En Sıcak Konular

Cengiz Çandar


Cengiz Çandar
0 0 0000

Üçüncü İnönü zaferi



Eğer bu dünyadan göçüp giden isim Erdal İnönü ise gündemin ne kadar hayati ve öncelikli konusu varsa, yazılmaları askıya alınır ve satırlar Erdal İnönü 'ye ayrılır.


Siyaset sahnesinden ayrılması 10 yılı aşan, siyaset sahnesinde ise bir o kadar süre kalmış, Dışişleri Bakanlığı yarım yıla sığmış birisinin hem de 81 gibi hayattan ayrılmak için doğal sayılabilecek bir yaşa ulaşmış bir insanın, Türkiye'nin tüm insanlarının vicdanında ölüm haberi duyulduğunda ortak bir sızı yaratabilmesi ve sızı hissedildiği anda yüzlere sevimli bir tebessüm yayılabilmesi için Erdal İnönü olmak gerekirdi.

Hemen herkes için bilinen, unutulmaz örnek özellikleri; zarafeti, bilgeliği, nüktedanlığı ve alçakgönüllülüğüydü. Benim tanıdığım Erdal İnönü, bütün bu özelliklerinin yanı sıra pek az insanoğluna nasip olacak büyük bir ruh asaletine sahipti.

Aynı ölçüler içinde hem saygı duyulan ve hem de sevilen bir insandı Erdal İnönü.

İsmi anıldığı, kendisiyle karşılaşıldığı ya da herhangi bir mekânda görüldüğü veya dinlendiği anda, zihinlerde babasının yansımaması imkânsızdı.

O, İsmet Paşa'nın oğluydu. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin yeri değiştirilemez "İkinci Adamı"nın, İsmet İnönü'nün oğlu.

Babası gibi tarihimizde baskın bir kişiliğin oğlu olması, babasıyla eşzamanlı anılır olması Erdal İnönü'nün kaçınılmaz kaderiydi. 80'li yaşlarına ulaştığı zamanlarda bile, sanki bir "çocuk"; ne de olsa İsmet İnönü'nün oğlu.

Oysa, en çarpıcı özelliği Erdal İnönü olmasıydı.

O sayıları pek fazla olmayan benzersiz adamlardan biri...

***

Erdal İnönü, İsmet İnönü'ye benzemezdi. Fizik olarak da benzemezdi. Bizim kuşak, İsmet İnönü'ye yetişti. İsmet Paşa, küçücük, kısa boylu bir adamdı. O minyon halinde, tarihi kişiliğinden gelen kudretli bir otoriteyi, bu otoritenin ürettiği karizmayı derhal bulunduğu ortama saçardı İsmet Paşa.

Erdal İnönü, upuzun boyluydu. Boyu olmasa, bulunduğu mecliste varlığı fark edilmeyecek kadar alçakgönüllü. Varlığı ile bir otorite saçmaktan ziyade, adeta ışınladığı ruh asaletiyle karşısındakilerde derhal bir saygı uyandıran, daimi içleri gülen gözleri, dudaklarından eksik olmayan tebessümü ile kendisine daimi bir sevgiyi davet eden, korkutmayan, ezmeyen bir şahsiyet.

O, "Milli Mücadele"nin savaş cephelerinden çıkmış gelmiş bir "Milli Şef"

değildi. Bir fizik profesörü. Bir matematik beyni. Ama dünya çapında.

Babası, Türk tarihinin silinmez ismiydi. Dünya tarihinde özel bir yer tutabildiği pek şüpheli. Kemal Atatürk'ün çağdaşı ve meslektaşı olmak, İsmet Paşa'ya dünya tarihinde özel bir yer rezerve ettiremezdi. Erdal İnönü ise bu anlamda babasını aştı. Dünyanın fizik Nobel'ine en yakın ödülünün sahibi.

Teorik fizik alanında "Erdal İnönü-E.P.Winger teoremi"nin sahibi. Dünyanın büyük bilim adamlarından biri. Dünyanın her yanındaki gelecek kuşaklar, adı fizik olan bilimde Erdal İnönü adını bilecekler.

İsmet İnönü'nün tarihteki yeri tartışılmaz. Ama bu ülke halkının çok önemsese de sevdiği bir isim hiç olmadı İsmet İnönü. Erdal İnönü ise tam tersi. Çok sevildi. İnönü soyadını halk nezdinde temizledi, kurtardı desek, abartmış olur muyuz acaba?

