En Sıcak Konular

Mümtaz'er Türköne


Mümtaz'er Türköne
0 0 0000

Laiklik neden bu kadar çok tartışılıyor?



Laiklik neden bu kadar sık tartışılıyor? Neden insanı canından bezdiren yıpratıcı tartışmalara konu ediliyor?
Neden üzerinde bir mutabakat sağlanamıyor? Neden hep sisler arasında dolaşıyor, aydınlık bir tanımlamaya konu olmuyor? Gerçekten tehlike altında olmasından, birilerinin onu ortadan kaldırmak için sürekli hain ve gizli planlar peşinde koşmasından mı?

Bu soruların cevabını vermenin tek yolu var: Tartıştığımız şeyin gerçekte laiklik değil, bambaşka bir şey olduğunu fark etmek.

Laiklik bir anayasal prensip. Anayasal düzeyde güvence altına alınan, devlete temel niteliğini veren ve bizim anayasamızda olduğu gibi değişmez esaslar arasında sayılan bir prensip. Sebebi ne? Anayasal prensiplerin hiçbiri, bir İlahî emir veya dogma olmadığına göre, bu prensibin de bize dair bir sebebi olmalı. Sebebini, zaten anayasaların sebeb-i hikmeti anlatıyor. Anayasalar temel insan hak ve özgürlüklerini güvence altına alan metinlerdir. Kime karşı? Tabii, devlete karşı. Temel hak ve özgürlükleri devlete karşı güvence altına almanın sebebi, asıl tehlikenin devletten gelmesi. Laiklik prensibi, devletten gelecek en büyük tehdidin önlenmesi için icat edilmiş. Devlet bir dinden yana tavır alırsa, o dine inanmayanların tamamı tehdit altındadır. Bu tehdidi bertaraf etmenin yegane yolu devletin dinler karşısındaki tarafsızlığını temin etmek, yani devleti anayasa ile laik hale getirmektir.

Bütün anayasalar sayıca az olanlar başta olmak üzere, baskılara açık görünen zayıf toplumsal kesimleri korumak amacıyla güvenceler geliştirmeye çalışırlar. Laiklik böylece, azınlıkta kalanların güvencesidir. Bu haliyle laiklik, çoğunluğun yönetme hakkına anayasal sınırlar getiren bir prensiptir. Laikliğin din ve vicdan özgürlüğünü garanti altına almasının sebebi de budur. Bu anayasal prensip dünyanın her yerinde bu şekilde anlaşılır ve yorumlanır.

Bu anayasal prensibin, dünyadaki evrensel birikimden farklı olarak bizde başka bir renge ve kisveye girmesinin sebebini bu "azınlık" tabirinden yola çıkarak temellendirmek mümkün. Azınlık diktası ile, toplumsal anlamda azınlık olma karşısında laikliğin yerine getirdiği görev açısından ne fark vardır? Hiçbir fark yoktur. Laiklik her ikisini de korur. Toplumsal olarak azınlıkta kalanlara, anayasal güvenceler sağlayarak; azınlık diktasına ise çoğunluk yönetimi yani demokrasi karşısında gerekçeler sunarak. Öyle ya, demokrasi ile yönetilen bir ülkede elinize silahı alarak iktidara gelirseniz, demokrasi gibi evrensel bir değer karşısında kendinizi nasıl savunursunuz? Laikliğin, içinden çıkılmaz tartışmalar içinde eğilip bükülmesi, tanınmaz hale gelmesinin arkasında işte bu yalın gerçek duruyor. Sayıca az olanlar adına laikliği, tam bir demokrasi prensibi olarak temellendirmek ve savunmak kolay. Bir askerî diktanın laikliği, demokrasiye karşı bir iktidar gerekçesi olarak savunabilmesi için, laikliğin epeyce dayak yemesi ve yüzünün gözünün tanınmaz hale gelmesi şart. İşte bu yüzden Türkiye'de laiklik prensibi üzerine konuşmayı havanda su dövmek haline getiren, dikta dönemlerinin bataklığında gelişip serpilen alışkanlıklardan başka bir şey değil.

AK Parti'nin Anayasa Mahkemesi'nde görülen davası, aslında bu marazî laiklik tartışmalarını sona erdirmek için bir fırsat. Geçmişte, askerî diktanın süngüsü altında laiklik savunması, rejimin korunması için darbe yapmanın ne kadar gerekli olduğunu anlatmak için seferber ediliyordu. Şimdi ise hukukun güvenli dünyasının içindeyiz. "Eyvah laiklik tartışılıyor" diye ayağa kalkanlara, "ne sakıncası var?" cevabını verebilirsiniz.

Başsavcı'nın Mahkeme'ye sunduğu İddianame ve son olarak Mütalâa, itiraz edecek çok fazla hata içeriyor. Emre Aköz ve İhsan Dağı'nın düzelttiği Derviş Vahdetî hatası sadece bir başlangıç. Yargıya kadar çıkan ulusalcı marjinal jargondan başlayarak, laiklik adına düzeltilecek çok fazla şey var. Laikliğin, demokrasi karşısında bir azınlık diktası aracı olmaktan kurtarılması, onu felsefî-ideolojik tartışmalardan sıyırmakla mümkün. Mütalâa, karşımızda çarpık bir tarih anlayışının, demokrasi ve din düşmanlığının laiklik olmadığını anlatma fırsatı sunuyor.

zaman



Bu yazı 905 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Eylül 2012 Bu sefer çözülecek mi?
    • 16 Eylül 2012 Din eğitiminde devlet tekeli kalkıyor
    • 14 Eylül 2012 Siyaset, artık dine alet edilmiyor!
    • 13 Eylül 2012 CHP, PKK ile müzakere yapabilir mi?
    • 9 Eylül 2012 Merkez Sağ'ın son noktası
    • 7 Eylül 2012 Başbakan sertleşmekte haklı mı?
    • 28 Ağustos 2012 Hükümet haklı çıktı
    • 26 Ağustos 2012 Kawa ve Ergenekon
    • 24 Ağustos 2012 Terör sorunu ayrışıyor
    • 17 Ağustos 2012 Hem şiddet üreten, hem barış isteyen bir örgüt
    • 16 Ağustos 2012 'Paralel devlet'in iflası
    • 12 Ağustos 2012 Kürt, Türk, Alevî ve Sünni olmak
    • 10 Ağustos 2012 Yangını kim söndürecek?
    • 5 Ağustos 2012 Ordulaşan partiler ve partileşen ordular
    • 22 Temmuz 2012 Davutoğlu haklı çıkarsa?
    • 17 Temmuz 2012 'Hücre yenilenmesi'
    • 29 Haziran 2012 ÖYM'leri kaldırması için hükümete yetki verdiniz mi?
    • 24 Haziran 2012 Türkiye savaşa girer mi?
    • 21 Haziran 2012 Teröre teslim olmak
    • 19 Haziran 2012 Çözüme yakın mıyız?

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,922 µs