En Sıcak Konular

Ali Bulaç


Ali Bulaç
0 0 0000

Sivil anayasa



Prof. Mithat Sancar, "sivil anayasa" tabirinin ilk defa Fransız İhtilali'nden bir sene sonra, yani 1790'da kullanıldığını söyler. "Sivil anayasa" sıfatını kazanan söz konusu metnin amacı, imtiyazlı sınıfların sistem içindeki imtiyazlarına son vermek, onların siyasi otoriteye tabi kılmasını sağlamaktı, bu arada en çok imtiyazları kısıtlanan tabii ki ruhban sınıfı oldu.
15. Abant Toplantısı'nda sivil anayasa hazırlığıyla ilgili "üç ayrı sivil tanımı" ortaya çıktı. Bir görüşe göre "yurttaşların" hazırladığı, diğer görüşe göre "uygar", son görüşe göre "rejimi sivilleştiren" anayasaya "sivil anayasa" denir. Bu tanımlar tartışmalıdır. "Yurttaş"ın anayasa hazırlaması, 200 yıllık bir tarihin tekrarından başka sonuç vermez, belki anayasanın yurttaşın tanımını ve sistem içindeki durumunu iyileştirmeyi hedeflemelidir. Modern siyasetin temel varsayımları üzerine kurulan toplumlarda ana problemlerden biri, "yurttaş(lık)" kavramının kendisidir. İlk defa modern zamanlarda yurttaşlık teritoryal bir anlam kazandı. Alman modelinde "kan", Fransız modelinde "toprak" yurttaşlığın belirleyici unsurudur. Bugün çokça sözü edilen "anayasal yurttaşlık" klasik yurttaş tanımına göre "ehven" sayılsa bile, sonuç itibariyle hangi din, bölge, etnik veya dil grubu olursa olsun, "insan teki varlık" olan herkesten "eşit yurttaş" olması istenir. Yurttaş sadece bir bireydir ve yurttaş olmaktan başka seçeneği yoktur.

"Eşit yurttaşlık", yurttaşların farklılıklarını korumaya ve geliştirmeye değil, farklılıkları ortadan kaldırmaya matuf fonksiyon görür. Teorik mülahaza ve iddialar bir yana, 200 yıllık pratiğin bize gösterdiği budur. Eşit yurttaşlık olmasaydı ne şikayetçi olduğumuz homojen toplum olurdu ne de çokkültürlülüğü bir türlü benimseyemeyen ulusal formasyon tahakkuk ederdi. Yurttaşların 1.50'den 1.90 cm'e kadar farklı boy ölçüleri varsa, eşit yurttaşlık, mesela herkesi 1.75'te tutmaya çalışır; bunun için hukukla düzenlenen sosyo-politik sistem mesela 1.65'lerin boyunu 5 cm uzatmak, 1.80 olanların boyunu da 5 cm kısaltmak ister. Modern devletin yurttaşlık felsefesi özünde budur.

"Uygar" olmaklık, medeniliği Batılı anlamdaki "sivillik"e hasrettiğinden -çünkü bugüne kadar İslamiyet'e veya Osmanlı siyasi tecrübesine en ufak bir atıfta bulunduğuna şahit olmadık-, bunu "rejimi sivilleştiren anayasa" tanımıyla bir arada ele alabiliriz. "Rejimi sivilleştirecek" hususlar da, "insan hak ve özgürlüklerini koruyan, hukuk devletini sağlayan ve askeri-bürokratik vesayete açık kapı bırakmayan hükümlerin anayasada yer alması"dır. Tabii ki bunlar önemlidir. Ama yine de soralım: Hangi metin, bunları sahiden gerçekleştirir ki, "sivil anayasa" sıfatını kazanmaya hak kazanır?

Hazırlanma süreci ve yapım yöntemi itibariyle bugün "sivil anayasa" denince neredeyse herkesin aklına, "askerlerin denetiminde hazırlanmayan metin" gelmektedir. Nitekim metin yazarlarından Yavuz Atar "Yeni sivil anayasa, sivillerin de anayasa hazırlayabildiklerini göstermesi bakımından önemlidir." demektedir.

Bunun üzerinde özel olarak durmakta zaruret var: 1961 ve 1982'de darbe yapmış askerler, "bir grup bilim adamı"nı toplamış ve onlara anayasa metni hazırlatmışlardı. Teknik açıdan şimdi sivil iktidar, yine "bir grup bilim adamı"na metin hazırlatmaktadır. Sadece bu özelliği dolayısıyla bu metne "sivil anayasa" diyebilir miyiz? Askerlerin hazırladığı anayasa, bilim adamlarının elinden çıktıktan sonra Milli Güvenlik Konseyi'nin filtresinden geçmiş, sonra referanduma sunulup yüzde 92 ile kabul edilmişti. Yeni anayasa metni de şimdiki hazırlayıcıların elinden çıktıktan sonra komisyonun filtresinden geçecek, meclise gelip tartışılacak, sonra referanduma götürülecektir. Daha önce söylediğim gibi, bu yeni metin, hiç kuşkusuz "82 ve hatta 61 anayasalarından daha iyi" olabilir, ama hazırlanma süreci ve yöntem bakımından "askerler"in yerini "iktidar partisi"nin almış olması yeterli mi? Aktörler farklı, usul aynı. "Usul esasa takaddüm eder" fehvasınca yeterli değildir.

zaman



Bu yazı 845 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 6 Nisan 2013 Neyin özgürlüğü?
    • 7 Nisan 2012 NATO'nun alan dışı stratejisi
    • 12 Kasım 2011 İdrak tutulması
    • 16 Temmuz 2011 Dört aktör
    • 25 Haziran 2011 Tiyatro bu
    • 19 Mart 2011 Afetler, felaketler!
    • 12 Mart 2011 Darbenin medya ayağı
    • 10 Mart 2011 Modelin altı parametresi
    • 7 Mart 2011 'Türkiye modeli'
    • 12 Şubat 2011 İhvan ve İslam korkusu!
    • 22 Ocak 2011 Kısır döngü
    • 13 Ocak 2011 Azınlık veya zımmi!
    • 10 Ocak 2011 Çatışmalar ve potansiyeller
    • 18 Aralık 2010 Başka bir dünya, başka bir iktisad!
    • 15 Kasım 2010 Diyanet'te 'yeni dönem'
    • 2 Ekim 2010 Millî Görüş'ten son kopuş!
    • 18 Eylül 2010 Ayrışmanın fotoğrafı
    • 2 Ağustos 2010 Askerler ve rolleri
    • 26 Temmuz 2010 Neden akletmiyoruz?
    • 24 Temmuz 2010 35. madde

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,452 µs