En Sıcak Konular

Mümtaz'er Türköne


Mümtaz'er Türköne
0 0 0000

Acıların Kürtlüğü ve Türklüğü



Acıların en büyüğü ölüm. "Kürt sorunu" aynı zamanda binlerce ölümün büyüttüğü bir acı. "Sorun çözmek" acıları ortadan kaldırmıyor; belki sadece istikbaldeki acıları önlüyor.
Abant Platformu'nda Kürt sorununa makûl ve kalıcı bir çözüm ararken ister istemez acıların tam da sinir uçlarında dolaştık. Kendi adıma, iki hanımla üçüncü bir hanımın sözleri üzerinden karşı karşıya gelişimin arkasında, acılarla mantığın dili arasındaki uyumsuzluğun payı olduğunu düşünüyorum. İki hanım, Bejan Matur ve Leyla İpekçi sorunların tam yüreğine giden yolu ve bu yolda önünüze çıkan zorlu acıları aydınlatıp yansıtmakta çok usta yazarlar. Tartışmanın konusu ise Hakkârili bir avukat olan Rojbin Tugan'ın denizden bir katre misali sıraladığı acılar. Sorun acılarda değil.

Yanlış olan Türk ve Kürt sıfatlarına yüklediğimiz anlamlar. Çok kolay ve kestirmeden ayrılan "Türklerin acıları" ve "Kürtlerin acıları". Ayrım acılar üzerinden yapılınca araya kimsenin aşamayacağı çok yüksek bir duvar çıkıyor. Acıları "Türklere ait" veya "Kürtlere ait" diye ayırdığınız zaman, acıların etnik kökenini aşacak bir hümanizmi veya kardeşliği üretmeye kimsenin mecali kalmıyor. Beni isyan ettiren ise Rojbin Tugan'ın "Şu kadar Kürt köyüne karşı kaç tane Türk köyü boşaltıldı?" sorusu oldu. Ben bu soruda öncül olarak yer alan ırkçılık kadar keskin ve acımasız bir ırkçılığı hiç kimsenin üretemeyeceğini düşünüyorum. Irkçılık her zaman üstünlük taslayarak yapılmaz. Siyonizmde görüldüğü üzere yaşanmış acılar üzerine de inşa edilebilir. Rojbin Tugan'ın öncülü beni Türk olarak dışlıyor, suçluyor ve yabancılaştırıyor. Ben bir Türk olduğuma göre boşaltılan Kürt köyleri benim meselem değil; bir tek Türk köyü bile boşaltılmadığına göre üzülmem için bir sebep yok. Böyle bir muhakeme olur mu? Bu muhakeme benim için en değerli, en insanî olan bir hakkı, bir acıyı hissetme hakkımı elimden alıyor. Daha doğrusu elimden alma iddiasında bulunuyor. Ben bir Türk olarak Güneydoğu'da yaşanan acıları hissedemem ve o acılara ortak olamam. Gelen şehit cenazeleri benim acım, dağda hayatını yitiren genç Kürtlerin acısı olur. Öyle mi? Peki o zaman neyi konuşuyoruz? Hangi sorunu çözmeye çalışıyoruz?

Temel tezim şu: Türk ve Kürt kelimeleri birbirinin muadili değil. Bu muadil olmama durumu bir hiyerarşiyi değil, sadece heterojenliği içinde barındırıyor. Kürt, otokton bir halka, bir dile, bir etnik homojenliğe atıfta bulunurken, Türk kelimesi üzerinde epeyce uluslaşma ameliyesi gerçekleştirilmiş heterojen bir topluluğa işaret ediyor.

"Kürt bilgesi" Abdülmelik Fırat'ın Abant Platformu'nda sıraladığı anekdotların içinde bile bu heterojenliğe dair izler vardı. Cumhuriyet tarihi boyunca Kürtleri en ileri noktada yok sayan kişi olarak Cemal Gürsel örnek gösterildi. Hatta Kara Kuvvetleri komutanı iken Başbakan Adnan Menderes'e sunduğu 2.500 önde gelen Kürt'ün idamına dair bir projesinden bahsedildi. Toplantıda birkaç kişinin tekrarladığı bu misalde, ısrarla atlanan bir ayrıntı vardı. Cemal Gürsel'in kendisi de Kürt idi. Bugün Kürt siyaseti izleyenlerin "Hain Kürtler" olarak niteledikleri Kürt kökenli devlet adamları ve aydınların Türk ulus devletinin inşası sürecinde çok önemli katkıları var. Bu katkılara, Cumhuriyet'in ideolojik rotasını çizen aydınlardan, Kürt isyanlarını bastıran devlet adamlarına kadar çok sayıda örnek verilebilir. Bunlar birer istisna değil. Bir ayrıma dikkat edilirse bize önemli bir şeyi anlatıyor. Bu insanların kuruluşuna ve sağlamlaştırılmasına katkıda bulundukları "ulus-devlet"in "ulus"unu değil "devlet"ini önemsediklerini.

Kurtuluş Savaşı'nı örgütleyen ve Cumhuriyet'i kuran kadroların (sivil-asker seçkinlerin) ortak niteliklerine bakalım. Bu kadrolar ya Çerkez'dir, ya da Makedonyalıdır. İki grubun ortak paydası ise doğup büyüdükleri veya ata diyarı olan topraklardan sürülmüş olmalarıdır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ana yurtlarını kaybetmiş olanların sığınağı ve savunma hattı olarak kurulduğu için, onu yaşatacak ulus "mümkün olan"la yani Türklerle oluşturulmuştur. Bu durum bir hiyerarşiyi değil, sadece heterojenliği yansıtır.

Öyleyse sorun "Türk" veya "Kürt"te değil, ulus devletin "devlet"indedir. Çözüm, Türk'le Kürt arasında kalın ve yüksek duygu duvarları örmek değil, devleti demokratikleştirmektir.

zaman



Bu yazı 939 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Eylül 2012 Bu sefer çözülecek mi?
    • 16 Eylül 2012 Din eğitiminde devlet tekeli kalkıyor
    • 14 Eylül 2012 Siyaset, artık dine alet edilmiyor!
    • 13 Eylül 2012 CHP, PKK ile müzakere yapabilir mi?
    • 9 Eylül 2012 Merkez Sağ'ın son noktası
    • 7 Eylül 2012 Başbakan sertleşmekte haklı mı?
    • 28 Ağustos 2012 Hükümet haklı çıktı
    • 26 Ağustos 2012 Kawa ve Ergenekon
    • 24 Ağustos 2012 Terör sorunu ayrışıyor
    • 17 Ağustos 2012 Hem şiddet üreten, hem barış isteyen bir örgüt
    • 16 Ağustos 2012 'Paralel devlet'in iflası
    • 12 Ağustos 2012 Kürt, Türk, Alevî ve Sünni olmak
    • 10 Ağustos 2012 Yangını kim söndürecek?
    • 5 Ağustos 2012 Ordulaşan partiler ve partileşen ordular
    • 22 Temmuz 2012 Davutoğlu haklı çıkarsa?
    • 17 Temmuz 2012 'Hücre yenilenmesi'
    • 29 Haziran 2012 ÖYM'leri kaldırması için hükümete yetki verdiniz mi?
    • 24 Haziran 2012 Türkiye savaşa girer mi?
    • 21 Haziran 2012 Teröre teslim olmak
    • 19 Haziran 2012 Çözüme yakın mıyız?

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,133 µs