En Sıcak Konular

Ali Bulaç


Ali Bulaç
0 0 0000

CHP'ye 7. ok!



Komünizmin itibarını kaybetmesinden sonra hem Rusya'da hem Doğu Avrupa ülkelerinde komünist partiler faaliyetlerine devam ettiler. Demokrasi lehine kaydedilmesi gereken nokta şu ki, faşist, sosyalist veya komünist rejimlerde tek partinin hâkimiyeti söz konusu iken, demokratik rejimin esaslı unsuru çok partili sistemdir.
Siyaset bilimi açısından cevabı aranan bir soru var: Faşist ve komünist rejimler mi tek parti yönetimi öngörür, yoksa tek partili yönetim doğası gereği faşizmi veya komünizmi mi zaruri kılar? Bazı parametreler açısından faşizm ve komünizm arasında fark yoktur, her ikisi de totaliter ve otoriter rejimlerdir, dikta olmadan ayakta duramazlar. Bu durumda soruyu şu şekilde sorabiliriz: Totaliter ve otoriter rejim bizzarure tek partiye mi dayanır, yoksa tek parti yönetimi totaliter ve otoriter rejim olmadan mümkün mü olmaz?

Bu, biraz "tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan" meselesine benzese de aslında öyle değildir. Benim kanaatime göre tek parti yönetimi tabiatı gereği totaliter ve otoriter rejimi öngörür. Haliyle diktatörlük olmadan da tek partiyle rejimi ayakta tutmak mümkün olmaz.

Bu konuyu gündeme getirmemin sebebi, Rusya ve eski komünist ülkelerde, çok partili parlamenter rejim içinde siyasi rekabete katılan komünist ve sosyalist partilerin bir türlü yeni duruma adapte olmamalarıdır. Onların yönetiminde başka partilere izin yoktu, kendileri demokrasi gereği diğer partilerle iktidar yarışına katılabildikleri halde, bir türlü kendilerini diğer partilerle eşit seviyede göremiyorlar. Bu, zamanında ve uzun yıllarca tek tabanca, yönetimi uhdelerinde tutmuş olmalarından değil, bunun yanında kendilerini "devlet kurucu parti" olarak algılamaları ve bu algının yeni duruma intibak etmelerine mani olmasıdır. Eski komünist ve sosyalist partiler "devlet kuran partiler" idi, bu yüzden devleti, dolayısıyla halkı ve siyaseti temellük etmişlerdi, onlar devletin, rejimin ve toplumun sahipleriydi. Yeni durumda diğer partiler seviyesine düştüler. Halktan oy talep ediyorlar, aldıkları oy kadar iktidardan pay alma ve konuşma hakları oluyor. Bu onlarda psikolojik bakımdan uyum probleminin doğmasına sebep olan önemli bir faktördür.

Teşbihte hata olmaz, CHP de benzer bir uyum problemi yaşıyor. Hâlâ CHP'nin övünç vesilesi "devlet kurucu parti" olması ve 27 yıllık tek parti yönetimini tarihinin "altın çağı" görmesidir. Hâlâ siyasette ve idarede ana umdelerini teşkil eden 6 okun içinde "demokrasi" yoktur. Aksine demokrasi CHP'nin yeni duruma uyumunu güçleştirmektedir. CHP'nin önemli sözcüleri, ilk ağızlarını açtıklarında "1950 yılında karşı-devrimin başladığını, rejimin bu tarihten sonra yörüngesinden saptığını" söylemektedirler ki, bunun anlamı, çok partili parlamenter rejime geçişin, yani demokrasinin "temel bir sapma"yı ifade ettiğidir. Oysa rejimde "sapma" olmamıştır, ülke "tek partili rejim"den "çok partili demokratik rejim"e geçmiş, yani rejim değiştirmiştir. CHP bu değişikliği kabullenemiyor.

Yine teşbihte hata olmasın, 32. Olağan Kurultay münasebetiyle duvarlara asılan afişlerde "din bizim, devlet bizim, millet bizim; sen aradan çekil!" yazmaları CHP'lilerin hâlâ tek parti rüyası görmeye devam ettiklerini ve geçen yüzyılın iki büyük totaliter rejimi olan faşizm ve komünizmin hükümferma olduğu dönemin özlemi içinde olduklarını gösteriyor. Tek parti yönetimini esas alan söz konusu rejimler devleti, milleti, siyaseti temellük etmişlerdi; CHP bunlara "din"i de dahil etmektedir.

CHP acaba kimin aradan çekilmesini istiyor? Tabii ki "diğer partileri", kendisi dışındaki parti seçmenini, yani ona oy vermemiş olan toplumun yüzde 80'ini. CHP ile diğer partiler arasındaki fark şu: Bu partiler kendilerini salt siyasi parti görüyorlar, iktidarın şiddet kullanılmadan ve seçim yoluyla el değiştirmesini kabul ediyorlar. CHP ise kendini devletin partisi, dolayısıyla dinin ve milletin sahibi/efendisi görüyor, bir türlü yeni döneme adapte olamıyor. CHP'nin yapması gereken tek şey var, 6 oka yedincisini ilave etmek. O da "demokrasi" olmalı.

zaman



Bu yazı 929 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 6 Nisan 2013 Neyin özgürlüğü?
    • 7 Nisan 2012 NATO'nun alan dışı stratejisi
    • 12 Kasım 2011 İdrak tutulması
    • 16 Temmuz 2011 Dört aktör
    • 25 Haziran 2011 Tiyatro bu
    • 19 Mart 2011 Afetler, felaketler!
    • 12 Mart 2011 Darbenin medya ayağı
    • 10 Mart 2011 Modelin altı parametresi
    • 7 Mart 2011 'Türkiye modeli'
    • 12 Şubat 2011 İhvan ve İslam korkusu!
    • 22 Ocak 2011 Kısır döngü
    • 13 Ocak 2011 Azınlık veya zımmi!
    • 10 Ocak 2011 Çatışmalar ve potansiyeller
    • 18 Aralık 2010 Başka bir dünya, başka bir iktisad!
    • 15 Kasım 2010 Diyanet'te 'yeni dönem'
    • 2 Ekim 2010 Millî Görüş'ten son kopuş!
    • 18 Eylül 2010 Ayrışmanın fotoğrafı
    • 2 Ağustos 2010 Askerler ve rolleri
    • 26 Temmuz 2010 Neden akletmiyoruz?
    • 24 Temmuz 2010 35. madde

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,193 µs