Bu ülkenin önemli bir topluluğuna, Kürtlere gidin sorun, İsmet İnönü isminin, "Kürt sorunu"na ilişkin olarak "tenkil" ile birlikte anıldığını, sorunun bugünlere uzanan boyutlarındaki payını göreceksiniz. Erdal İnönü ise bugünlerde en fazla ihtiyaç duyduğumuz "hoşgörü"yü ve eksikliğini en çok hissettirdiğimiz "siyasi cesareti", 1991 seçimlerinde HEP'lileri SHP listelerine alıp, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne (TBMM) taşıyarak göstermedi mi? Türkiye'nin en önemli sorununda, babasının neredeyse yüz seksen derece zıddı bir hatta ilerledi.

İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde tartışmalı gelişmelerin ardından toplanan "Ermeni Konferansı"na "dinleyici" sıfatıyla ve her zamanki efendi, alçakgönüllü tavrıyla katılması, hem bir "entelektüel" ve hem de "medeni cesaret"in çarpıcı bir örneği değil miydi?

Hemen herkes, o toplantıyı "meşrulaştıran"ın, onca isim arasında orada Erdal İnönü'nün bulunması olduğunun farkındaydı. Binadan çıktığında, faşist-ulusalcı gösterici topluluğunun sözlü tecavüzleri ve üzerine domates fırlatmalarına rağmen, koruma istemeden ve taksiye binmeyi reddederek Dolapdere-Taksim köşesine dek, tek başına yürüdüğü sahnedeki vakarı gözümüzün önünden hiç gitmeyecek.

Ne de olsa o İnönü'ydü!

Hem de Erdal İnönü.

***

Evet, Erdal İnönü, İsmet İnönü'nün kendisine hiç benzemeyen oğlu idi. Her ikisi de birbirlerinden gurur duydular. En önemlisi, ancak bir baba-oğul arasında söz konusu olabilecek yoğun bir sevginin taraflarıydı onlar. Bu sevgiyi, karşılıklı saygıyı, Erdal İnönü'nün "Anılar"ında yayımladığı mektuplarda okuduk, öğrendik.

"Erdal İnönü vefat etti" haberi duyulduktan sonra sağdan-sola, Türkünden Kürt'üne, zengininden yoksuluna, toplumun bütün katmanları onun ardından öyle bir derin sevgiyle konuştular ki, biz yaşayanlara Erdal Bey'e gıpta etmek kaldı. Böyle gitmek her kula nasip olmaz.

Evet, o bir İnönü'ydü; Erdal İnönü ama her şeyden önce, herkes için bizim için Erdal Bey'di o.

Evet, ismi, tarihimizin baskın şahsiyeti ve en uzun süreli siyasi aktörü olan babasından, ne yapsa, ayrılamazdı. Ayrılmadı da zaten. Yaşamı ve sunduklarıyla İnönü zaferlerine bir ilave yaptı: Erdal Bey, Üçüncü İnönü Zaferi'ydi!


referans



Bu yazı 516 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 2 Mart 2012 'İç savaş salgını' ve 'korunma yolları'...
    • 8 Şubat 2012 Türkiye, Suriye'de savaşa mı gidiyor?
    • 13 Temmuz 2011 Diyarbakır DTK'nın, BDP Ankara'nın
    • 22 Haziran 2011 Türkiye'nin doğru Suriye pusulası
    • 14 Haziran 2011 Yeni anayasa için AK Parti-BDP-CHP uzlaşması
    • 13 Mayıs 2011 İktidar Kürt sorununu anlamalı
    • 16 Nisan 2011 AK Parti'nin Güneydoğu'da 'siyasi ricatı...'
    • 12 Nisan 2011 Aday listelerini okuma kılavuzu
    • 1 Mart 2011 Hoca ve 28 Şubat'ın cenazesi
    • 22 Şubat 2011 Libya: Osmanlı dominosu ve Bingazi'deki kan davası
    • 19 Şubat 2011 Ergenekon faturası
    • 5 Şubat 2011 Mısır'ın tarih yazdığı gün...
    • 8 Ocak 2011 Hizbullah tahliyesi mi rönesansı mı?
    • 5 Kasım 2010 TAK, ne kadar PKK, ne kadar 'Ergenekon?'
    • 29 Ekim 2010 'Tek Cumhuriyet'in iki Ankara'sı
    • 26 Ekim 2010 Bu gidişle katilden çocuk yaratılacak
    • 6 Ekim 2010 Washington'daki Türkiye
    • 1 Ekim 2010 Daha seyahatin başı, çözümün eşiği değil...
    • 29 Eylül 2010 Türkçeye onurunu iade edin
    • 21 Eylül 2010 Hakkâri provokasyonuna inat

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,960 µs