En Sıcak Konular

Uğur Dolgun



Uğur Dolgun
0 0 0000

Türkiye’de siyaset



AKP’nin kapatılması yönünde Anayasa Mahkemesi’nin açtığı dava, ağırlıklı olarak partinin “laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline geldiği” iddialarına dayanmakta...
İddianamede yer alan gerekçeler içinde “türban”, “imam hatipler”, “dini hükümlerin referans alınması”, “dinsel kimlik ve aidiyetlere vurgu” ve “dinci kadrolaşma” gibi çeşitli hükümler mevcut…
Önümüzdeki günlerin, hem -hep olduğu gibi- jakoben zihniyetten medet umanlar hem de aleyhlerindeki bu durumu lehlerine çevirip demokrasi kahramanı olmayı hesaplayanlar için neler getireceğini beraber göreceğiz…

***

Bu gerekçelerin haklılığı ve söz konusu eylemlerin laik sistem üzerinde yarattığı baskı ya da Başbakan’ın ifadesiyle kapatma isteminin “milli iradeye karşı bir adım” olma özelliği gibi söylemler bir yana bırakılırsa; asıl dikkat çekici olan, AKP’nin iktidardaki ikinci dönemi ile DP’nin iktidardaki ikinci dönemi arasındaki ciddi benzerlikler…
İlki, siyasi çoğunluğu ele geçiren taraf olarak, giderek “yetkeci demokrasi” anlayışından medet umulması ve hem muhalefete hem de toplumun azınlıkta kalan kesimlerine ait taleplerin ısrarla görmezden gelinmesi.
İkincisi, -birinci maddeyle de bağlantılı olarak- muhalefet, devletin çeşitli kurumları ve bazı sivil toplum kuruluşlarıyla ilişkilerin kavgacı bir üslup içinde yürütülme tercihi.
Üçüncüsü, din konusunda laiklikle bağdaşmayacak açılımlara yönelinmesi ve ılımlısından radikaline kadar sistemle sorunu olan tüm kesimlerin umudu haline gelinmesi.
Dördüncüsü, Orta Doğu devletleri -ve sermayesiyle- yakın ilişkiler içine girerek, “Ilımlı İslam” projesi doğrultusunda bölgesel liderliğin hedeflenmesi.
Beşincisi, yaklaşmakta olan ekonomik krizin neden olduğu tedirginlik ve son dönemde ekonomi alanında yaşanan başarısızlıkların, iktidarı daha da hırçınlaştırması ve demokratik temayüller ile uzlaşı kültüründen iyice uzaklaştırması.
Altıncısı, DP’nin Eğitim Müfredatı ve Köy Enstitüleri konularındaki dediğim dedik tavrının, AKP’de de Milli Eğitim Temel Kanunu ve İmam Hatip mezunlarına uygulanmakta olan katsayı sistemi gibi konularda kendini göstermesi.
Aslında bu liste böyle uzar gider.
Ancak asıl konumuz bu değil…

***

Asıl olan, kapatma kararını ve buna yol açan zihniyet(ler)i, tarihsel sürece dayalı olarak neden-sonuç ilişkileri içinde analiz edebilmek… 
Kökeni Osmanlı’ya dayanan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasasını çözümlemede de kullanabilecek olan anahtar kavram, -ulusalcı ve sosyal demokrat kanadın önde gelen isimlerinden- Emre Kongar’ın geliştirmiş olduğu “devletçi-seçkinciler” ile onların karşısında yer alan “gelenekçi-liberaller”i simgeleyen cepheleşmeye işaret eden şablondur…
Batılılaşmayı temel alan ve merkezi bürokrasinin önderliğinde hayat bulan birinci kesim, toplumda “kendiliğinden oluşan” diğer sınıfların desteğinden yoksun olduğundan tüm yenilikleri devletin gücüne dayanarak kendisi oluşturma yolunu seçmiştir. “Devletçilikleri”, sosyo-ekonomik ve siyasal değişmeye önderlik edecek güçlü sınıfların olmayışına bağlıydı. Halkı güdülecek sürü gibi gören ve Osmanlı geleneğinin uzantısı olan “seçkincilik” anlayışları da iki temele dayanmaktaydı; kendi içine kapanmış bir sınıf niteliği taşıyan yapıları ve bunun boynu bükük halk kitlelerince genel kabul görmesi. Halktan gelecek desteği yok sayan baskıcı bir tutumla, düşünce ve eylemlerini “halka rağmen halk için” uygulama yolunu seçmişler, “devrimci” ya da “ilerici” gibi sıfatlarla gerçekleştirdikleri icraatlar ile hem halka tümüyle yabancılaşmışlar hem de millet–devlet bütünleşmesinin önündeki en büyük engeli teşkil etmişlerdi.
Bir tepkiselliğin sonucu olarak tarih sahnesinde beliren ikinci kesim ise, kişisel hak–özgürlüklerin kısıtlaması ve devletin baskıcı biçimde siyasal yaşamı denetlemesine karşı çıkmaları nedeniyle, “liberal” yanlarını ekonomik ve siyasal alanlardaki eğilimlerinden almıştır. “Gelenekçi” yapılarıysa, Batılılaşma yönünde topluma baskıyla benimsetilmek istenen yaptırımlara karşı direnişlerinden kaynaklanmaktaydı. Kendini halkın gerçek temsilcisi olarak kabul eden bu grup, bürokrasinin büyük merkezi gücüne karşılık yönetimin adem-i merkeziyet ilkesine göre düzenlenmesinden yanaydı. Ayrıca, “din”i bir araç olarak görmüşler ve kendilerini hem İslam’ın koruyucusu hem de Osmanlı’nın takipçisi saymışlardır.
Bunun yanında, iki kesimin ortak noktaları; sağlam bir ekonomik programlarının olmayışı, kapsadıkları gruplar bakımından tutarlı olmamalarından dolayı zaman zaman kendi içlerinde çatışan fraksiyonlarının bulunması ve birbirlerine karşı şiddet kullanma eğilimleriydi…

