En Sıcak Konular

Nedret Ersanel



Nedret Ersanel
0 0 0000

Frankestein, Türkiye’yi süper güç yapabilir mi?



Bazı Avrupa ülkelerinde Türkleri hedef alan yangınların, bugüne kadar Avrupa Birliği’ni desteklemiş bazı “liberal aydınların” “üçüncü yol”u tercih etmeleri ile ne alakası olabilir?

“Kaotik” bir soru değil mi?

Kosova’nın bağımsızlığı ile Putin’in Münih konuşmasında, “KKTC’yi niye tanımadınız” sorusunun Kuzey Irak’a iz düşümü ne olabilir, sorusu da öyle!

Tam da bugün gazetelerin Güney Kıbrıs’taki seçim sonuçlarını; “Mister No kaybetti” başlığıyla duyurduğu bir zamanlamayla!

Hakim basında çok uzun süredir Türkiye’nin AB’ye katılımı konusunda biteviye yazılar ve yorumlar yapan “B sınıf” liberal aydınlar boşluk duygusuna kapılmış durumda.

AKP’nin başat politikalarından AB katılım süreci bir süredir tembellikten muzdarip. “A sınıf” liberaller ise bu konuda biraz yavaşlamış görünüyor!

“Üçüncü yol” olarak ortaya çıkan akım bu.

AB de Türkiye’ye bakışında şu sıralar biraz daha yavaş. Fransa’nın başını çektiği bir grup Ankara ile ilişkileri “stand by”a almış durumda.

Sanki ilişkiler “soğutulmaya” çalışılıyor. TÜSİAD'ın sertleşmeye başlayan üslubunu da buna eklemleyebilirsiniz!

Küresel manevraları algılamakta zorlanan iç siyasi dinamiklere göre bu ataletin nedeni, AKP’nin AB’ye olan ihtiyacının azalması.

AKP eleştirisi üzerinden yapılan bu yorum, “AKP’nin AB ile işi bitti, zaten girmeyi istemiyorlardı, şimdi yavaşlatıyorlar” analizine dayanıyor.

Ya da düzelmeye yüz tutmuş Washington-Ankara ilişkilerinin AB’yi boşlama duygusu yarattığı dillendiriliyor.

İkisi de çok doğru değil.

Konu ziyadisiyle Türkiye’nin kısa vadeli gelecekte alacağı bölgesel ve küresel pozisyonla ilgili.

Rota: Güney, güney-doğu

Günlük okumaların gösterdiği bir başka gerçek, korkulan 2008 krizinin Türkiye’de farklı bir boyutta yaşanacağı değerlendirmesi.

Hayli zamandır Türk ekonomisini ayakta tutan, finans ve borsa çevrelerine kan pompalayan  milyarlarca dolarlık Batı sermayesi çekilecek.

Ama yerine Arap fonları gelecek.

Son 1.5 yıldır Türk diplomasisi ağırlıklı biçimde bölgesel güç aktörü olmanın yollarını arıyor.

Mısır, İsrail, Suriye, Irak, İran, Rusya, Ürdün, Suudi Arabistan, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Filistin, Lübnan, Pakistan, Afganistan ve hatta bazı Afrika ülkelerinde Ankara’nın önemli çıkışları var.

Hepsi karşılık buluyor ve Türkiye bu coğrafyada etkin bir oyuncu pozisyonuna ilerliyor.

Bu ivmede küresel güçlerin destiği olmadığını söylemek imkansız. Tek başına yapılacak bir iş değil zaten.

Tabloya, özellikle ABD tarafından desteklenen “küresel enerji vanası” olma hesaplarını da katabilirsiniz.

Türkiye iki safrayı da atacak

Ankara’nın canını sıkan Kuzey Irak ve terör örgütü dosyalarına gelince…

PKK, terör örgütü tanımının temeli olan şiddet fonksiyonunu yitirmiş bulunuyor. Artık konjonktür de uygun değil. Türk iç politik dengelerindeki yeri ise “muhtemelen” yerel seçimlerde tasfiye edilecek.

Kuzey Irak konusunda ise hükümet, tüm ikircikli ve zemin koklayan tutumuna rağmen, bir ilişki başlatacak.

Buradaki tartışmaların, “Türkiye’ye bağımlı bir Kuzey Irak” formülasyonu ile aşılacağı belli ediliyor. Enerji konusu da böyle görülmeli.. Yani hem bölgesel hem küresel oyuncular açısından!

