En Sıcak Konular

Leyla İpekçi


Leyla İpekçi
0 0 0000

'Temel ilkelerin iktidarı'yla evrensel adalet mümkün mü?



Rejimin temel ilkelerini korumak... Bu cümleyi her duyduğumda, bunu sarf eden kişilerin adalet ve hakkaniyet anlayışlarına olan aşırı güveni beni irkiltir.
Çünkü rejimi koruma görevine sadece bazı vatandaşları layık bulurlar. Herkese karşı adaletli davranmak yerine sadece belli bir biçimde düşünenlerin daima haklı olacağına inanarak adil olunabilir mi bilmiyorum. Ama adaletin ölçüsü vicdanlı olmak değil de belli bir ideolojiyi savunmak olarak belirlendikçe, hakkaniyetli davranmak da giderek zorlaşıyor. Hepimiz için.

Çünkü temel ilkeleri korumak: Masum ve gerekli bir eylem olmaktan çıkıyor bizim nazarımızda ve ayrımcılık söylemini çoğaltmaya başlıyor. Buradaki anlamıyla 'temel ilkeler' ne demek aslında? Bu ilkeleri koyanların belirlediği ve tartışılmaz olarak tanımladığı ilkeler. Elbette hayatın akışı içerisinde pek çok kez 'temel ilkeler'i belirleyenler çıkacaktır. Ama bu rol, ilke koyanların kendilerine bir üstünlük atfetmesine değil, vicdani kararların alınmasına hizmet ettiği sürece hakkaniyetli bir roldür.

Oysa hepimiz aynı riski paylaşıyoruz: Temel ilkeleri yazanların belirledikleri anlamlar bugünkü hakikati açıklamaya yetmediğinde, o anlamların geçerli olmayı sürdürmesi için onlara bir de kutsallık atfedilmeye başlanıyor. Kafamız karışıyor doğal olarak. Zaman geçtikçe anlamların özü aynı kalsa da algılanışının kaçınılmaz olarak değişebileceğini unutuyoruz. Dünyada veya iç dünyalarda yaşanılan her değişimin, bazı temel ilkeleri imha edeceğine inandırılıyoruz. Bu yüzden kaçınılmaz olan her değişimden korkmaya ve her değişimi tehdit olarak görmeye başlıyoruz...

Şurası çok açık: Kendi koyduğunuz ilkeler giderek salt sizin iktidarınızı pekiştirmeye yarıyorsa, 'cumhuriyetin temel ilkeleri' özgün anlamından kopmaya başlıyor demektir. Sıradan vatandaşın hukukun üstünlüğüne olan güveni sarsılıyor. Çünkü adaletin yegane ölçüsü salt bu ilkeleri koyanların hakkının korunması anlamına geliyor çoğunluğun vicdanında.

Ve ne oluyor? Giderek temel ilkelerimizin içerdiği anlamlar özlerini de yitirmeye başlıyorlar. Ortada sadece iktidarı korumanın yollarını bulmakla uğraşanlar kalıyor. Eğer biz kendimize bir rejim koruyuculuğu veya bir bekçilik misyonu üstlenmişsek hemen herkes potansiyel bir düşman halini alıyor bizim için. Rejimin temel ilkelerini 'yaşatmak' daha geniş bir ortak paydada bizi buluşturabilecekken, temel ilkeleri 'korumak' daha sözcük temelinde ayrıştırıyor bizi. Ve her ayrışma, belli bir iktidar çatışması olarak tezahür edecektir kaçınılmaz olarak...

Kendimize soruyorum ister istemez: Eğer cumhuriyeti ve ulus devletin temel ilkelerini korumak adına yaptığımız yasaların evrensel niteliğine sahiden bu kadar güveniyorsak, ilkelerimize düşman aramanın dışında başka bir yol bulamaz mıyız cumhuriyetimizi yaşatmak için? İlkelerimizin geçerliliğini pekiştirmek ille düşmanlık söyleminden medet ummakla mı mümkün olmalı?

Bir rejimin kendini yaşatmasının tek yolu: Kendi koyduğu ilkelerin tartışılmaz üstünlüğünü vatandaşlarından koruması mı olmalıdır? Hakkaniyete önem veren bir rejimin bekçileri vatandaşlarından düşman üretmeden, düşmanına göre kendini konumlamadan temel ilkelerini yaşatamaz mı? İlelebet var olmak isteyen bir rejim sevgiyle, kuşatıcılıkla, herkes için hukuk üstünlüğünü yaygınlaştırma çabasıyla mı daha sağlıklı olarak yaşar yoksa bıkıp usanmaksızın kendine vatandaşından düşman üreterek mi? Ama sorularımın dahası var: 'Hukukun üstünlüğü'nü sadece kendi etrafınızdakiler için uyguladığınız ölçüde, bunu suistimal eden gruplara, çetelere de çanak tutmaya başlamaz mısınız?

Evet bu soruları soruyorum kendimize. Ve ister istemez bir de çıkarsama yapıyorum. Eğer adaleti vicdanla ölçmek varken kendi koyduğumuz ilkelerin değişmezliğiyle ölçmeye kalkarsak ve eğer kendi koyduğumuz ilkeleri korumakla evrensel adaleti tastamam sağlayabileceğimize inanırsak: Çetelerden ve illegal örgütlerden nasıl koruyacağız cumhuriyetimizi?

 
zaman



Bu yazı 544 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 10 Haziran 2008 'Temel ilkelerin iktidarı'yla evrensel adalet mümkün mü?
    • 3 Haziran 2008 Barış Meclisi'nde, barışın ortak diliyle
    • 27 Mayıs 2008 Adaletin merkez ve çevresi
    • 20 Mayıs 2008 Güneydoğulu dillerde yaşamak
    • 13 Mayıs 2008 Orta Anadolu; Modern yerellikler, çoğul kimlikler
    • 6 Mayıs 2008 Asıl gayrimüslimler çekti bu ittihatçı zihniyetten!
    • 29 Nisan 2008 Adaleti hangi dil ile talep edebiliriz?
    • 22 Nisan 2008 Özgürlük ve barıştan korkanların 'Tam bağımsız Türkiye'si
    • 15 Nisan 2008 Hakikat, ideolojik birimlerle ölçülemez
    • 8 Nisan 2008 İktidardan indiriliş öyküleri: Hep aynı kelimelerle
    • 30 Mart 2008 Ateş ve bahçe
    • 25 Mart 2008 Taraf gazetesi nasıl 'İslamcı ve AKP yanlısı' oldu?
    • 11 Mart 2008 Zalimin diliyle hakkı savunmak
    • 4 Mart 2008 Üniversiteye tarikatlar girecek diye çeteler mi girsin?
    • 19 Şubat 2008 Başörtülüler 'herkes için özgürlük' isteyince...
    • 12 Şubat 2008 Korku tutsaklığından özgür düşünce çıkar mı?
    • 5 Şubat 2008 Ilımlı İslam, laiklik ve 'emperyalizm işbirlikçileri'
    • 31 Ocak 2008 Halkların 'kendi olma özgürlüğü'
    • 29 Ocak 2008 Türbandan korkanlar neden adaletsizlikten korkmuyor?
    • 27 Ocak 2008 Biricik olmak

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,782 µs