En Sıcak Konular

Ismet Berkan


Ismet Berkan
0 0 0000

Atatürk'ü yaşatmanın en iyi yolu



Bugün, Atatürk'ün ölümünün 69. yılı. Ölümünden 69 yıl sonra bu kadar canlı olabilmeyi çok az insan başardı dünyada. Bu, sıradan gibi gözükse de önemli bir gözlem.
Her yıl 10 Kasım'ı kuru bir anma günü olarak değil de, Atatürk ve onun bize bıraktığı miras hakkında konuşuyor, tartışıyor olarak geçirmemiz Atatürk'ü yaşatmanın bence en iyi yolu.
Peki ama nedir aslında Atatürk'ün bize mirası?

Art arda pek çok şey sıralanabilir, 'Bize Cumhuriyet'i bıraktı' denebilir, 'Bizi bağımsızlığımıza kavuşturdu' denebilir, 'Bize laikliği getirdi' denebilir, 'Bizi Aydınlanma Devrimi'yle buluşturdu' denilebilir, 'Kadın-erkek eşitliğini getirdi' denebilir... Daha uzatmayayım, bunların hepsinde doğruluk payı kuşkusuz var.

Bana soracak olursanız, Atatürk'ün temel mirası, aklın ve bilimin temel yol gösterici olarak kabul edilmesidir. Bir kere aklı ve bilimi yol gösterici olarak kabul ederseniz, geri kalan her şey, yani laiklikten Cumhuriyet ve demokrasiye kadar her şey arkadan zaten kendiliğinden gelir.
Bence Atatürk'ü sadece bir eylem adamı değil aynı zamanda düşünce adamı da yapan şey budur. Yoksa, cumhuriyet fikri de, alfabenin değiştirilmesi fikri de, dil devrimi fikri de, 'çağdaş uygarlıkların seviyesine ulaşma' isteği de, hepsi Atatürk'ten önce de var olan, tartışılan, üzerinde yazılıp çizilen fikirlerdir.

Ama bu fikirler dizisi, aynen Tanzimat dönemi Batıcılığı gibi belli bir bütünsellikten yoksun, dağınık şeylerdi. Atatürk, bütün bu 'ileri' fikirleri bir temel argümanın etrafında toplayan insandır: Aklın ve bilimin yol göstericiliği...

Türkiye son 14 yıldır laikliğin tehlikede olup olmadığını tartışıyor. 1994 yerel seçimlerindeki Refah Partisi başarısından beri siyasi ve toplumsal gündemin baş sıralarına oturan laikliği korumak için getirilen öneriler içinde belki pek çok şey var ama bana kalırsa bunlar, Atatürk'ün bize bıraktığını söylediğim temel mirasla çelişen şeyler.

Açıkçası, 14 yıllık hararetli tartışmalarımız sırasında laikliği korumanın en iyi yolunun aklın ve bilimin yol göstericiliğini sahiplenmek olduğunu söyleyen pek az kişi ve kurum oldu. Özellikle siyasetçiler, bu akıl ve bilimin yol göstericiliği konusuna neredeyse hiç girmediler.

Onun yerine Atatürk dönemini bir çeşit 'altın çağ' olarak görüp, o döneme ve uygulamalarına geri dönmenin bir çare olduğu savunuluyor ülkemizde esas olarak. Oysa o zaman 1923-38 arasıydı, şimdi 2007 yılındayız. Dünya değişti, insanlar değişti, ülkemiz değişti.

Aklın ve bilimin yol göstericiliği yerine, kendisi dogmaları reddetmiş bir insanı dogma haline getirmeye çalışmak, herhalde Atatürk'ün mirasını reddetmenin en acımasız yolu olsa gerek.

Atatürk, başka hiçbir şeyi öğretmediyse, bize kendi aklımıza ve bilimin yol göstericiliğine güvenmeyi öğretmiş olmalıydı. Maalesef Atatürkçülüğü bir geçim kapısı olarak edinenlerin önemli bir bölümünün bu dersi yeterince aldığına dair kuvvetli delillere sahip değiliz.

Atatürk'ten 69 yıl sonra hâlâ onun mirası konusunda anlaşamamamız bizim utancımız.

Radikal



Bu yazı 629 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 15 Temmuz 2012 ‘Tanrı Parçacığı’ bize neler vaat ediyor?
    • 10 Mart 2012 Tartışmayı içerikten biçime kaydırmak
    • 25 Haziran 2011 PKK dağdan nasıl iner
    • 26 Şubat 2011 1968 neden 68’de olduysa, şimdi de isyanlar ondan oluyor
    • 26 Aralık 2010 Seçim soruları: AK Parti kaç alacak, ya CHP?
    • 2 Kasım 2010 PKK’nın içine girdiği açmazı görmek
    • 31 Ekim 2010 ‘Kırmızı Kitap’efsanesinin sırları
    • 27 Temmuz 2010 Askeri vesayetin hukuki altyapısı
    • 24 Temmuz 2010 Enerji stratejimiz var mı?
    • 21 Temmuz 2010 Sahiden 12 Eylül'ü mü oylayacağız?
    • 14 Temmuz 2010 İran çelişkileri ve iç politika yansımaları
    • 7 Temmuz 2010 Liderler neden görüşecek, neyi görüşecek?
    • 5 Temmuz 2010 Dindar solcular
    • 3 Temmuz 2010 Kılıçdaroğlu, bu kafayla hiçbir şeyi çözemez!
    • 26 Haziran 2010 Hep aynı denklemin içine sıkışmak
    • 24 Haziran 2010 Eşit yurttaşlığa dayalı demokratik cumhuriyet
    • 13 Haziran 2010 Karpuz gibi ortasından ikiye bölünmüş ülke...
    • 6 Haziran 2010 Mahkûmun açmazı: Hayattaki karşılığı
    • 24 Mayıs 2010 Maalesef bizde hattı muhalefet yoktur, sathı muhalefet vardır
    • 4 Mayıs 2010 Eski defterleri açmak...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,100 µs