En Sıcak Konular

Leyla İpekçi


Leyla İpekçi
0 0 0000

Eski değerlerimizi özlemek 'siyasi muhafazakârlık' mıdır?



Geçen hafta Ali Çarkoğlu ve Ersin Kalaycıoğlu hocaları -seçimden önce ve sonra- yüz yüze görüşmelerle yürüttükleri anketin sonuçlarına dair düzenledikleri toplantıda (Açık Toplum Enstitüsü ve Sabancı Üniversitesi'yle) dinleme fırsatını buldum.
Terör, işsizlik, e-muhtıra, yabancıların satın aldığı topraklar veya bin bir çeşit komplo teorisine rağmen, diğer AB ülkelerine oranla hayattan memnuniyeti, beklentileri ve iyimserliği oldukça yüksek olan Türkiyeli seçmenin kimi tutarsızlıklarına tanık olmak şaşırtıcı değildi. (Demokrasinin gelişmesini isteyenlerin toplumdaki değişik azınlıkları tehdit olarak görmesi gibi.)

Üzerinde durmak istediğim, daha ziyade, katılımcılarla görüşülürken yöneltilen bazı soruların zihinlerdeki karşılığıyla ilgili. Mütedeyyin seçmenin profilini çıkarmak için son bir yıldaki ibadet pratiği ölçülürken, temel eksen olarak anlayabildiğim kadarıyla namaz ele alınmış. (Veya diğer ibadet pratikleri ayrıca belirtilmemiş.) Kadınlardaki dindarlaşma oranını saptamak için salt namazla ilgili mi sorulduğu belirtilmemiş. Erkekler için Cuma'ya gitmek ise ayırt edici bir veri. Dindarlaşmadaki artışın saptanması için tabii ki ne yalnızca Cuma'ya gitme, ne yalnızca oruç tutma, ne de sadece zekât veya kader inancı tek başına bir veri olamayacağına göre, aynı birimle ölçülmemiştirler herhalde. Ama: Anketi hazırlayanlar tarafından ibadet pratiğine dair "haftada birden fazla" şeklinde formüle edilerek seçenekler arasında en başa konulmuş bir şık oldukça sorunlu görünüyor. Hayat pratiğimizde de zihinlerimizde bu ifadenin somut bir karşılığı yok. Günde iki veya üç kez namaz kılmak diye bir pratik çok nadiren görülür çünkü. 'Beş vakit', kadına ve erkeğe farzdır ve kişinin kalbini talep eder. Beş vakit ifadesi de net bir şık olarak seçenekler arasında bulunsaydı "haftada birden fazla" şıkkını seçenlerin sayısında belirgin bir oynama görülebilirdi. Veya dinle olan ilişkilerine dair çok daha sahih bir veriye ulaşmak mümkün olurdu.

Cuma'ya gidenlerin sayısı arttı diye dindarlaşma artmış olabileceği gibi olmayabilir de. Cuma'nın farz olmasının dışında Müslüman toplumlarda geleneksel, siyasi veya mahalleye ait bir niteliği de vardır. Zaten (2007'nin ilk yarısında) oy verilecek partiye göre dağılıma bakıldığında, laikliğe görece önem veren CHP'ye ve dine görece önem veren AKP'ye oy vereceğini söyleyenler arasında Cuma'ya gidenlerin oranı neredeyse aynı: AKP: Yüzde 23,9, CHP ise 22,4. (DP ve MHP'ye oy vereceğini söyleyenler arasında Cuma'ya gidenlerin oranı daha da yüksek: Yüzde 36.2 ve yüzde 39,6.) Ankette seçmenin sosyal değişime bakışı da ölçülmüş ve bir yıl içerisinde hızlı radikal değişim isteğinin azaldığı, muhafazakâr reform isteğinin ise artmakta olduğu sonucuna varılmış. "Toplumumuz yapılacak reformlarla yavaş yavaş ıslah edilmelidir" diyenlerin oranı yüzde 30'lardayken (ki az değil), yeni bir eklemeyle "Toplumumuz yapılacak değişikliklerle eskiden sahip olduğu değerlere, örf ve adetlere yeniden kavuşmalıdır" ifadesini seçenlerin oranı neredeyse yüzde 50 olmuş. (Bir yıl önce 35 civarındaymış. Buradaki artış ayrıca anlamlı.)

Ne gelebilir aklınıza eskiden sahip olduğumuz değerler derken? Kardeşlik, komşuculuk, dayanışma, yardımlaşma, güven duyma, mahremiyetin korunması, konukseverlik, bayramlarda paket turlarla seyahat etmek yerine aile sofrasında bir araya gelme vs... Bu tür uzaklaştığımız insani değerlerin siyasi bir anlam çağrıştıran 'muhafazakâr reform isteği'ne, mesela marketlerde içki satışının sınırlandırılması gibi bir isteğe tastamam karşılık geldiğini söyleyebilir miyiz?

Nitekim şıklar arasında bulunan ve MHP ile CHP'ye oy verenler tarafından da yakın oranlarda seçilen "bugünkü toplum düzenimiz her türlü değişiklik girişimine karşı korunmalıdır" ifadesi ise tam da mesela 'ulusalcı seçkinler'in imtiyazlarını koruma çabası ve statükoyu sürdürme gayreti olarak okunamaz mı? Bu, eski örf ve âdetlerine kavuşmak isteyenlere nazaran siyaseten çok daha muhafazakâr bir talep değil midir?

zaman



Bu yazı 622 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 10 Haziran 2008 'Temel ilkelerin iktidarı'yla evrensel adalet mümkün mü?
    • 3 Haziran 2008 Barış Meclisi'nde, barışın ortak diliyle
    • 27 Mayıs 2008 Adaletin merkez ve çevresi
    • 20 Mayıs 2008 Güneydoğulu dillerde yaşamak
    • 13 Mayıs 2008 Orta Anadolu; Modern yerellikler, çoğul kimlikler
    • 6 Mayıs 2008 Asıl gayrimüslimler çekti bu ittihatçı zihniyetten!
    • 29 Nisan 2008 Adaleti hangi dil ile talep edebiliriz?
    • 22 Nisan 2008 Özgürlük ve barıştan korkanların 'Tam bağımsız Türkiye'si
    • 15 Nisan 2008 Hakikat, ideolojik birimlerle ölçülemez
    • 8 Nisan 2008 İktidardan indiriliş öyküleri: Hep aynı kelimelerle
    • 30 Mart 2008 Ateş ve bahçe
    • 25 Mart 2008 Taraf gazetesi nasıl 'İslamcı ve AKP yanlısı' oldu?
    • 11 Mart 2008 Zalimin diliyle hakkı savunmak
    • 4 Mart 2008 Üniversiteye tarikatlar girecek diye çeteler mi girsin?
    • 19 Şubat 2008 Başörtülüler 'herkes için özgürlük' isteyince...
    • 12 Şubat 2008 Korku tutsaklığından özgür düşünce çıkar mı?
    • 5 Şubat 2008 Ilımlı İslam, laiklik ve 'emperyalizm işbirlikçileri'
    • 31 Ocak 2008 Halkların 'kendi olma özgürlüğü'
    • 29 Ocak 2008 Türbandan korkanlar neden adaletsizlikten korkmuyor?
    • 27 Ocak 2008 Biricik olmak

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,355 µs