En Sıcak Konular

Uğur Dolgun



Uğur Dolgun
0 0 0000

Aileden Sorumlu Devlet Bakanı nerede?



Samimiyetime ister inanın ister inanmayın, son dönemde medyayı izlemekten çekinir hatta tiksinir duruma geldim…

Psikolojim, -gerek dünya gerekse ülkemiz için geçerli olan- cinsel sapkınlıklarla dolu haberleri artık kaldırmıyor…

Bir yanda, küçücük bebeklerden erkek çocuklarına veya yetmişli yaşlardaki ihtiyarlardan hayatının baharındaki genç kızlara kadar uzanan ve çok geniş bir yelpazeyi kapsayan tecavüz olayları; diğer yanda, aile içi cinsel taciz ve çocuk pornosu gibi türlü türlü sapkınlıklar…

Artık işin çivisi çıkmış durumda…

İsyanım, dinsel veya muhafazakar gerekçelerden de kaynaklanmıyor…

Durum “alan razı veren razı” olayı ise, hadi buna da bir diyeceğim yok. Kimi metresine ayrı garsoniyer açar, kimi imam nikahlı birkaç eş alır. Kendilerinin bileceği iş…

Yani, taraflar arasında karşılıklı bir “gönüllülük” söz konusuysa, bunu kabul edilebilir saymak mümkün…

Ancak itirazım, işin “sapkınlık” ve “şiddet” içeren boyutlarda patlak vermesi…

***

İşin trajik yanlarından biri, bunlara yönelik önlemlerin son derece sınırlı ve caydırıcılıktan uzak olması…

Bir diğeri ise, günümüzün yaşam standartları ile zihniyet kalıplarının söz konusu yozlaşmaları otomatikman beraberinde getiriyor olması…

Bir köşe yazısına sığacak ölçüde çok genel bir analiz yapmaya çalışırsak, bunların nedenlerini birkaç başlık altında toplamak mümkün:

Bunlardan en önemlisi; toplumsal yozlaşmaları sanayileşme sürecinin pompalıyor olması. Bir yandan, “bireysellik” ve “rasyonalleşme” gibi olgulara vurgu yapan bu süreçte temel değerlere kaynaklık eden ahlak gibi öğretiler “irrasyonal” kabul edilerek toplumdan dışlanıyor; diğer yandansa, artan refah süreci ve giderek genişleyen orta sınıfların yaşam biçimleri, “hedonist” bakış açısının toplumda hızla egemen olmasına yol açıyor.

İkinci etken; laiklik anlayışının asıl anlamına kaybetmesi ve “seküler” bir zihniyete dönüşmesi. Laiklik; vatandaşlık haklarının gereği olarak inanan ve inanmayan tüm kesimlere serbestiyet tanımak, din ile devlet işlerini birbirinden ayrıştırarak kamusal alanda farklı muamelelerin ortaya çıkmasını önlemek için inanç alanını özel yaşama taşımak gibi özgürleştirici ve sosyal devlet açısından zorunlu işlevlere sahip. Sekülerizm ise, inanç pratiklerinin kamusal alanın dışında özel alandan da dışlanması mantığını içermekte. Yüzlerce yıl kilise babalarının sömürdüğü Batı’da, kilise ve ruhban sınıfına yönelik tepkilerden dolayı, ilk başlarda entelektüeller arasında giderek yaygınlaşan seküler anlayış zamanla eğitim düzeyi hızla artan toplumun diğer üyeleri tarafından da benimsendi.

Üçüncü etken; 68 kuşağı ile üniversite kampüslerinde başlayan “cinsel özgürlük” furyasının, zamanla toplumun marjinalleşmesi gibi bir sonuç yaratması. Bu gençler sonraki dönemlerde aile kurup ebeveyn haline dönüştüklerinde, çocuklarına karşı çok daha rahat ve kuralsızca yaklaştılar.

Dördüncü etken; 1980’lerde dağılan Doğu Bloku’nun her an toplumsal ayaklanma tehlikesiyle karşı karşıya olmasından dolayı, gerginlikleri giderecek bir emniyet sibobu olarak cinsel özgürlükleri destekleşmiş ve yaygınlaştırmış olması.

