En Sıcak Konular

A. Turan Alkan


A. Turan Alkan
0 0 0000

Bütün dogmaları döven dogma!



Laikliği, milli savunmaya dair işlerden biri, hatta en önemlisi gibi anlamak, sadece sosyal bilim kavrayışımıza değil, zannederim savunma görevine de zaaf düşürmektedir. Yüksek komuta kademesince bu fikrimin lâyıkıyla anlaşılacağından emin olmasam da biraz "teferruat"a girmek istiyorum. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Menemen Hadisesi dolayısıyla verdiği mutad demecinde şöyle diyor:
"Laiklik, cumhuriyetin vazgeçilmez ve geri dönülmez ilkesidir. Laikliğin yıpratılmasının, cumhuriyetin ve onun çağdaş kazanımlarının da yıpranması anlamına geldiği ise ne yazık ki dikkatlerden kaçmaktadır."

Bu cümlenin şerhi, laiklik kavramını Cumhuriyet'in önüne koyan bir anlam taşıyor; "Laiklik zedelenirse Cumhuriyet'in mânâsı kalmaz"; bu mantık doğru ise, ordunun, kendisini Cumhuriyet'ten ziyade laikliğin muhafızlığı ile görevlendirmesi de doğrudur; halbuki Cumhuriyet, Türk Milleti'nin bağımsız, onurlu ve muasır bir dikkatle dünya üzerinde var olma hakkının sembol kavramıdır bana göre. Laiklikle bir derdim yok fakat benim zihin dünyamda devlet, devletin ideolojik cihazlarından önde geliyor.

Sayın Büyükanıt devam ediyor: "Oysaki Türkiye'de laiklik, ülkenin şartlarına ve çağın ihtiyaçlarına uygun bir şekilde akılcı bir devlet yapısına geçmek için gerçekleştirilmiştir." Büyükanıt Paşa'nın bu cümleyle neyi kastettiğini anlıyor, hatta paylaşıyorum fakat problem şurada: Sayın Büyükanıt'ın kastettiği mânâda laik olmayan bazı ülkeler, bu cümleyi kendi lisanlarına tercüme ettiklerinde kendilerini hakarete uğramış hissedebilirler; düşününüz ki Batı Avrupa'da bırakınız Fransız tipi aydın despotizmine yaslanan laikliği, henüz cumhuriyetin erdemleriyle tanışamamış haylice monarşik -ama nedense bizden demokratik!- ülke bulunmaktadır.

Gelelim Sayın Büyükanıt'ın içinde derin metod ve felsefi paradokslar barındıran cümlesine: "Büyük Önderimiz bizlere, bilim ve aklın rehberliğinde, dogmalardan uzak bir düşünce sistemi bırakmıştır. Atatürkçü Düşünce Sistemi adı verilen bu sistem, daima ileriyi hedefleyen çağdaş bir görüşü yansıttığı için bugünün olduğu kadar yarınların da ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir özelliğe sahiptir." Daha iyi fark edilmesi için hükmü parçalarına ayırmak zorundayım:

a-Atatürk bize bilim ve aklı rehber edinen anti dogmatik bir düşünce sistemi bırakmıştır.

b-Bu düşünce sistemi, sadece bugünün değil, yarının ihtiyaçlarını da karşılayabileceği için, başka arayışlara girmemize gerek yoktur.

Biz bu mantık yürütme biçimini öğrencilere tümdengelimciliği anlatırken örnek diye gösteriyoruz. Tümdengelimcilik, diğer akıl yürütme biçimlerine kapandığı anda dogma halini alıyor. Dogma, bilimsel usullerle içini açıp bakmanıza ve analitik nazarla incelemenize izin verilmeyen herhangi bir alandır, yani "tabu".

Modern bilim usulü (yani bilim ve akılın rehberliği) dogmatizmi ve tabuyu reddetmekle kalmaz, bilimin kendisine de aykırı bulur; bu yüzden Sayın Büyükanıt'ın, Menemen mesajının devamında söylediği, "[Atatürkçü düşünce sistemi] Bu üstün nitelikleri ile zamanın seyri içinde, her kuşağın tutkuyla bağlanacağı yaşam tarzı olarak değerini koruyacaktır" cümlesi, hiç de Atatürkçü düşünce sistemiyle uzlaşır bir hüküm ihtiva etmemektedir çünkü bu, "gelişme ve değişim" gibi kavramlara kendini kapatmış bir başka dogmadır.

Bütün dogmalara savaş açtığı halde, sevenleri ve takipçileri tarafından "her kuşağın tutkuyla bağlanacağı" bir başka dogma haline getirilen Atatürkçü düşünce sistemi başka bir şeydir; Atatürk'ün hatırasına saygı, eserine muhabbet, temel dikkatlerine yakınlık duymak başka... Bu paradoksu, saygıyla emir ve görüşlerinize arz ederim komutanım!

zaman



Bu yazı 492 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 4 Ağustos 2010 Sfenks'in sorusu, Heron'un gözleri...
    • 19 Nisan 2010 Sizin hiç böyle bir dostunuz oldu mu?
    • 22 Mart 2010 Yargıya ne gerek var üstâd?
    • 17 Mart 2010 Herkes kendi işini yapsa...
    • 31 Ağustos 2009 Evet, 'ordu göreve!'
    • 11 Mayıs 2009 Mühimmat ama mühim değil: Çatapat!
    • 20 Nisan 2009 'Karmaşa'yı arz ediyorum komutanım!
    • 4 Şubat 2009 'Bırakalım çocuklar doğru dürüst bir içki içsin!'
    • 15 Ekim 2008 Taş kımıldıyor; iyi oluyor!
    • 11 Ekim 2008 Türkiye Kürtleri'nin geleceğine dair
    • 20 Eylül 2008 Predator!
    • 6 Eylül 2008 Allah rızası için laik olalım lütfen!
    • 26 Temmuz 2008 Bir numaralı adam kim?
    • 19 Temmuz 2008 Deniz anası gibisin kardeşim
    • 21 Haziran 2008 Türkiye, "askerî bir cumhuriyet" midir?
    • 31 Mayıs 2008 Dinleme kaydı!
    • 2 Nisan 2008 Buldum, buldum!..
    • 3 Mart 2008 Rektör be!
    • 23 Ocak 2008 Laikliği, laikçilerden kim koruyacak?
    • 24 Aralık 2007 Bütün dogmaları döven dogma!

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,100 µs