***

Bunlar arasındaki siyasi rekabetin tek sonucu, “gelenekçi liberal” kesimin her seferinde “devletçi-seçkincilere” karşı geçici zaferler elde etmesi ve nihai aşamada da sürekli ezilmesi olmuştur…
Aynen Hürriyet ve İtilaf Fırkası, Terakkiperver Cumhuriyetçi Fırka, Serbest Fırka, Demokrat Parti ve şu anda da AKP örneklerinde olduğu gibi!
Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan Türkiye İşçi Partisi, Türkiye Birleşik Komünist Partisi, Sosyalist Parti, Halkın Emek Partisi, DEP, Milli Nizam Partisi, Refah Partisi, vb. gibi örneklereyse hiç girmiyorum bile…
Şimdi önemli olansa bundan sonrası…
Yaklaşan ekonomik darboğaz nedeniyle ciddi bir siyasi kriz içine girecek olan iktidara, “devletçi-seçkinci” kesim tarafından adeta hayat öpücüğü verildi.
Şüphe yok ki, Erdoğan da bunu halk nezdinde gayet doğru şekilde kullanacak ve “demokrasi havariliğine” soyunacaktır.
Bu da, önümüzdeki yerel seçimler başta olmak üzere, AKP’nin oy oranını “her şeye rağmen” arttırması anlamına gelmekte.
İşte asıl mesele de bundan sonra başlayacak!



Bu yazı 663 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 25 Eylül 2008 Asabı bozuk bir adamın portresi…
    • 18 Eylül 2008 Basını bekleyen tehlike?
    • 11 Eylül 2008 Yetenek önemli tabii!
    • 8 Eylül 2008 Başbakan tarihi gerçekleri de göz önüne almalı
    • 2 Eylül 2008 Biri hepimizi gözetliyor…
    • 25 Ağustos 2008 Büyükşehirlerdeki aşiretler ve terör!
    • 16 Ağustos 2008 Kontrolsüz güç!
    • 7 Ağustos 2008 Alın size Ergenekon yazısı…
    • 28 Temmuz 2008 32 kısım tekmili birden…
    • 11 Temmuz 2008 Gündemi tatil sonrasında okumak (ya da okuyamamak…)
    • 23 Haziran 2008 Tatil düşleri…
    • 16 Haziran 2008 Önümüzdeki yerel ve genel seçimlerin sonucu zaten belli…
    • 11 Haziran 2008 Giderek DP’leşen AKP’yi kim kurtaracak?
    • 6 Haziran 2008 Ya istiklal ya…
    • 3 Haziran 2008 Peki, ya sonuç?
    • 27 Mayıs 2008 Aileden Sorumlu Devlet Bakanı nerede?
    • 19 Mayıs 2008 19 Mayıs’ta İngiltere Kraliçe’sinin ziyaretini değerlendirmek
    • 15 Mayıs 2008 Magandalardan lahmacun cinayeti…
    • 10 Mayıs 2008 “Dindar” değil “dinci” olunca…
    • 6 Mayıs 2008 Siyasi istikrar…

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,405 µs