En Sıcak Konular

Ali Bulaç


Ali Bulaç
0 0 0000

J. Locke mu, Ebu Hanife mi?



Anayasa tartışmalarında genç akademisyenlerimizden Yasin Aktay, benim Ebu Hanife, Maturidi ve Gazali gibi bilginlerin ismini zikretmemi eleştiri konusu yaptı:
"Anayasada referans olarak Batılı filozoflara karşı Müslüman filozofları öne sürmektense Anayasa'yı bu konuda muhtemel bir sembolik çatışma alanı olmaktan uzak tutmaya çalışmak daha doğrudur. Hem, Farabi ve Gazali gibi İslam felsefecilerinin de Yunan felsefesinin etkisinden uzak olmadıklarını, buna mukabil yaptıkları felsefenin İslami niteliğinin yok olmadığını hatırlayıp bu vesileyle değerlendirmekte fayda vardır." (Yeni Şafak, 21 Kasım 2007)

Her eleştiriye cevap verilmez. Tabii ki Yasin Aktay değer verdiğim bir insan. Onun fikrî hayatında "İslam ve İslamcılığın salt bir bilgi nesnesi" olmadığını düşündüğüm için görüşlerine değer verir, hatta onu 1856'dan bu yana süren güçlü bir geleneğin devamcısı görürüm. İlkin, hem paylaştığını düşündüğüm gelenek, hem akademisyen ve entelektüel kimliği açısından, soruna bu kadar "pragmatik" bakmamalı, diye düşünürüm.

İkincisi, tabii ki benim niyetim İslam filozoflarıyla Batılı filozofları çatıştırmak değil kuşkusuz; burada bana niyet hamlediliyor. Bu haksızlık. Kaldı ki Gazali, bir "felsefeci" değil, aksine "Makasıdü'l-felasife" ve "Tehafüdü'l-felasife" adlı muhalled eserleriyle filozoflara tarihin en ağır eleştirilerini yöneltmiş bir İslam bilgini. Kelam, fıkıh ve tasavvuf alanlarındaki yetkinliğinden dolayı ona sadece "İslam bilgini" denebilir, ama hiçbir şekilde "felsefeci" denemez. Üçüncüsü, çözülecek kayıtlarda da açıkça görüleceği üzere ben sadece ve dikkatli bir şekilde "Gazali, Maturidi ve Ebu Hanife"yi zikrettim, Farabi'nin ismini bile anmadım. Anayasa tartışmalarında Farabi'ye atıfta bulunulmaz. Değerli yazarımız Leyla İpekçi de benim Farabi'ye atıfta bulunduğumu yazdı. (Zaman, 20 Kasım 2007)

Farabi büyük bir filozof. Ama siyasete ilişkin görüşleri hem orijinal değil hem ütopik. Siyasi görüşlerini Eflatun'la bir arada ele almak gerekir, yani sonuçta Farabi bizi eski Greklere götürür. Ütopyayı hiçbir zaman küçümsemem, ancak Ebu Hanife, Maturidi, Gazali gibi kendi semasının göz kamaştırıcı yıldızları varken, Farabi'ye çok sonraları sıra gelir. Bugün için belki onun tiranlık, özgürlükçü demokrasi ve ideal devlet arasında yaptığı mukayese bize verili durumla ilgili pragmatik bir bakış açısı sunabilir, ama söz konusu olan özgür iradeyle ve müzakereci siyaset yoluyla akdedilecek bir toplum sözleşmesiyse, Farabi'ye ihtiyacımız yoktur. Farabi'nin tiranlığa karşı ve ideal toplum öncesi özgürlükçü-demokratik toplumu "ara durak veya ehven-i şer rejim" olarak görmesi, politikacıları mutlu eder, ama entelektüellerin ikinci derecede ilgileneceği konudur. Entelektüeller de bu seviyede Farabi'ye atıfta bulunursa varacakları yer Keçecizade Faut Paşa'nın "Muştacı siyaset kapısı" olur.

Tabii, hazırlanmakta olan bir anayasanın -halkı Müslüman olan bir toplumun anayasası- yazarlarının beyanıyla Locke, Mill ve diğerlerinden hareketle kaleme alınacaksa, Grek siyasi felsefesinin ana çerçevesi içinde siyaset felsefesi üzerinde fikirler yürüten Farabi'nin Gazali ve diğerlerinin arasına katılmış olmasının, günün aktüel hayatıyla ilgili pragmatik ve işlevsel bir değeri vardır. Aktay şunu mu demek istedi: Farabi de Yunan'dan etkilenmişti, bu onun İslami niteliğine halel getirmedi; dolayısıyla ortada sorun yok. Biz pratik davranıp işimize bakalım, yeni metnin J. S. Mill, Locke veya Kant'a dayanıyor olması, düşüncelerine hiç halel getirmeyen Farabi'nin Yunan filozoflarına dayanması gibidir. Tabii ki mesele böyle değildir ve 'akademik bir manevra' ile geçiştirilecek kadar basit de değildir.

Anayasanın hazırlanma süreci ve yapım yöntemiyle ilgili yazdığım yazılara şimdilik ara veriyorum. Allah kısmet ederse iki haftalığına Rahman'ın misafiri olarak hacca gideceğim. Bu süre zarfında siz değerli okuyucularıma kutsal topraklardan yazmaya çalışacağım, dua edeceğim. Dualar müşterek olsun.
 



Bu yazı 804 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 6 Nisan 2013 Neyin özgürlüğü?
    • 7 Nisan 2012 NATO'nun alan dışı stratejisi
    • 12 Kasım 2011 İdrak tutulması
    • 16 Temmuz 2011 Dört aktör
    • 25 Haziran 2011 Tiyatro bu
    • 19 Mart 2011 Afetler, felaketler!
    • 12 Mart 2011 Darbenin medya ayağı
    • 10 Mart 2011 Modelin altı parametresi
    • 7 Mart 2011 'Türkiye modeli'
    • 12 Şubat 2011 İhvan ve İslam korkusu!
    • 22 Ocak 2011 Kısır döngü
    • 13 Ocak 2011 Azınlık veya zımmi!
    • 10 Ocak 2011 Çatışmalar ve potansiyeller
    • 18 Aralık 2010 Başka bir dünya, başka bir iktisad!
    • 15 Kasım 2010 Diyanet'te 'yeni dönem'
    • 2 Ekim 2010 Millî Görüş'ten son kopuş!
    • 18 Eylül 2010 Ayrışmanın fotoğrafı
    • 2 Ağustos 2010 Askerler ve rolleri
    • 26 Temmuz 2010 Neden akletmiyoruz?
    • 24 Temmuz 2010 35. madde

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,233 µs