En Sıcak Konular

Ece Temelkuran


Ece Temelkuran
0 0 0000

Çağrılmayan dil



"İki dost küsünce bir dil yok oldu."
Başlığı buydu haberin. Gece dönen gazete rotatiflerinin arasına sızan bir hafiye şair, bir Ece Ayhan mesela, çiziktirip kaçmış gibi bir başlık, orada öylece...
İki ihtiyar Meksikalıyla ilgiliydi haber. Küsüp ayrılmışlar, kim bilir sebep ne. Fakat aksilik bu ya, Zoque dilini sadece ikisi konuşurmuş. Bu dili konuşan herkes göçüp gidince dilin varlığı iki ihtiyarın dostluğunun kara bahtına bağlanmış. Hangi münasebetsiz ihtiyarlık aksiliği girdiyse aralarına artık, küsünce bu iki ihtiyar, Zoque dili artık konuşulmaz olmuş. Dil bilginleri telaşta. İhtiyarları barıştırmak lazım. Yoksa... Bilirsiniz işte. Bir sözcük kuyusu daha kuruyacak yeryüzü çölünde.
"İki dost küsünce bir dil yok olur."
Gidip gelip sonra, bin türlü bela haberin arasında bu başlığa takılıp kaldım. Doğrusu, pek de gazeteci sayılamayacağım günlerden birinde olmalıyım. Yine. Sözleri söylendiği gibi anlamama temayülündeydim demek ki. Yine. Başka bir evrenden ya da başka bir evrene dair sözler gibi algıladığıma göre Meksika'dan gelen bu kederli haberi, öyle. Çünkü, öyle geliyor ki bana hakikaten de:

Bir dili öldürürüz...
Bir dil ölür iki dost küsünce!
Tıpkı çocukluk sözcüklerimizi ve şeyler arasında çocuklukta kurduğumuz çılgınca bağlantıları kaybedişimiz gibi büyüyünce... Çocukluğumuzun deli dilini kaybedişimiz... O dile ancak şiirlerde rastlayışımız sonra... İçimizin çocukluk yerlerine şiir sözlerinin tıp tıp damlaması... O çocukluk yerlerimizi yeşertmesi...
Bundan duyduğumuz incecik sevinç, o sevinçle bir şiirimizi sevişimiz... Ve vesaire vesaire gibi. Büyüklüğümüz küçüklüğümüze engellenemez bir biçimde küstüğünde, küstürüldüğünde, bir dil ölür elbette.
Ortaparmağımızı işaretparmağımıza kilitleyip küsüşümüzün nişanını arkadaşlığımızın üzerine iğnelediğimizde, bir dil öldüyse çocuklukta mesela, sonra da kapıları çarpıp çıktığımızda da bir dili öldürürüz iki kişi birlikte. Çarpan kapı seslerinden kaç dil korkup içine kaçar, bir daha geri dönmemek üzere?..
Kimselerle konuşmadığımız gibi konuştuğumuz sevgilimiz gidince biz artık ancak herkesle konuştuğumuz dille kalıyoruz elbette. Soğuk, çekirdeği olmayan bir dille, öylece...
Kuşlar geçmez ki insanın sesinden o zaman, yağmur yağmaz ki ağzına. Ağzında şokella eritir gibi söylediğin onca sözcük kapıdan çıkar, kapı kapanır. Dil kapısı çarpılır, şokella, yağmur ve kuşlar birbirine karışıp, seni de dilsiz bırakıp çekip gider. Gitmez mi?

Nehirler gibi...
Yamru yumru bir şeyler kuruyoruz iki insan, kurarız, herkes kurar. Birbirine uyan taşlar zamanla bulunur, zaman taşları birbirine uygun hale getirir. Bu taşlardan bir yuva kurulur.
Dostlar arasında da, sevgililer için de böyle bu. Sözcükler de böyle kurulur, giderek birbirine uyar. Kimse herkesle konuştuğu gibi konuşmaz, dostuyla, sevgilisiyle, çocuğuyla. Bin dil nehri akar her insanın içinde.
Bazıları haritalardaki nehirler gibi incelerek yok olur, bazılarının önüne manasız, yanlış barajlar kurulur. Sular altında kalıyor içimiz işte bu yüzden, bazen, dil kapıları tıkanınca...
Çağrılmayan, çağrılsa da gelmeyen dillerimiz oluyor büyüdükçe, ayrıldıkça, kapılar çarpıldıkça ve "sevenler ayrıldıkça".
Unutulan, kullanılmadıkça kuruyan her dil 24 Nisan'daki ilkokullara benziyor sonra. Kedi merdivenleri açılmış, fenerleri yırtılmış ve çocuk terini kurutmuş. Çocukların terk ettiği okullara benziyor içimiz öldükçe dillerimiz, ölü demir kokusu ve kararmış ahşap.
Ve demez mi iki ihtiyardan biri: "Artık barışalım ahbap!"

milliyet



Bu yazı 297 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 20 Ocak 2008 Facebook'un ardındaki gerçek
    • 18 Ocak 2008 Kan bayrağı, bayrak kanı
    • 6 Ocak 2008 Koyu yeşil dua
    • 18 Kasım 2007 Çağrılmayan dil
    • 26 Ekim 2007 Bedelsiz söz
    • 16 Mart 2007 Rocky dönüyor! Bush da!
    • 11 Mart 2007 Paris Hilton İsyanı
    • 28 Şubat 2007 Bush evine dönecek!
    • 15 Eylül 2006 ABD'nin meselesi dünyayı gerdi!
    • 13 Eylül 2006 Biz de tuzağa düşmeyeceğiz!
    • 10 Eylül 2006 Erkekler özür dilemez!
    • 6 Eylül 2006 Başbakan'ın bittiği andır!

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,244 µs