En Sıcak Konular

Cengiz Çandar


Cengiz Çandar
0 0 0000

Askeri harekât; siyasi skandal...



Türkiye, Amerika’ya rağmen Kuzey Irak’ta kara harekatı yapabilir miydi?

Bu sorudan öncesi de var; Türkiye, Amerikan onayı olmadan Kuzey Irak’a girebilir miydi?

“Güneş Operasyonu”nu başladığı günden beri bu köşede buna gayet net bir “Hayır” hükmü vermiştik.

Yabancı yayın organları bizi aradığında, harekatın süresine ilişkin tahminimizi “azami bir hafta-10 gün daha” diye ifade etmiştik. Bu tahminimize bu köşede de yer vermiştik.

Yukarıdaki soruya bir soru daha ekleyelim:

Türkiye, Kuzey Irak topraklarına girdikten sonra, Amerika’ya rağmen orada “süre belirtmeden” ve kendisine “sınır tanımadan” kalabilir miydi?

Hayır, kalamazdı. Ve, zaten kalmadı.

Yani, dün sabah saatlerinde tüm Türkiye ve dünyanın Kuzey Irak’taki TSK personelinin Türkiye topraklarına geri döndüğünü öğrenmesinde anormal bir durum yok.

Hayır, var.

Geri çekilme, tüm harekât bilançosunu kuşku altına sokacak ve Türkiye’nin itibarını yaralayacak bir görüntü ile çekilme gerçekleşti. İster istemez, tüm zihinlerde “Amerika çekilin dedi, Türkler, ertesi sabahı bile beklemeden çekildiler” diye bir fotoğraf yerleşti.

Hükümetin, Genelkurmay aldığı geri çekilme kararından haberdar olmadığından haberdarız. Hükümet mensupları da, biz vatandaşlar gibi, geri çekilmeyi dün sabah uyandıklarında öğrendiler. Yani, geri çekilme bir “siyasi karar” eseri değil.

Bu, Türkiye’deki “yönetim zaafı” bakımından başlı başına bir skandal.

Hükümetin, siyasi inisyatifi elinden kaçırması olgusunun olumsuzluğu bir yana, geri çekilmeye ilişkin Genelkurmay’ın dün, geri çekilmenin öğrenilmesinden saatler sonra yaptığı açıklama da, zihinlerde uyanmış tedirginliği ve soru işaretlerini kaldırmadı.

 

*** *** ***


Ortada besbelli ki, kocaman bir “yanlışlık” söz konusu.

Kara harekâtının “süre ve kapsamı bakımından sınırlı” olacağı işin en başında zaten en yetkili ağızlardan ilân edilmişti. Dolayısıyla, “yanlışlık” geri çekilmede değil, geri çekilmenin zamanlaması ve şeklinde.

Evet. Gerek hükümet, gerekse Genelkurmay, zaten böyle olacağı belli, besbelli bir durumu, özellikle “iç kamuoyu”na dönük, Amerika’ya “hava basma” vesilesine dönüştürmekle, kendilerine kimi çevrelerden bir bumerang gibi dönecek, iletişim politikası hatası, “PR hatası” işlediler.

Amerikan Savunma Bakanı Robert Gates, Türkiye’ye gelmeden önce gerek Avustralya, gerekse Hindistan’da yaptığı açıklamalarda, “mesaj” göndermiş ve Türkiye’nin “kısa süre içinde çekilmesi” çağrısını yapmıştı. Ayrıca, bırakın Kürt sorununu, PKK sorununun bile “sadece askeri yöntemler”le ve bizzat bu “kara harekatı” ile çözülemeyeceğini söylemişti.

Ankara’da bu görüşlerini tekrarladı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, “Kısa süre izafidir. Bir yılda olabilir, bir gün de. Amerikalılar, Afganistan’da terörizme karşı yıllardır savaşıyorlar” demişti.

Türk medyasının bu sözleri, Amerikalılara “alaycı bir gönderme” olarak algılaması doğaldı. Hükümet kanadından yapılan ve hatta Bağdat’a gönderilen Dışişleri heyetinin başındaki Ahmet Davudoğlu’ndan, harekatın “süresi ve sınırları”na ilişkin ta oradan yapılan açıklamalar da, “Amerikan mesajı”nın “kabul görmediğini” algılamaya imkan veriyordu.

Nitekim, sadece Türk medyası değil, yabancı medya da, dün bu algılamaya uygun başlıklarla çıktı. AFP, “Bush’un Türklere kuzey Irak’ı’çabucuk terketme’ çağrısı Ankara’da sağır kulaklara düştü” haberini verdi. Arap basınında bu başlığa yer verildi. Daha önemlisi, New York Times, “Türkiye Gates’in Irak Saldırısını Sona Erdirme Çağrısına Direniyor”başlığını yayınladı.

New York Times’a göre, Gates, Ankara’ya Kuzey Irak dağlarındaki harekatın birkaç gün içinde sona erdirilmesine ilişkin kesin bir mesajla geldiğini, ama üç saati aşkın süre, sivil ve askeri liderlerle yaptığı görüşmelerde, harekatın ne zaman sona ereceğine ilişkin herhangi bir güvence almamıştı.

Gates, Amerika yolunda uçakta bilgi verirken, “Sanıyorum, Türkler, mesajımızı aldı” dedi. O havadayken, bizzat, Başkan George W.Bush, -bu konuya ilişkin olarak alışılmadık biçimde- kameraların önüne çıktı ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin “hızla hareket ederek amaçlarını elde etmelerini ve ardından mümkün olan en kısa sürede çıkmalarını” istedi. (to move quickly, achieve their objective and then get out... as quickly as possible)

Herhalde, Bush’un bu sözlerinden “Birkaç saat içinde çıkın” anlamı çıkmaz.

