En Sıcak Konular

A. Turan Alkan


A. Turan Alkan
0 0 0000

Milli Takım taraftarlığından istifa ediyorum



Bu yazının özü, gazetemizin değerli yazarlarından Fatih Uraz kardeşimin cümlesinde saklı: "Finale gitmekten keyif almayanlar"; tam isabet: İşte ben o zümreye dâhilim.
Yanlış anlayabilecekleri hükümlerinde serbest bırakarak ifade ediyorum ki, ben bu "zafer"den hoşnutluk duymadım, sevinemedim, keyiflenmedim. Nihat golü attığında bile sevinçten havalara sıçrayıp yanımdakilerle "çaak" bile yapmak içimden gelmedi. Anladım ki çarşamba günü düşe kalka Bosna Hersek'in gençlerini güç bela yenebilen takım, benim için "milli takım" olmaktan çıkmış; Fatih Terim'in takımı, Haluk Ulusoy'un takımı gibi bir şey olmuş.

Maçın sonlarına doğru mikrofonu kaparak seyircileri harekete geçmeye çağıran o anonsçunun telâşı, mezarlıktan geçerken korkusunu bastırmak için türkü çağıran adamın hâlini hatırlattığı için sevimsiz ve iticiydi; futbolcuları aşağılıyordu ve çünkü onları ancak seyirci desteğiyle kımıldayabilen değersiz bir gürûh derekesine indiriyordu; seyirciyi aşağılıyordu çünkü seyircisini "ikaz edilmedikçe" sesini çıkarmayan bir topluluk olarak görüyordu ve nihayet centilmenlik ruhunu aşağılıyordu çünkü neye mal olursa olsun maçın kazanılması gerektiğini yalvarırcasına âşikâr ediyordu. Utanç vericiydi; öfkelendim, canım sıkıldı.

Futbolcuların da aralarında bulunduğu bir topluluk, maç bitince "kimseden ders almayan fakat elâleme ders veren" teknik direktörleri karga tulumba havalara fırlatırken içim acıdı fakat ertesi gün bölüşülecek prim miktarını gazeteler yazınca futbolculara hak verdim; hak verdim çünkü şu Avrupa Şampiyonası eleme maçlarında onlar kadar kötü futbol oynadıkları halde bu kadar para ve koftiden onur kazanan bir başka ekip yoktu. Maç bitince "görmemişin oğlu" gibi havai fişekler patlatılması, ayrı bir düşkünlük gösterisiydi; sonra şehirlerin meydanlarında toplanarak konvoy yapan ve klakson öttürerek "zafer"in tadını çıkarmaya çalışan kalabalıkların aslında neye sevindiklerini kestirmeye çalıştım.

Hoşuma giden tek şey, maç sonu basın toplantısında "görevime devam ediyorum" diyerek "gönüllere su serpen" teknik direktörün beni şaşırtmaması oldu. Doğrusunu isterseniz şöyle demesini bekliyordum: "Özür dilerim, ite-kaka da olsa görevimi yerine getirip takımı finallere taşıdım fakat şimdi görevimden ayrılıyorum; bundan sonra yöneticilerin yeni bir karar vermelerine zemin teşkil etmek için bunu yapmalıydım ve yapıyorum". Bunu yapabilseydi içimden "helâl olsun" diyecektim. Yapamadı!

Evet, bu hoşuma gitti, gülümsedim ve bu takımla -formalarının göğüslerindeki ay yıldızlı amblem hariç- bütün sempatik alâkamı rafa kaldırdım ve içimden dedim ki, "o istifa etmezse ben istifa ederim!" Hesap sormayı bilmeyenlerle artık beraber değilim; hesap vermeyi bilmeyenlerle hiç değilim. Herhangi bir olguyu gerçek boyutlarıyla kavramaya çalışmaktansa goygoycuların dümen suyuna giderek her yenilgiyi mâtem, her galibiyeti bahar çelenkleriyle karşılayan bu kitle ile paylaşacak fazla şeyim kalmadığını görüyorum. Yenmeyi bilmek gibi yenilmeyi bilmenin bir edep meselesi olduğunu kavrayamamış kişilerle gıyâben de olsa aynı maçı seyretmenin, aynı takımı tutmanın tadı kalmadı. Uçsalar da kuş değiller! Milliyetçiliğin niçin ille de "yüksek bir milli kültür birikimine dayanması gerektiği"ni, öyle olmadığı zaman milli heyecanın nasıl ve niçin kekre ve ekşi bir koku yaydığını uzun uzadıya izah etmenin henüz zamanı gelmediğini de farketmiş bulunuyorum. Hele erken; şimdilik bu gibi alaturka kurnazlıkların naif sâfiyetlere bürünerek sağduyuya galebe etmesini tahammülle seyretmek zorundayız. Üç beş nesli daha kazasız-belasız geçirirsek eğer... Eh, belki!

Zaman



Bu yazı 475 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 4 Ağustos 2010 Sfenks'in sorusu, Heron'un gözleri...
    • 19 Nisan 2010 Sizin hiç böyle bir dostunuz oldu mu?
    • 22 Mart 2010 Yargıya ne gerek var üstâd?
    • 17 Mart 2010 Herkes kendi işini yapsa...
    • 31 Ağustos 2009 Evet, 'ordu göreve!'
    • 11 Mayıs 2009 Mühimmat ama mühim değil: Çatapat!
    • 20 Nisan 2009 'Karmaşa'yı arz ediyorum komutanım!
    • 4 Şubat 2009 'Bırakalım çocuklar doğru dürüst bir içki içsin!'
    • 15 Ekim 2008 Taş kımıldıyor; iyi oluyor!
    • 11 Ekim 2008 Türkiye Kürtleri'nin geleceğine dair
    • 20 Eylül 2008 Predator!
    • 6 Eylül 2008 Allah rızası için laik olalım lütfen!
    • 26 Temmuz 2008 Bir numaralı adam kim?
    • 19 Temmuz 2008 Deniz anası gibisin kardeşim
    • 21 Haziran 2008 Türkiye, "askerî bir cumhuriyet" midir?
    • 31 Mayıs 2008 Dinleme kaydı!
    • 2 Nisan 2008 Buldum, buldum!..
    • 3 Mart 2008 Rektör be!
    • 23 Ocak 2008 Laikliği, laikçilerden kim koruyacak?
    • 24 Aralık 2007 Bütün dogmaları döven dogma!

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,422 µs