En Sıcak Konular

Gülay Göktürk


Gülay Göktürk
0 0 0000

Ya ''başını aç'' derse?



Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, daha önce yerel mahkeme tarafından verilen kararı bozarak, kocanın karısına başını örtmesi için baskı yapmasını "sosyal şiddet" sayarak boşanma sebebi saydı.
 
Adamın yaptığı baskıya neden sosyal şiddet dendiğini anlayamadım. Ortada iki kişi var ve biri diğerine bireysel baskı yapıyor; bu baskı psikolojik olabilir, ekonomik olabilir, hatta fiziksel olabilir ama sonuçta bireyseldir. Toplumu işin içine katmanın mantığı ne?

Her neyse, kararı elbette desteklemek gerekir. Bir evlilik içinde, bu olaydaki gibi yaşam tarzına ilişkin çelişkiler ortaya çıktığında, taraflar öncelikle birbirlerini iknaya ve uzlaşmaya çalışırlar. Ama uzlaşma mümkün değilse, çözüm birinin diğerine istediğini baskıyla yaptırması değil, evliliğin bitmesi olur. Buraya kadar her şey normal...

Ama kararın gerekçelendirilişinde kullanılan bir cümle var ki, doğrusu bir çuval inciri berbat ediyor: "Kocanın karısını çağdaş kıyafetlere aykırı giyinmeye zorlaması"...

Bu cümleden anlıyoruz ki, Mahkeme, eşlerden biri diğerine belli bir kıyafet biçimini - nasıl bir kıyafet olursa olsun- zorladığı için değil, "çağdaş kıyafetlere aykırı giyinmeye" zorladığı için boşanmaya karar vermiş. Bu ifadeye göre koca karısına başını aç diye baskı yapsa, mahkeme aynı kararı almayacak.

Oysa, koca "aç" dese de "ört" dese de baskı aynı baskıdır ve boşanma sebebi olacaksa her iki durumda da olması gerekir. Ama mahkeme kararı öyle demiyor. "Kocanın karısını çağdaş kıyafetlere aykırı giyinmeye zorlaması" ifadesini özellikle kullanıyor.

Çünkü mahkeme yaşam tarzları arasında taraf tutuyor. Birini iyi, birini kötü görüyor ve kadını kötü olandan korumaya çalışıyor.

Oysa mahkemeler kendilerine göre iyi-kötü; çağdaşçağdışı gibi tarifler yapıp böyle sübjektif tanımlar üzerinden kararlar alamazlar. Onlar için sadece suç olan ve olmayan vardır. Tek tek heyet üyelerinin başörtüsü konusundaki düşünceleri ne olursa olsun, heyet olarak, farklı yaşam biçimlerine eşit mesafede durmaları gerekir.

Bir an için heyetin bakış açısından baksak ve baş örtmeyi çağdışı saysak bile, yasalarımıza göre çağdışı olmak da suç değildir; insanların çağdışı olma gibi bir hakları vardır ve mahkemeler onların bu hakkını korumakla yükümlüdür.

Kaldı ki, mahkeme kararını bir çağdaşlık tanımına dayandırmakla, bundan sonrası için de içinden çıkılmaz sorunlara yol açmış oluyor. Düşünün, yarın öbürgün bir kadın "eşim benim üstsüz denize girmeme izin vermiyor, baskı yapıyor" diye boşanma davası açsa ve bu kararı emsal gösterse, dilekçesinde de uzun uzun üstsüz denize girmenin mayolu girmekten daha çağdaş bir tarz olduğunu iddia etse ne olacak?

Öyle ya; "çağdaş"ın da "çağdaş"ı var! Acaba mahkemelerimiz aile içindeki giyim kuşam kavgalarında "çağdaşlık" çıtasını nereye koyacak? Üstsüz mayo ya da mini etek, ya da askılı elbiseye izin vermeyen kocayı da "çağdaş kıyafetlere aykırı giyinmeye zorlamakla" mı suçlayacak; yoksa "Yok artık deve!" mi diyecek?

Türkiye'de çok sayıda kadının kendi iradesi dışında - baba, koca ya da erkek kardeş baskısıyla- örtünmek zorunda kaldığını biliyoruz. Ama aynı zamanda, çok sayıda kadının yine kendi iradesi dışında -devlet baskısıyla - başını açmak zorunda kaldığını da biliyoruz.

Aslında birbirinin zıddı gibi görünse de sorunun kaynağı aynı. Baskıcı baba- koca da, devlet de kadını bağımsız ve yetkin bir birey olarak algılamayı bir türlü beceremiyor. Her ikisi de kadını kendisi için neyin doğru olduğuna kendi başına karar verme yeteneği olmayan, hayat boyu rüştünü ispat edemeyen "çocuk-insan" olarak görmekte ısrar ediyor.

Baba ya da koca onu "toplumdaki kötülüklerden korumak ve dinini daha iyi yaşamasını sağlamak için" başını örtmeye zorluyor; devlet de önce başını örten bütün kadınların bunu ailedeki erkeklerin baskısıyla yaptığı gibi bir varsayım üretip sonra da onları bu baskıdan kurtarmaya, zorla "çağdaşlaştırmaya" soyunuyor. Bu arada olan, her durumda bireysel iradesi hiçe sayılan kadınlara oluyor.

bugün



Bu yazı 451 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 28 Eylül 2012 Susmak için artık çok geç
    • 24 Eylül 2012 Darbecilik mahkûm oldu
    • 21 Eylül 2012 7 adımda çözüm planı
    • 14 Eylül 2012 Libya
    • 25 Ağustos 2012 Kürtler'i PKK'dan korumak
    • 8 Ağustos 2012 Tehditle canlı kalkan olunur mu?
    • 30 Temmuz 2012 Suriye Kürdistanı
    • 2 Temmuz 2012 Zana kimi, neyi temsil ediyor?
    • 18 Haziran 2012 Kılıçdaroğlu Bahçeli'nin arkasına saklanıyor
    • 15 Haziran 2012 Olmayacak duaya amin
    • 11 Haziran 2012 Oslo süreci yeniden mi?
    • 8 Haziran 2012 Erdoğan-Kılıçdaroğlu görüşmesi
    • 4 Haziran 2012 Ses kayıtları
    • 30 Mayıs 2012 Parti kongreleri neden yapılır?
    • 21 Mayıs 2012 Sivil bayramlar dönemi
    • 11 Mayıs 2012 Yine mi?
    • 9 Mayıs 2012 Solun resmi tarihi
    • 25 Nisan 2012 Keşke CHP bölünse
    • 11 Nisan 2012 Kafası karışık bir Demirtaş
    • 9 Nisan 2012 Nizam-ı alem

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,076 µs