Beşinci olarak, medyanın belirleyici rolünü de unutmamak lazım. Parents Television Council’in haberine göre, televizyondaki “prime time” saatlerde her 6 dakikada bir seks veya şiddet öğeleri içeren görüntüler yer almakta. Peki, cinselliği özgürce yaşanması gereken doğal bir olgu olarak okuyucularına sunan erkek ve kadın dergilerine ne demeli? Hayır, “muzır neşriyat” olarak nitelendirilen porno dergiler değil bahsettiklerim, her gazetecide bulunan popüler yayınlar. İsterseniz, bu dergiler ile Türkiye Günlüğü, Doğu Batı, Cogito ve Birikim gibi entelektüel yayınların tirajlarını bir karşılaştırın.

Bunların dışında, çeşitli başka etkenler de söz konusu: Sağlıksız ve mutsuz aile ortamında yetişen ya da dini baskılar nedeniyle cinselliği öcü olarak gören gençlerin bilinçaltlarının sonraki dönemlerde hastalıklı biçimde patlama göstermesi, kırsal kesimden şehirlere göçen kesimlerin aşırı uyarılmış halleri, feodal aile yapısı içindeki çarpık ilişki biçimleri, kişilik bozuklukları, vs…

***

Dediğim gibi, yer sorunundan dolayı soruna çok genel bakış açılarıyla yaklaşma zorunluluğu söz konusu…

Ve yine dediğim gibi sorun, ister dini ister dünyevi temelli olsun toplumsal ve bireysel ahlak anlayışlarının giderek çözülmekte olmasından kaynaklanmakta…

Çözüm ise, ne tek başına dini inanç pratikleri kapsamında ele alınmalı -aklıma gelmişken, sayın Üzmez ile Uludağ’ın kulakları çınlasın- ne de sadece eğitim seviyesinin yükseltilmesiyle bağlantılandırılmalı...

Gündeme gelen sapkınlıklar çok daha kompleks niteliklere sahip olduklarından, sosyal bilimlerin çeşitli disiplinleri ışığında ele alınmalı ve masaya yatırılmalı.

Toplum mühendisliğini, iktidar ve politika zemininden -tabii fırsat bulunabilirse- biraz da bu alana kaydırmadan, sağlıklı bir çözüm maalesef mümkün değil…

***

Son olarak, aileden sorumlu devlet bakanlığı ne işe yarar ve bu mevkii işgal edenler bu konularla ilgilenmezse neyle ilgilenecek onu da tam anlamış değilim.

Akla gelebilecek her tür sapık ortalıkta cirit atıyor ve ardı ardına suç işliyor, ancak ortada ilgili Bakan yok!

Rezillikler arka arkaya patlarken, ne ağzından çıkan en küçük bir demeç var ne de soruna yönelik olarak kamuoyuyla paylaştığı çözüm önerileri…

Eğer hiçbir şey yapamıyorsa, en azından kalksın -Tuzla’daki tersanelerde yaşanan işçi ölümleri ve iş katliamları nedeniyle- kameraların karşında “bu iş bizi aşar, ne yazık ki ölümler devam edecek” diyen Çalışma Bakanı Faruk Çelik gibi çıksın medyanın karşısına aczini ifade etsin…



Bu yazı 1,311 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 25 Eylül 2008 Asabı bozuk bir adamın portresi…
    • 18 Eylül 2008 Basını bekleyen tehlike?
    • 11 Eylül 2008 Yetenek önemli tabii!
    • 8 Eylül 2008 Başbakan tarihi gerçekleri de göz önüne almalı
    • 2 Eylül 2008 Biri hepimizi gözetliyor…
    • 25 Ağustos 2008 Büyükşehirlerdeki aşiretler ve terör!
    • 16 Ağustos 2008 Kontrolsüz güç!
    • 7 Ağustos 2008 Alın size Ergenekon yazısı…
    • 28 Temmuz 2008 32 kısım tekmili birden…
    • 11 Temmuz 2008 Gündemi tatil sonrasında okumak (ya da okuyamamak…)
    • 23 Haziran 2008 Tatil düşleri…
    • 16 Haziran 2008 Önümüzdeki yerel ve genel seçimlerin sonucu zaten belli…
    • 11 Haziran 2008 Giderek DP’leşen AKP’yi kim kurtaracak?
    • 6 Haziran 2008 Ya istiklal ya…
    • 3 Haziran 2008 Peki, ya sonuç?
    • 27 Mayıs 2008 Aileden Sorumlu Devlet Bakanı nerede?
    • 19 Mayıs 2008 19 Mayıs’ta İngiltere Kraliçe’sinin ziyaretini değerlendirmek
    • 15 Mayıs 2008 Magandalardan lahmacun cinayeti…
    • 10 Mayıs 2008 “Dindar” değil “dinci” olunca…
    • 6 Mayıs 2008 Siyasi istikrar…

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,623 µs