En Sıcak Konular

Etyen Mahçupyan


Etyen Mahçupyan
0 0 0000

Karanlık çağları özlüyoruz



Tarihin hep güçlüler tarafından yazıldığı çok söylenir ama buradaki güçlünün içinde kendimizin de olduğu pek akla gelmez. Tarihin bir disiplin haline dönüştüğü modern dünyada ‘güçlü’ dediklerimiz zengin, nüfuzlu ve siyaseten etkili olan kişilerdir. Dolayısıyla da modernlik sürecinin tarihi çoğu zaman çalışanın değil işverenin, ezilenin değil kimliksel olarak egemen olanın gözüyle yazılmıştır. Bizim laik ve fıtraten solcu olan kesimimiz bunu gayet iyi bilir ve tekrarlar... Ancak aynı tarihsel çarpıtmanın modernliğin gözüyle modern öncesine bakıldığında da geçerli olabileceğini nedense düşünmez.

Nitekim modern bakış Orta Çağları ‘karanlık’ olarak nitelerken aslında kendisinin ‘aydınlık’ olduğunu varsayıyordu. Faşizmi, nazizmi ve stalinizmi gören bir modernliğin hala kendisini nasıl olup da aydınlık sayabildiği gerçekten de ilginç bir soru. Ayrıca son dönemlerde ortaya çıktığı üzere modernliğin kimlik, vatandaşlık ve ahlak gibi temel alanlarda da son derece yetersiz olduğu açık. Demek ki bütün bu zaaflara rağmen bir ‘modernin’ kendisini geçmiş çağlardan daha ilerde bulmasını sağlayan başka faktörler var. Bunlardan biri muhakkak ki teknolojik gelişmedir. Anlaşılan bu birikimli süreç modern dünyanın başını fena halde döndürmüş durumda... Belki de insanlığın tüm dertlerinin biteceği bir yeryüzü cennetinin hayal edilmesini mümkün kılıyor. Ancak modernlerin kendilerini geçmiş dönemlere göre ‘ileri’ bulmalarının bir nedeni daha var ve öyle ki neredeyse teknolojik gelişmenin bile temeli burada bulunabiliyor: Dinden uzaklaşma... Bu bakışa göre aydınlanma ile gelen laikleşme bizleri kafamızı bulandıran dinsel hurafelerden kurtardı ve böylece bilimselliğin güvenilir yolunda ilerlemeye muvaffak olduk.

Ne yazık ki bu bakışın hak ettiği tek kelime ‘palavra’... Çünkü yakın zamanda yapılan araştırmalar Orta Çağların ne teknolojik, hatta ne de ideolojik açıdan bir ‘karanlık’ dönem olmadığını ortaya koyuyor. Bilgi kuramı ve bilim tarihine ilişkin bulgular Orta Çağlar’da kesintisiz bir bilgi birikiminin olduğunu ve bu dinamiği esas olarak manastırların beslediğini göstermekte. Ama belki daha da ilginç olarak, modern zamanlardaki neredeyse bütün büyük buluşlar dini inancı güçlü insanlar tarafından yapılmış durumda.  Çünkü gerçek bilim ancak insan zihninin dış dünyayı doğru algılayabileceği varsayımı üzerine oturabilir ve bu psikolojik ihtiyacı da dinlerden daha kolayca çözecek bir ideoloji bulmak zordur.

Kısacası bilimsel gelişme daima bir tür metafizik temele muhtaçtır. Bu bazıları için din, diğerleri için ideoloji olabilir, ama işlev açısından aralarında fark olmayacaktır. Bu nedenle de dinden uzaklaşmanın modernlik üzerindeki esas etkisi teknolojiye değil sosyale ilişkindir. Yani modernlik yeni bir kimlik yaratır ve sizi hayali bir bireysel gelişme skalasında dindar kimlikten daha ‘aydınlık’ olduğunu düşündüğünüz bir noktaya oturtur. Böylece sırf laik olduğunuz için kendinizi bir dindardan daha akıllı, bilgili, görgülü ve doğru sanırsınız...

Sonra da kendinize, sahip olmadığınız bir sürü nitelik vehmederek “asla Orta Çağ karanlığına geri dönmeyeceğiz” yollu laflar edersiniz. Öte yandan da herhangi bir karanlık dönemi aratmayacak baskı ortamını kurar, gözünüzü kırpmadan insanlara eziyet eden sistemler üretirsiniz. Kendinizi ‘ileri’ sandığınız için ‘gerinin’ ezilmesi de size garip gelmez... Ama çağın değiştiği noktada tarih yazımı ezilenin gözüyle yeniden ele alındığında bütün foyanız meydana çıkar. Yarattığınız düzen öylesine karanlıktır ki, sizin karanlık dediğiniz o eski çağları özler insan...

Biz de şimdi Orta Çağları özlüyoruz. Laiklik adına sürdürülmek istenen bu utanç verici baskı rejiminin bitmesini, yeniden aydınlığa çıkmayı hayal ediyoruz...



Bu yazı 2,949 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 13 Şubat 2008 Karanlık çağları özlüyoruz
    • 15 Ocak 2007 Bir meşruiyet hikâyesi 
    • 26 Kasım 2006 Kemalizm işte böyle birşey
    • 19 Mayıs 2006 Sizin aklınız başınızda mı?

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    3,341 µs