En Sıcak Konular

Uğur Dolgun



Uğur Dolgun
0 0 0000

Hala 1980 döneminin faturasını ödemekteyiz



Sosyal bilimlere damgasını silinmez bir şekilde vuran Karl Marks, toplumsal gelişme yasalarını “üretim tarzı” üzerine temellendirmişti. Buna göre, emek ve sermaye arasındaki ilişki, toplumsal yaşamı anlamlandırmadaki asıl belirleyiciydi…

Bir diğer büyük kuramcı olan Max Weber ise, toplumsal gelişme yasalarını -Marksist teorinin aksine- üretimle değil “tüketim” ile ilişkilendirmekteydi. Weber’de öne çıkan diğer kavram da, “statü”ydü. Modern toplumlarda bireyler, tükettikleri oranda varolmaktaydılar. Tüketim biçimleri, statüyü de belirlediği için, temel bir öneme sahipti…

Weber’in öngörülerine uygun şekilde günümüz, sosyal bilimciler tarafından “tüketim toplumu” olarak adlandırılmakta…

Yani tükettiğiniz ürünün markası, fiyatı ve miktarı, hem kimliğinizi hem de toplum içindeki yerinizi göstermekte…

***

Geçen ay gazetelerde yer alan bir haber, ilk olarak bunları çağrıştırdı.

Trakya Üniversitesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç.Dr. Okan Çalıyurt, “çalma hastalığı” olarak da bilinen “kleptomani”nin kadınlarda erkeklere oranla 2-3 kat daha fazla görüldüğünü açıklamış…

Çalıyurt’a göre bu durum, özellikle mağazalar açısından ciddi bir tehdit içeriyormuş…

Şimdi bu açıklamadan hareketle, söz konusu olguyu sosyolojik bakış açısıyla ve farklı yönleriyle değerlendirelim:

Birincisi; kadınlar hala eşleri kadar rahat harcama özgürlüğüne sahip değiller. Her ne kadar çalışma yaşamına girip ekonomik bir özgürlüğe sahip olsalar da, eşlerine ve evlerine karşı ciddi bir bağlılık duygusunun altında ezilmekteler…

İkincisi; giyim kuşam gibi alanlarda kendilerine daha fazla özen gösteren kadınlar, hayat şartlarının zorlaması nedeniyle bu ihtiyaçlarını mecburen ikinci plana atma zorunluluğu duyuyorlar…

Ancak bu alanlar, hem kendilerini daha iyi hissetmelerine yardımcı olduğundan hem de hemcinsleri arasında bir statü göstergesi haline dönüştüğünden; ekstradan para ayırıp lüks olarak kabul edilen bu ihtiyaçlarını karşılayamadıklarında, bu sefer alternatif yollara başvurabilmekteler…

***

Durum, sadece bununla sınırlı da değil…

Son 50 yılın istatistikleri incelendiğinde, suç yapısının 1980 öncesi ve sonrası dönemlerde farklılaştığı görülüyor...

1980 öncesi döneme, daha çok terör ve kaçakçılık gibi organize suçlar damgasını vururken; 1980 sonrasında hırsızlık, gasp ve fuhuş gibi adi suçlarda patlama yaşanmakta...

Bu, özellikle dar gelirli gruplar ile varoşlar için geçerli olan bir durum…

Bunun açıklamasını da, Türkiye’nin 1980 sonrasında kapalı bir toplum olmaktan çıkıp dünyaya açılmasıyla açıklamak mümkün…

Bir yandan, piyasaya sürülen ürünler bazında inanılmaz bir çeşitlilik yaşanmaya başlanırken; diğer yandan da toplum, medya yoluyla hızla tüketime yönlendiriliyor…

Sektörel bazda tarımın hala ezici bir ağırlığa sahip olduğu ve ciddi anlamda bir sanayileşmenin yeni yeni baş gösterdiği toplumsal yapı içinde, üretim ile tüketim arasında bir denge sağlanamadığı için, piyasalarda egemenliğini ilan eden ürünlere sahip olmanın yolu kolaycılık biçimine bürünüyor…

***

Uluslararası sermayenin ucuz işgücü nedeniyle tercih ettiği 1980 sonrası Türkiye’nin sosyo-ekonomik yapısına dönemin Başbakanı Özal’ın “kemer sıkma” politikaları da eşlik edince, elde etmenin alternatif yönleri kendiliğinden gelişti…

Bunun en önemli sonucu da, toplumsal yapıda “ahlak” anlayışının ciddi bir çöküş yaşaması oldu…

Bu nedenle, dini duyguları siyaseten istismar eden partilerin nasıl gelişip iktidar olduklarını sorgularken, çöken ahlak yapısının etkileri de göz ardı edilmemeli…



Bu yazı 1,081 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 25 Eylül 2008 Asabı bozuk bir adamın portresi…
    • 18 Eylül 2008 Basını bekleyen tehlike?
    • 11 Eylül 2008 Yetenek önemli tabii!
    • 8 Eylül 2008 Başbakan tarihi gerçekleri de göz önüne almalı
    • 2 Eylül 2008 Biri hepimizi gözetliyor…
    • 25 Ağustos 2008 Büyükşehirlerdeki aşiretler ve terör!
    • 16 Ağustos 2008 Kontrolsüz güç!
    • 7 Ağustos 2008 Alın size Ergenekon yazısı…
    • 28 Temmuz 2008 32 kısım tekmili birden…
    • 11 Temmuz 2008 Gündemi tatil sonrasında okumak (ya da okuyamamak…)
    • 23 Haziran 2008 Tatil düşleri…
    • 16 Haziran 2008 Önümüzdeki yerel ve genel seçimlerin sonucu zaten belli…
    • 11 Haziran 2008 Giderek DP’leşen AKP’yi kim kurtaracak?
    • 6 Haziran 2008 Ya istiklal ya…
    • 3 Haziran 2008 Peki, ya sonuç?
    • 27 Mayıs 2008 Aileden Sorumlu Devlet Bakanı nerede?
    • 19 Mayıs 2008 19 Mayıs’ta İngiltere Kraliçe’sinin ziyaretini değerlendirmek
    • 15 Mayıs 2008 Magandalardan lahmacun cinayeti…
    • 10 Mayıs 2008 “Dindar” değil “dinci” olunca…
    • 6 Mayıs 2008 Siyasi istikrar…

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    3,614 µs