En Sıcak Konular

Leyla İpekçi


Leyla İpekçi
0 0 0000

Halkların 'kendi olma özgürlüğü'



Dünyada giderek artan sayıda insan artık kendi evinde yaşamıyor. Buradaki ev sözü mecazi tabii. Kimi doğduğu kasabada yaşamıyor çoktandır, kimi de ülkesinde.
Gazzelilerin pek çoğu ise hayatları boyunca bu minik sahil şeridinden dışarı hiç çıkmamışlar. Çıkamamışlar. Buna rağmen kendi evinden uzakta yaşayan milyonlarca insana oranla çok daha fazla 'gurbet'teler.

Çünkü: Onlar evlerinde birer tutsak olmaya mahkûmlar çok uzun zamandır. Ne hicret etme serbestîleri var şu anda, ne de seyahat etme. Onlar kendileri olamadıkları için gurbetteler bir bakıma.

Filistinlilerin oyuyla iktidara gelen Hamas'ı bitirmek için yüz binlerce insanı kendi topraklarında yaşayan birer ölüye çevirmeyi göze alan ve bu uğurda bir halkı cezalandırabilen siyasetçiler ister İsrailli olsunlar, ister Avrupalı veya Amerikalı: Zulmedenin kimliği önemli değildir.

Beyt Hanun'da, Cenin'de, Nablus'ta, Ramallah'ta olan yıkım ve kıyımları dünyanın ve Türkiye'nin pek çok yazarı -İsrailli yazarlar da dahil- ele aldı, yorumladı, canlı tanıklıkları gündeme getirdi. Yerle bir edilen zeytin bahçelerinin, dozerlerle yıkılan evlerin görüntüsü kaldı bize. Rachel Corrie adlı Amerikalı genç kızın Refah'ta Filistinlilerin yıkılan evlerini korumaya çalışırken birçok tanığın önünde dozer tarafından ezilişinin görüntüleri kaldı.

Altyapısı birkaç yılda bir çökertilen Filistinlilerin elektriksiz, susuz, ilaçsız, sefil görüntüleri kaldı belleğimizde. Sokaklarda çürüyen cesetlerin toplanmasına, yaralıların hastaneye götürülmesine izin vermeyenlerin yol açtığı insanlık dışı görüntüler kaldı. Kuşatma altındaki halka yiyecek ve ilaç yardımı yapılmasını engelleyenlerin yüzü belki kaçırıldı gözlerimizden. Ama bizler sokağa çıkan gençlerin üzerine ateş açılmasının veya doğum yapan kadınların hastaneye götürülmesine izin verilmemesinin nasıl bir insanlık dramına yol açtığını izlemeden gördük. Hissettik.

The Daily Star'da, The Guardian'da Gazze'de kanalizasyon sisteminin felç olduğunu, lağım suyunun doğrudan sokaklara, evlere, tarlalara akıtıldığını, yakıttan tasarruf etmek için çöplerin toplanmadığını yazıyor bugünlerin şahitliğini yapan yazarlar. İşyeri ve fabrikaların yüzde 95'ten fazlasının kapısına ise çoktandır kilit asılıymış.

Elbette vahşet ile direniş arasında bıçak sırtı bir ayrım var. Ve elbette zulme direnen insanlar da kimi zaman vahşet uyguluyorlar. Sivillere füze atıyorlar veya masumların üzerinde kendi vücutlarını bomba gibi kullanıyor ve masumiyetlerini yitirmiş olarak ayrılıyorlar dünyadan. Ama kendi olma hakkı elinden alınmış halkların özgürlük serüveni, bir tek insanın bile öldürülmeden önce masum olduğunu kanıtlayabilme hakkını elde edene dek sürüyor, sürdürülüyor. Kaçınılmaz olarak.

Geçtiğimiz günlerde Gazzeliler aylardır süren ablukanın ardından Rafah sınırına yürüdü ve polis kurşunlarına, coplara, köpeklere, tazyikli suya meydan okuyarak sınıra dikilen duvarları yıkıp Mısır'a kaçtılar. Buğdaydan ilaca, sudan ekmeğe her şeye ihtiyaçları vardı. Duvarla ayrılan sınırda silahlı adamlar kol geziyor, elektrikli dikenli teller ve gözcü kuleleri ise kaçışı imkânsız hale getiriyordu.

Annapolis barış girişiminden bu yana İsrailliler tarafından öldürülen Filistinli sayısının iki katına çıktığı söyleniyor. 2000 ile 2005 yılları arasında öldürülen Filistinlilerin oranı, İsraillilere oranla 4 kat fazlayken, bu oran geçtiğimiz yıl 40 katı olmuş. Barış anlaşmalarına dâhil olan her devletin kendi siyasi çıkarları doğrultusunda yapacağı barış pazarlıkları var: Amerika'dan veya Büyük Ortadoğu projesinden nemalanmak zorunda bırakılmışlardır. Veya bölgede siyasi menfaat elde etmek üzere bazı tavizler vermeleri gerekmektedir. Öyle ya da böyle: Bugün başka bir halkın çiğnenen onuru karşısında kendine ekonomik veya siyasi rant elde etmeye çalışanların, aynı zulme uğradıklarında başka devletlerden hak ve adalet beklemeye yüzleri olabilir mi? Halklar, 'kendi olma özgürlüğü'ne çeşitli devletlerin siyasi pazarlıklarıyla kavuşturulduğu sürece, savaş görmedik mi hep bugüne dek?

 
zaman



Bu yazı 810 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 10 Haziran 2008 'Temel ilkelerin iktidarı'yla evrensel adalet mümkün mü?
    • 3 Haziran 2008 Barış Meclisi'nde, barışın ortak diliyle
    • 27 Mayıs 2008 Adaletin merkez ve çevresi
    • 20 Mayıs 2008 Güneydoğulu dillerde yaşamak
    • 13 Mayıs 2008 Orta Anadolu; Modern yerellikler, çoğul kimlikler
    • 6 Mayıs 2008 Asıl gayrimüslimler çekti bu ittihatçı zihniyetten!
    • 29 Nisan 2008 Adaleti hangi dil ile talep edebiliriz?
    • 22 Nisan 2008 Özgürlük ve barıştan korkanların 'Tam bağımsız Türkiye'si
    • 15 Nisan 2008 Hakikat, ideolojik birimlerle ölçülemez
    • 8 Nisan 2008 İktidardan indiriliş öyküleri: Hep aynı kelimelerle
    • 30 Mart 2008 Ateş ve bahçe
    • 25 Mart 2008 Taraf gazetesi nasıl 'İslamcı ve AKP yanlısı' oldu?
    • 11 Mart 2008 Zalimin diliyle hakkı savunmak
    • 4 Mart 2008 Üniversiteye tarikatlar girecek diye çeteler mi girsin?
    • 19 Şubat 2008 Başörtülüler 'herkes için özgürlük' isteyince...
    • 12 Şubat 2008 Korku tutsaklığından özgür düşünce çıkar mı?
    • 5 Şubat 2008 Ilımlı İslam, laiklik ve 'emperyalizm işbirlikçileri'
    • 31 Ocak 2008 Halkların 'kendi olma özgürlüğü'
    • 29 Ocak 2008 Türbandan korkanlar neden adaletsizlikten korkmuyor?
    • 27 Ocak 2008 Biricik olmak

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,884 µs