En Sıcak Konular

Uğur Dolgun



Uğur Dolgun
0 0 0000

Giderek DP’leşen AKP’yi kim kurtaracak?



Bilmem farkında mısınız, iş giderek rayından çıkmakta…

Önce, karşılıklı söz düelloları ve restleşmeler vardı.

Ardından, manifesto niteliğindeki bildiriler geldi.

Bir ara, derin devlet stratejik eylemlere girişmek üzereyken iş üzerinde yakalandı. Üstelik de, karşı taraftakiler işi usulca ve usulüne göre gayet iyi götürmekteyken…

Derken, “bir sizden bir bizden” mantığıyla işleyen ve -ancak cuntacı rejimlerde görülen bir uygulamayla- seksen yaşındaki aydınları sabahın köründe yatağından kaldırıp gözaltına almaya kadar giden yıkıcı bir hesaplaşma gündeme geldi.

Tam ortalık duruyor derken, görülen o ki kılıçlar yeniden çekilmekte. Söz düelloları ve manifestovari bildiriler birbirini izlerken; yargının giderek siyasallaşması, yeni ve olası olarak daha yıkıcı bir sürecin habercisi…

Ancak unutulmamalı ki, böyle bir gidişat hiçbir zaman hayırlı sonuçlara yol açmadı ve açmayacak da…

Bunun nereye vardığını daha önce gördük!

***

Dikkat edilirse, DP ile AKP’nin ikinci dönemleri ciddi benzerlikler taşımakta. Özellikle de yapılan hatalar açısından…

DP, statükocu ve faşizan bir işleyişe karşı -hem de seçim sandıklarında yapılan her türlü katekulliye rağmen- kazandığı siyasi zaferin ardından iktidara gelirken, sadece halkın değil aydınların da büyük kısmının desteğini almıştı. Kendisini destekleyenler içinde, muhafazakar ve liberaller kadar sosyalist ve Marksist kanattan da ünlü isimler bulunmaktaydı. Ancak ikinci dönemlerinde gerçekleştirdikleri -ve zihniyet olarak tek parti döneminin mirası olan- antidemokratik ve faşizan uygulamalar nedeniyle, bırakın sosyalistler ile Marksistleri liberal ve muhafazakar anlayışta olan aydınların bile büyük kesimiyle yolları ayrılmıştı.

DP, kendisini savunacak beyin takımını oluşturmak için -sonradan trajikomik biçimde ters tepen bir silaha dönüşecek olan- ODTÜ’yü kurmuştu. AKP, aynı yolu art arda açtığı taşradaki tabela üniversiteleri yoluyla deniyor.

DP, en keskin ayrımcılığı -basını ve muhalefeti soruşturmak amacıyla, gazete kapatmaktan muhalif düşüncede olanları tutuklamaya kadar vardıran- Tahkikat Komisyonu gibi bir uygulamayla hayata geçirmişti. AKP, bunu -gerek TMSF gerekse akraba ve yakınlar yoluyla- gazete ve televizyon sahibi olarak gerçekleştirmekte…

DP, devletçi-seçkinci kesimin tümünü direkt olarak hedef alamadığından, yetinmek zorunda kaldığı muhalefet partilerine karşı halkı “Vatan Cephesi” adını verdikleri -katılanların adlarının radyodan okunarak ilan edildiği- antidemokratik bir uygulama çerçevesinde örgütlemişti. AKP, günümüzün demokratik temayüllerinden dolayı bunu doğrudan yapamasa da, sahip olduğu medya kuruluşları ve köşe yazarları vasıtasıyla benzer uygulamalara sık sık imza atmakta…

Sonuçta, bir yandan arka arkaya toplumun birçok kesimleri kaybedilirken diğer yandan da ortam gerildikçe geriliyor.

Elde kalanlar, sadece halk çoğunlu…

***

Ancak DP gibi AKP’nin de gözden kaçırdığı temel nokta, toplumsal yapılanmamızda sistemin ve siyasi yapının “devletçi seçkin” kesimlerin egemenliğinde olduğu gerçeği…

Yani, son sözü bu kesim söyleyecektir.

Yoksa demokrasi, sivil toplum, özgürlük, bireycilik, vb. gibi temel kavramlara sahip olmayan halk gerçekten de güdülmeye son derece açıktır.

Daha önce de belirttiğim gibi, tepkisini sandıkta verir ama darbeler ve olağanüstü durumlar söz konusu olduğunda köşesine siner kalır.

Bu nedenle, nihai aşamada ne sandıktaki halk desteği ne de dış dünya ve AB faktörleri kurtarıcı olacaktır…

Öncelikle maazallah diyelim ama, gelen ecel ile cami duvarı arasındaki doğrusal bağlantı da yadsınamayacak bir gerçek...



Bu yazı 915 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 25 Eylül 2008 Asabı bozuk bir adamın portresi…
    • 18 Eylül 2008 Basını bekleyen tehlike?
    • 11 Eylül 2008 Yetenek önemli tabii!
    • 8 Eylül 2008 Başbakan tarihi gerçekleri de göz önüne almalı
    • 2 Eylül 2008 Biri hepimizi gözetliyor…
    • 25 Ağustos 2008 Büyükşehirlerdeki aşiretler ve terör!
    • 16 Ağustos 2008 Kontrolsüz güç!
    • 7 Ağustos 2008 Alın size Ergenekon yazısı…
    • 28 Temmuz 2008 32 kısım tekmili birden…
    • 11 Temmuz 2008 Gündemi tatil sonrasında okumak (ya da okuyamamak…)
    • 23 Haziran 2008 Tatil düşleri…
    • 16 Haziran 2008 Önümüzdeki yerel ve genel seçimlerin sonucu zaten belli…
    • 11 Haziran 2008 Giderek DP’leşen AKP’yi kim kurtaracak?
    • 6 Haziran 2008 Ya istiklal ya…
    • 3 Haziran 2008 Peki, ya sonuç?
    • 27 Mayıs 2008 Aileden Sorumlu Devlet Bakanı nerede?
    • 19 Mayıs 2008 19 Mayıs’ta İngiltere Kraliçe’sinin ziyaretini değerlendirmek
    • 15 Mayıs 2008 Magandalardan lahmacun cinayeti…
    • 10 Mayıs 2008 “Dindar” değil “dinci” olunca…
    • 6 Mayıs 2008 Siyasi istikrar…

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,816 µs