Gelgelelim, Bush’un ve Gates’in dünya kamuoyu önünde açıkça yaptıkları çağrıların ardından yarım gün geçmeden TSK’nın Kuzey Irak topraklarını terkettiği haberleri geldi.

Türk iç siyaseti, bunu etkili bir “muhalefet ve hoşnutsuzluk kozu” olarak elbette kullanır, muhtemelen kullanacaktır. Uluslararası sistem ve bölge ülkeleri ninise, “manzara”yı “ABD’nin Türkiye üzerindeki gücünün göstergesi” olarak algılayacağı kesin gibi.

Bir haftayı aşkın süredir tüm televizyon kanalları ve muhabirlerinin, müthiş bir “savaş propagandisti” kesilmesiyle zihinleri “gerçek dışı” bombardımana tutulan Türk kamuoyu ise, büyük bir ihtimalle “hayal kırıklığı” duygusu yaşayacak. Yaşıyor da.

En büyük şaşkınlığı ise, bir haftadır ekranlara fırlayan ve “Hedefin Kandil” olduğunu “uzman eda”yla açıklayan emekli generaller ile kerameti kendinden menkul “terör ve askerlik uzmanları” yaşayacak herhalde.

“Kullanım süresi dolmuş” böylelerine her seferinde manşet açan ve ekran sunan medya da şaşkınlıktan nasibini alacak. Aldı da.

Bu durumda, Genelkurmay Başkanı, “Kısa süre izafidir demiştim. Bu, birkaç saat anlamına da gelebilir” diyebilir tabii. Hükümet ise, “Biz, ta en başında sürenin ve kapsamın sınırlı olduğunu söylememiş miydik” gibi bir açıklamaya başvurabilir. İkna edici ve tatmin edici olabilir mi?

Nereden baksanız, “iyi yönetilmemiş” bir “PR kampanyası”ndan söz edilebilir.

Ya, Bush ağzını açtığında, Gates’den mesaj alındığında, birkaç saat sonra Kuzey Irak’tan çekilme olacaksa, “Amerika’ya efeleniyor” görüntüsü vermeseydiniz; veya madem verdiniz, bari, bir 48 saat sonra çekilmeyi başlatsaydınız.


*** *** ***


Kuzey Irak’a uzun yıllardan sonra gerçekleştirilmiş “ilk kara harekatı”nın ne olduğu, ne olmadığı, bu şekilde durmasının “siyasi ve askeri sonuçları”nın ne olacağı önümüzdeki günler uzun uzun tartışılacak.

Bu harekâtın, beklenmedik bir zamanlama ile apar topar sona ermesi için, “harekâtın devam etmesini mümkün kılmayan” bir neden olması gerekir.

Bunun, PKK’nın sahada verdiği sert karşılık olması mümkün değil. TSK’nın ateş gücü ile PKK sahada karşılaştırılamaz bile.

Ya Amerika’nın “Irak hava sahasını kapatacağını” veya “istihbarat işbirliğini keseceğini” bir yolla Genelkurmay’a bildirmesi gerekiyor. Bu, tamamıyla “spekülasyon.” Bilmiyoruz. Muhtemel de gözükmüyor.

Kara harekâtının neden ve nasıl böyle aniden duruverdiği, belki ilerde ortaya çıkacak bir “sır” olarak kalacak.

Bundan sonraki gelişmeleri, şu an itibarıyla kestirebilmek kolay değilse de, bir şeyden emin olunabilir:

Türk halkı, sivil ve asker yöneticilerinin açıklamalarına, bundan sonra daha az güvenecek ve inanacak...



Bu yazı 425 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 2 Mart 2012 'İç savaş salgını' ve 'korunma yolları'...
    • 8 Şubat 2012 Türkiye, Suriye'de savaşa mı gidiyor?
    • 13 Temmuz 2011 Diyarbakır DTK'nın, BDP Ankara'nın
    • 22 Haziran 2011 Türkiye'nin doğru Suriye pusulası
    • 14 Haziran 2011 Yeni anayasa için AK Parti-BDP-CHP uzlaşması
    • 13 Mayıs 2011 İktidar Kürt sorununu anlamalı
    • 16 Nisan 2011 AK Parti'nin Güneydoğu'da 'siyasi ricatı...'
    • 12 Nisan 2011 Aday listelerini okuma kılavuzu
    • 1 Mart 2011 Hoca ve 28 Şubat'ın cenazesi
    • 22 Şubat 2011 Libya: Osmanlı dominosu ve Bingazi'deki kan davası
    • 19 Şubat 2011 Ergenekon faturası
    • 5 Şubat 2011 Mısır'ın tarih yazdığı gün...
    • 8 Ocak 2011 Hizbullah tahliyesi mi rönesansı mı?
    • 5 Kasım 2010 TAK, ne kadar PKK, ne kadar 'Ergenekon?'
    • 29 Ekim 2010 'Tek Cumhuriyet'in iki Ankara'sı
    • 26 Ekim 2010 Bu gidişle katilden çocuk yaratılacak
    • 6 Ekim 2010 Washington'daki Türkiye
    • 1 Ekim 2010 Daha seyahatin başı, çözümün eşiği değil...
    • 29 Eylül 2010 Türkçeye onurunu iade edin
    • 21 Eylül 2010 Hakkâri provokasyonuna inat

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,788 µs