En Sıcak Konular

Fehmi Koru


Fehmi Koru
0 0 0000

Huzursuz ruhlar



Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş sürecini de içeren Türkiye'nin son 100 yılı büyük trajedilere sahne oldu. En sonunda Anadolu topraklarına sıkışmak zorunda kalan insanlarımızın hiç de küçümsenmeyecek bir miktarı Balkanlar'dan göçmeye mecbur bırakılmış değişik savaşların kılıç artıklarıdır; pek çok Balkan muhaciri ailenin evinde, o trajediyi yaşayanların getirdiği ağıtlar bugün bile duyulabilir.

'Ermeni kıyımı' da trajedilerle dolu aynı dönemin bir başka yüzüdür bizler için; ne zaman üzeri açılsa gönlümüzden bir telin koparıldığını yeniden ve yeniden duyumsamamızı getiren bir büyük trajedi...

Amerikalıların, Fransızların, İsviçrelilerin veya herhangi başka bir ülke vatandaşının bizlere hatırlatmasına lüzum yok; tarihimizin en karanlık sayfalarına kaydı düşülen trajedilerin hepsinin farkındayız... “Bir çırpıda” denilebilecek kadar kısa bir zaman aralığında milyonlarca insanımızı kaybeden bizleriz çünkü...

İster bir tek Ermeni can vermiş olsun, ister on milyon, fark etmiyor; o dönemde Anadolu'dan sevk edilirken hayatını kaybedenler, aradan geçen bunca yıldan sonra bile, bizleri huzursuz ruhlar haline getiriyor zaten. Kimden, nasıl özür dileyeceğimizi bilemediğimiz, kendilerinden özür dilememizi bekleyenlerin, ölümleri üzerine siyaset yaptıkları atalarına lâyık olup olmadığından emin olamadığımız bir çaresizlik içerisindeyiz.

Biz özür dileyelim, tamam, ama aynı dönemde, Balkanlar ve Anadolu'nun dört bir tarafında meydana gelen benzer olaylarda kaybettiğimiz bizim civanlarımız için kim bizlerden özür dileyecek?

Fransızı, İtalyanı, İngilizi, Rumu tarihin aynı döneminde bizim topraklarımız üzerinde at oynatıyorlardı. İşgal güçlerinin ne kötülüklere kadir olduğunu Amerikalıların cirit attığı Irak'ta şimdilerde yaşananlardan biliyoruz. 1920'ler öncesinde, İstanbul, Anadolu'nun dört bir yanı, Balkanlar dehşetengiz trajedilere sahne oldu; onurumuzu kırmayı hedefleyen trajediler...

Amerikalılar, Fransızlar ve tarihin karanlık sayfalarında kalmış, öyle kalması herkesin menfaatine olan trajedileri günümüze taşıyanların anlayamadıkları da bu: Tarihiyle yüzleştirmeye çalıştıkları insanlar, tarihin okumaları istenen sayfalarından aynı dönemlerde farklı trajediler yaşandığını da öğreniyorlar; kendilerine karşı yapılanlara ses çıkartılmazken kendilerine mal edilen trajedilerden hesaba çekilmek insanımızı dehşete düşürüyor.

Değişik ülkelerin parlamentolarının çıkardıkları 'soykırım yasaları', büyük trajedilerin yaşandığı bir dönemde, aynı topraklarda, Ermeni-olmayan unsurların başlarına gelenlerle ilgili tek bir satır içermiyor. Hayatını kaybeden bizim Ermenilerimiz için hep birlikte gürül gürül ağlayalım, bu tamam, ama o günlerin çatışmacı ortamında aynı masumiyette kayıplar yaşayan diğer insanlar için de bir damlacık gözyaşı bekleyemez miyiz?

Bizdeki vicdanı nasırlaşmış, tarihin bir döneminde olan-bitenin trajedi boyutunu göz ardı ederek, her şeyi 'çatışmacı ahlâk' ile açıklamaya çalışanları da unutuyor değilim elbette. Bir tek insanın, bırakın çoluk-çocuğu, kadını-yaşlıyı, görevi savaşmak olan bir tek askerin ölümünün bile kâinatın bitişine eş değerde bir 'trajedi' olduğunu görmezden gelen bir vicdana 'vicdan' denebilir mi?

Kendi tarihleri büyük adaletsizlikler, kıyamlar ve kıyımlar üzerine oturan Amerikalılar, Fransızlar ve diğerleri bunu anlayamayabilirler; ama bizler, tarihimizin bir döneminde yaşanmış trajedileri nasıl olmamış kabul edebiliriz? Aynı vicdansız hesaplar yüzünden birbirine kırdırılmış kendi insanlarımızın bütünü için ağlamayacak kadar kurudu mu yaş bezlerimiz?

Ağlamayı bilseydik kendi trajedimize ağlatmayı da başarabilirdik gibime geliyor; trajedilerine ağlamayı becerebilenler “Başkaları ne diyor?” diye fazla dertlenmezlerdi zaten...

Amerikalıları, Fransızları ve diğerlerini de utandırabilirdik o zaman...

yenişafak



Bu yazı 630 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Eylül 2012 Ak Parti kongresinin düşündürdükleri...
    • 28 Eylül 2012 Yalan dünya, hem de ne yalan
    • 23 Eylül 2012 Tartışma sağlık alametidir
    • 20 Eylül 2012 Darbeler, CHP ve Deniz Baykal...
    • 18 Eylül 2012 CHP’nin özrünün anlamı
    • 16 Eylül 2012 Hayasızca saldırının düşündürdükleri
    • 11 Eylül 2012 O da bir gün bitecek...
    • 9 Eylül 2012 Ne olur, ne olamaz...
    • 6 Eylül 2012 Suriye politikasına yeniden bakmak
    • 29 Ağustos 2012 Türkiye Pakistan, Hatay da Peşaver değil...
    • 26 Ağustos 2012 Hayatları oyun
    • 19 Ağustos 2012 Orhan Pamuk tiksiniyormuş, ben acıyorum...
    • 14 Ağustos 2012 Milletvekili neden kaçırılır?
    • 12 Ağustos 2012 ‘Yeni gazetecilik’ denen şey
    • 9 Ağustos 2012 Tuzak varsa tedbir nerede?
    • 3 Ağustos 2012 Komutan tanıklık yaptı
    • 31 Temmuz 2012 Abdullah Gül ‘yeniden’ ha, gerçekten mi?
    • 24 Temmuz 2012 Kılıçdaroğlu siyaseti kirli (mi) görüyor
    • 18 Temmuz 2012 CHP’nin Ak Parti açmazı
    • 17 Temmuz 2012 CHP makas değiştirirken...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,268 µs