Çip: Obama’da mı, McCain’de mi?

Peki Türkiye’yi bu yeni kompozisyonda bölgesel süper güç haline “sürükleyen” politikaların uygulanmasında kim aracılık edecek?

ABD devlet politikaları ve “derin devletin” bakışları yeni liderlerle değişmez.

Fakat Beyaz Saray’da kimin oturduğu elbette önemlidir.

Obama, Clinton'u ekarte edebilirse McCain’le Başkanlık için yarışacak. Doğal olarak bizim işimize kimin yarayacağını sorguluyoruz.

Kısa süre önce McCain’in biyografisine ilişkin bazı notlar okudum… (John McCain: Askeri ve Siyasi Tarih Üzerine Bir Deneme. Yazarı da ilginç: John Karaağaç! )

McCain hasta… Hem de kanser. Deri kanseri. Fakat sağlık sorunu yok! Bir yerinde McCain’in ağzından şöyle bir cümle aktarılıyor; “Frankestein’den daha fazla yara izim var!”

Takma isimleri “Luke Skywalker ve Veliaht Prens (The Crown Prince)” olan birinin ağzından çıkmasını ilginç buldum...

Bu kadar ‘almak’ iyi mi?

Şu sıralar vizyonda olan “Charlie Wilson's War” (Charlie Wilson'ın Savaşı) filminde, Rus işgaline karşı Afganlılara destek veren bir Amerikan kongre üyesinin öyküsü anlatılıyor.

Filmde, Afganistan’daki direnişçileri ziyaret eden bir komisyon üyesinin yaptığı konuşma var.

Direnişçilerin komünizm karşıtı sloganlarından öyle etkileniyor ki, sözlerini “Allahu ekber!” diyerek bitiriyor. Sonra tarihin 11 Eylül'e nasıl bağlandığını biliyoruz.

Muhakkak tavsiye ederim. Ama aptal “televole” gözlüğüyle değil, alt-üst-yan okumaları ile birlikte izleyin.

Seri halde sunduğum bu projeksiyon doğruysa, Türkiye’ye bu kadar kıyak çeken gelişmeler şüphe de uyandırmalı.

Malum, almadan vermek Allah’a mahsus!



Bu yazı 5,206 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 13 Mayıs 2014 Ruslar UFO’larla bizim gibi it dalaşı yapabilir mi?
    • 6 Mayıs 2014 Berlin, Obama’nın (en iyi) arkadaşı değil
    • 29 Nisan 2014 'Manidar Zamanlama'ları Ayarlama Enstitüsü
    • 22 Nisan 2014 Albino çocuk ve beyaz kurdeleli uzaylılar inlere girebilir mi?
    • 15 Nisan 2014 'ABD'den Türkiye çıkışı' yazılır, 'ABD'den sakın çıkma' okunur!
    • 8 Nisan 2014 İsrail yanımıza, Rusya kolumuza, ABD nereye?
    • 31 Mart 2014 Erdoğan'ın yolu 'oralarda' anlaşıldı mı?
    • 25 Mart 2014 Twitter'ı kapatan Facebook'u niye kapatmadı?
    • 17 Mart 2014 Tokalaştığınız el işe yaramaz, diğer el önemli!
    • 10 Mart 2014 Büyük resme çıplak gözle bakılmaz
    • 4 Mart 2014 Dünyanın söküldüğü yer
    • 25 Şubat 2014 Aurens'in raksını Hüseyin alkışlıyor...
    • 11 Şubat 2014 Uçak gemisinden korkabilirsiniz ama büyüğü var
    • 4 Şubat 2014 Angel(a)’nın kanatları ve ışığın askerleri!
    • 28 Ocak 2014 MİT’i kelepçelemekten daha 'sembolik delil' ne olabilir...
    • 21 Ocak 2014 Akdeniz’de Çin-Rus tatbikatı ‘devlet TIR’larını rahatlatır mı?
    • 13 Ocak 2014 Rusya, İran yüzünden Londra'ya elinin tersiyle...
    • 7 Ocak 2014 Enerjiniz olmadan enerjiyi mi kontrol edeceksiniz?
    • 31 Aralık 2013 2014: Bize ne olacaksa, tüm bölgeye o olacak!
    • 24 Aralık 2013 Türkiye'nin canını o yüzden yakıyorlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,412 µs