye, PKK’ya merkezlik yaparken bile Türkiye’nin Şam’daki Büyükelçiliği ve ülkedeki konsoloslukları çalışmalarını sürdürüyordu, Türk Başbakanları bu ülkeye gidiyordu,
Suriye’den de bakan seviyesinde konuklar Ankara’da ağırlanıyordu.
Ermenistan devletinin Asala’ya destek verdiği iddiası benim için yeni. Bugünkü Ermenistan bağımsız olduğunda Asala çoktan dağılmıştı. Baykal’ın kastettiği Ermeni Sovyeti ise o zaman da adres yanlış, bugün Asala’nın bir KGB operasyonu, yani Moskova’dan yönetilen bir operasyon olduğunu herkes biliyor artık. Ama Ermenistan’ın dünya parlamentoları soykırım iddiasını kabul etsin diye çaba gösterdiğine kuşku yok. En azından yakın zamana kadar bu yapılıyordu.
Fakat Abdullah Gül’ün Ermenistan ziyaretini yapılabilir kılan en önemli gelişme, bu ülkenin görüşmek için soykırımı kabul önkoşulunu kaldırmış olmasıdır. Bunu unutmamak lazım.
Türkiye’nin Ermenistan sınırını kapalı tutmasının ve bu ülkeye bir çeşit ticaret ambargosu uygulamasının ardında yatan başlıca sebep bu ülkenin Azerbaycan topraklarını işgal altında tutuyor olması. Dün Baykal, ‘Bari iki-üç köyden çekilmesini sağlasaydı Türkiye’ diyerek bu seyahatin bir taviz anlamına geldiğini öne sürdü.
Bu, hemen söyleyeyim, epey karmaşık bir sorun olan Karabağ ihtilafını eğer bilmemekten kaynaklanmıyorsa, sorunu çok ama çok hafife almak anlamına gelir ve Deniz Baykal’a yakışmaz.
Esasen, Ermenistan ve Azerbaycan, en üst seviyede bu sorunu konuşuyorlar ve karmaşık meseleye epey karmaşık bir çözüm formülü üzerinde duruyorlar. Bu konuşmalarda, son 12 yılda en az üç kez anlaşmanın eşiğine kadar gelindiğini ama son dakikada Rusya etkisiyle anlaşmanın gerçekleşmediğini bütün dünya biliyor.
Türkiye, bu anlaşma olmamaya devam ettiği halde kendi politikasını değiştireceğini ve mesela Ermenistan sınırını açacağını söylemedi, söyleyeceğini de sanmıyorum.
Ama öte yandan Türkiye’nin iki ülkeyi anlaştırmakta çok yardımcı olabileceğini de görmek lazım. Burada mesele, biraz da Ermenistan’ın Batı ittifak sistemiyle yakınlaşmasının anahtarını Türkiye’nin elinde tutması meselesi.
Yani Ermenistan, Rusya yerine Batı ittifakının kanatlarının altına girmek istiyorsa, aynı anda hem Türkiye hem de Azerbaycan’la anlaşabilir. Mesele bir güvenme meselesi. Şurası açık: Ermenistan, tek başına Azerbaycan’a ve onun vaat edebileceklerine güvenmiyor, o yüzden Rusya’nın sözünden çıkmıyor son tahlilde.
Ama Türkiye ona Batı’yla bağlantı güvencesi verebilirse, o zaman Rusya’yı devreden
çıkarabilir Erivan.
Şimdi Rusya’nın Kafkasya’da ağırlığını hissettirdiği bir dönemde, Moskova’nın Ermenistan kalesini kaybetmesi çok anlamlı olur ve Türkiye’nin burada oynayacağı rol küçümsenmemeli.
Geçen gün Cengiz Çandar da yazdı, Cumhurbaşkanı Gül, doğuya giderken batıyı keşfeden, batıyla karşılaşan Kristof Kolomb gibi olabilir. Ben Türk diplomasisinin bunu hesaplamadığını düşünmüyorum.
Böyle bir adım, Türkiye için sadece bir komşusuyla daha barışma ve yüzyıldan uzun zamana yayılan Ermeni meselesini hal yoluna koyma fırsatı olmakla kalmaz, ülkemizi Batı açısından biraz daha vazgeçilmez kılacak sonuçlara da yol açabilir.
Öte yandan, Abdullah Gül’ün ve dolayısıyla Türkiye’nin maç bahanesiyle yapılacak bir seyahatten ötürü kaybedeceği hiçbir şey olamaz. En fazla, Ermenistan’la zaten başından beri devam eden ilişkisizlik düzeyi devam eder, o kadar.
O yüzden, geziyi eleştirmek yerine, bu gezinin vaat ettiği imkânlara odaklanmak sanki daha iyi. Muhalefet olmak demek her şeye karşı olmak demek olmasa gerek.

 



Bu yazı 459 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 15 Temmuz 2012 ‘Tanrı Parçacığı’ bize neler vaat ediyor?
    • 10 Mart 2012 Tartışmayı içerikten biçime kaydırmak
    • 25 Haziran 2011 PKK dağdan nasıl iner
    • 26 Şubat 2011 1968 neden 68’de olduysa, şimdi de isyanlar ondan oluyor
    • 26 Aralık 2010 Seçim soruları: AK Parti kaç alacak, ya CHP?
    • 2 Kasım 2010 PKK’nın içine girdiği açmazı görmek
    • 31 Ekim 2010 ‘Kırmızı Kitap’efsanesinin sırları
    • 27 Temmuz 2010 Askeri vesayetin hukuki altyapısı
    • 24 Temmuz 2010 Enerji stratejimiz var mı?
    • 21 Temmuz 2010 Sahiden 12 Eylül'ü mü oylayacağız?
    • 14 Temmuz 2010 İran çelişkileri ve iç politika yansımaları
    • 7 Temmuz 2010 Liderler neden görüşecek, neyi görüşecek?
    • 5 Temmuz 2010 Dindar solcular
    • 3 Temmuz 2010 Kılıçdaroğlu, bu kafayla hiçbir şeyi çözemez!
    • 26 Haziran 2010 Hep aynı denklemin içine sıkışmak
    • 24 Haziran 2010 Eşit yurttaşlığa dayalı demokratik cumhuriyet
    • 13 Haziran 2010 Karpuz gibi ortasından ikiye bölünmüş ülke...
    • 6 Haziran 2010 Mahkûmun açmazı: Hayattaki karşılığı
    • 24 Mayıs 2010 Maalesef bizde hattı muhalefet yoktur, sathı muhalefet vardır
    • 4 Mayıs 2010 Eski defterleri açmak...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,979 µs