En Sıcak Konular

Leyla İpekçi


Leyla İpekçi
0 0 0000

Hakikat, ideolojik birimlerle ölçülemez



Hakikatin bizi götüreceği yere dek gitmeyi istiyor muyuz? Yüzleşmeye hazır mıyız sahip oldukları gücü korumak adına ona buna iftira atanlarla? Birtakım zorbalıklara gerekçe oluşturmak için belirlenen ideolojik terimlerle hakikate yaklaşabilecek miyiz cesurca?
Önce saldırılacak ve etkisiz hale getirilecek suçlular gerekiyor güç tutkunlarına. Bir bakıyorsunuz seksen yıl önce işgal altındaki İstanbul'da işgalci askerlere ev partileri düzenleyen işbirlikçiler için söylenen sözler gelip konduruluyor AB fonundan yararlanan kurumlara.

Tarihin, hayatın, her olayın kendine has özellikleri olabileceğini bile unutuyoruz hemen. "AB fonundan yararlananlar haindir" dedikleri anda herhangi bir bilgiye ihtiyaç duymaz hale geliyoruz zaten. Hakikate yaklaşmak için emek sarf etmemiz gerekmiyor. Böylesine bir peşin hüküm, değil mi ki içinde büyük bir düşmanlık duygusu da barındırıyor- kendi ideolojisini kurmuş oluyor zaten zihnimizde.

AB fonundan yararlanan bir kurumun, sözgelimi toplumdaki adaletsizliklerin giderilmesi için çalışabileceğini hiç düşünemez oluyorsunuz. Hatta bu adaletsizliklerin ucu bizzat size değiyor da olabilir. Hayır. Hakikat sizi ilgilendirmiyor. Çünkü kendinize ezeli bir düşman bulmak yeterlidir. Kendi varlığınızı sadece ve sadece bu düşmanlık üzerinden kurmuş olduğunuz için, size daha derinlikli bir varoluş hakikati de gerekmeyecektir. Peki ama biz en çok da AB'li halklarla birlikte tahakküme, saldırganlığa ve Ortadoğu işgaline karşı çıkmıyor muyuz yeri geldiğinde?

'Herkes için adalet' arayışlarımız bir kez daha takılıyor ideolojik kamplaşmalarımıza. Ve aynı oyun bir kez daha sahne alıyor. Üniversitede terör estiren bir provokatör yüzünden eski tuzaklara yeniden düşüyoruz. Her provokasyonda birileri mazlum ve haklı olduğu için, ama dahası, provokatörler her görüşe göre özellikle kullanıldığı için herkes rahatlıkla birbirine düşebiliyor.

Bizleri türlü çeşitli korku eşiklerinde tutan kanaat önderlerinin günü geldiğinde hepimizi ayrı ayrı sokağa nasıl indirdiklerini sorgulamadan, Çorum'da, Maraş'ta, Sivas'ta 80 öncesi çıkarılan olaylarda, akan onca kanda hangi provokatörlerin kirli parmak izlerinin olduğunu tespit etmeden, adaletli bir gelecek kurabilir miyiz bu topraklarda? Böyle sorduğunuzda ise savunduğunuz mazlumun kim olduğuna bakılarak size de çamur atılıyor hemen. Net bir biçimde şöyle haykıramadıktan sonra da daima bizi ayrıştırmak isteyenlerin oyununa geleceğiz: Hangi insanın masumiyet hakkı onun kökeni, siyasi partisi, geldiği sınıf veya üyesi olduğu cemaat gerekçe gösterilerek, sırf bu nedenle elinden alınabilir? Zalimle mazlumu ayıracak olan hakikat tartısı ideolojik birimlerle ölçülebilir mi? Toplum üzerindeki tahakküm gücünü yitirme kaygısı yüzünden: Adalet isteyenlere iftira atmak, masumların kanını dökmek, yargısız infaz yapmak meşrulaştırılabilir mi?

Mesela şu en bariz çarpıtmayı bile sorgulayamaz olduk: 'Sabetaylar' denilerek hem belli bir kökenden gelenlerin hepsine (sanki bir kökenden gelmek aynı ideolojiyi benimsemek anlamına gelebilirmiş gibi) hem de 'kurucu kadro'nun ittihatçi zihniyetine gönderme yapılırdı şimdiye dek. Peki ne oldu ve tam da bu ittihatçi zihniyete karşı çıkanlara 'sabetaylar' denmeye başlandı birden? Yani üniversitelere başörtüsüyle girmeyi yasaklayanlara karşı mücadele veren veya AKP'nin kapatılmasını meşru göstermeye çalışanlara karşı en sert tutumları takınan demokrat kişilere?

Düne dek devletin belli bir yaşam tarzını empoze etmesi, belli bir eliti nemalandırması bu 'sabetaylar'ın işiydi de, hangi arada tam aksini savunanlar yani "devletin laikliği bir yaşam tarzı olarak dayatması kabul edilemez" diyenler 'sabetay' oldular andıç listelerinde?

Varoluş hakikatlerimizi çeşitli yaftalamalarla gözünü kırpmadan infaz eden her türlü söyleme, bizleri konjonktüre göre sırayla günah keçisi ilan eden her türlü listelemeye rağmen eğer adaleti ve hakkaniyeti savunuyorsak: Gerektiğinde bizi mağdur edenlerin hakkı için de mücadele edebilecek denli açmalıyız yüreğimizi. Ancak böyle direneceğiz. Hak adına.

 
zaman



Bu yazı 645 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 10 Haziran 2008 'Temel ilkelerin iktidarı'yla evrensel adalet mümkün mü?
    • 3 Haziran 2008 Barış Meclisi'nde, barışın ortak diliyle
    • 27 Mayıs 2008 Adaletin merkez ve çevresi
    • 20 Mayıs 2008 Güneydoğulu dillerde yaşamak
    • 13 Mayıs 2008 Orta Anadolu; Modern yerellikler, çoğul kimlikler
    • 6 Mayıs 2008 Asıl gayrimüslimler çekti bu ittihatçı zihniyetten!
    • 29 Nisan 2008 Adaleti hangi dil ile talep edebiliriz?
    • 22 Nisan 2008 Özgürlük ve barıştan korkanların 'Tam bağımsız Türkiye'si
    • 15 Nisan 2008 Hakikat, ideolojik birimlerle ölçülemez
    • 8 Nisan 2008 İktidardan indiriliş öyküleri: Hep aynı kelimelerle
    • 30 Mart 2008 Ateş ve bahçe
    • 25 Mart 2008 Taraf gazetesi nasıl 'İslamcı ve AKP yanlısı' oldu?
    • 11 Mart 2008 Zalimin diliyle hakkı savunmak
    • 4 Mart 2008 Üniversiteye tarikatlar girecek diye çeteler mi girsin?
    • 19 Şubat 2008 Başörtülüler 'herkes için özgürlük' isteyince...
    • 12 Şubat 2008 Korku tutsaklığından özgür düşünce çıkar mı?
    • 5 Şubat 2008 Ilımlı İslam, laiklik ve 'emperyalizm işbirlikçileri'
    • 31 Ocak 2008 Halkların 'kendi olma özgürlüğü'
    • 29 Ocak 2008 Türbandan korkanlar neden adaletsizlikten korkmuyor?
    • 27 Ocak 2008 Biricik olmak

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,582 µs