En Sıcak Konular

Ali Bulaç


Ali Bulaç
0 0 0000

Karar vermeden!



Türkiye'nin içeride süren terör, Kuzey Irak'taki gelişmeler veya Irak'ın geldiği nokta dolayısıyla Kuzey Irak'a müdahalesi aylardır gündemdeki yerini koruyor.
Terörün elbette savunulacak hiçbir yanı yoktur, kim ve hangi amaçla yapmış olursa olsun, terör insanlık suçudur. Şu var ki, hiçbir terör eylemi "amaçsız" değildir. Kanuni yollarla hedefine ulaşamayan siyaset terörü araçsallaştırır, zamanla terör de siyaseti araçsallaştırır. Bu, siyasetin ahlaki meşruiyetini kaybettiği noktadır.

Aylardır süren terörün asıl amacının içeride AK Parti hükümetini zayıflatmak olduğu kesin. Terörü yapanlar Türkiye'yi Kuzey Irak'a girmeye zorluyor, hükümeti emrivakilerle karşı karşıya bırakmak istiyorlar. Kısaca "birileri" adeta Türkiye'yi Kuzey Irak'a itiyor. Şahinler "Ne duruyoruz?" diye bağırıyorlar. Böyle bir maceranın kısa, orta ve uzun vadede Türkiye'yi içinden çıkılması güç sorunların içine iteceği gün gibi aşikâr. Şu hususlara dikkat edelim:

1) Açıkça anlaşılan şu ki, ABD, askerî güç kullanarak Irak'a şekil vermekte başarısız olmuştur; Kürtler dışında hiçbir grup Amerika'nın varlığından memnun değildir. Şiilerin tutumu mahiyet itibarıyla farklı değildir. Amerika'nın İran'a müdahale etmesi halinde bugün işgalin son ermesini beklediği için sesini çıkarmayan Şiilerin nasıl bir pozisyon değişikliğine gideceklerini hep birlikte göreceğiz. Türkiye benzer bir hatayı tekrar etmemelidir. Irak'a ve bölgeye ABD veya başka bir güç şekil veremez. Elbette Türkiye verebilir; ama Türkiye başka yöntemler ve yollar deneyerek bunu başarabilir. Bu, bize -eğer böyle bir düşünce varsa- Amerika'nın Irak'ta başaramadığını Türkiye üzerinden başarmaya kalkışmasının Türkiye'ye ve bölgeye büyük maliyetler getireceğini ima etmektedir.

2) Türkiye, demokrasisi kırılgan bir ülkedir. Son yarım asırda beş defa kesintiye uğradı. Müdahale demokratik rejimi daha kırılgan hale getirebilir; temel hak ve özgürlüklerin yerini "güvenlik kaygıları" alır. Rejim militer karakter kazanır.

3) Ekonomik durum da önemlidir. Dış ticaret açığı, iç ve dış borçlanma ile reel ekonomide yüzeyde gözükmeyen sorunlar (gelir bölüşümündeki adaletsizlik, işsizlik ve istihdam sorunları vs.) daha da büyür. Askerî müdahale ister istemez kaynakların normal zamanlardakinden daha büyük bir bölümünün askerî ve savunma harcamalarına ayrılmasına yol açacaktır. Müdahale Güneydoğu'nun Kuzey Irak'a bağımlı ekonomisini (nakliye, ticaret vs.) tümüyle çökertir, bu da bölgede işsizliğin katlanmasına ve elbette var olan sorunların katmerleşmesine yol açar.

4) Irak'taki gruplar (Sünni Araplar, Kürtler ve Şiiler) Türk askerini çiçeklerle karşılamayacaklar. Bu üç grupla çatışmayı göze almak gerekir, bu da Türkiye ile Araplar ve Kürtler arasında belki de yüzyıllara yayılan bir husumetin ortaya çıkmasına sebep olur.

5) Bölge ülkelerinin -Irak'a komşu olanlar ve diğerleri- son tahlilde Türkiye'nin müdahalesine iyi gözle bakacağı düşünülemez.

6) Türkiye'nin iç sosyal barışının 'risk' altına girebileceği ihtimalini göz ardı etmemek lazım. Bu ise çok daha vahim sonuçlara sebebiyet verir.

Zengin tarihî tecrübesi olan bir ülkenin 1 adım atarken 10 düşünmesi gerekir. Balkan savaşlarına ve hiç müdahil olmadığımız Birinci Dünya Savaşı'na girerken de duygular şaha kalkmıştı. Teenni ile hareket eden Abdülhamit, en fırtınalı bir zamanda devleti 33 sene ayakta tutabildi, maceracı ve dış etkilere açık İttihatçılar ise 10 senede 600 yıllık imparatorluğun ocağına incir ağacı diktiler. Devletlerin durumu ne olursa olsun, "insan unsuru" çok önemlidir. Dirayetli, basiret sahibi ve yeterli birikim ve deneyime sahip liderler ve yönetimler ülkelerini hem zararlardan korurlar hem de itibarlı kılarlar. Ben inanıyorum ki, eğer Abdülhamit 1908'de iktidara gelseydi, Osmanlı -Allahua' lem- belki bugün de devam ederdi, İttihatçılar 1876'da iktidara gelseydi imparatorluğu 1895'te batırırlardı. Bugünkü hükümet çok ağır sorumlulukla karşı karşıya bulunmaktadır.

zaman



Bu yazı 461 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 6 Nisan 2013 Neyin özgürlüğü?
    • 7 Nisan 2012 NATO'nun alan dışı stratejisi
    • 12 Kasım 2011 İdrak tutulması
    • 16 Temmuz 2011 Dört aktör
    • 25 Haziran 2011 Tiyatro bu
    • 19 Mart 2011 Afetler, felaketler!
    • 12 Mart 2011 Darbenin medya ayağı
    • 10 Mart 2011 Modelin altı parametresi
    • 7 Mart 2011 'Türkiye modeli'
    • 12 Şubat 2011 İhvan ve İslam korkusu!
    • 22 Ocak 2011 Kısır döngü
    • 13 Ocak 2011 Azınlık veya zımmi!
    • 10 Ocak 2011 Çatışmalar ve potansiyeller
    • 18 Aralık 2010 Başka bir dünya, başka bir iktisad!
    • 15 Kasım 2010 Diyanet'te 'yeni dönem'
    • 2 Ekim 2010 Millî Görüş'ten son kopuş!
    • 18 Eylül 2010 Ayrışmanın fotoğrafı
    • 2 Ağustos 2010 Askerler ve rolleri
    • 26 Temmuz 2010 Neden akletmiyoruz?
    • 24 Temmuz 2010 35. madde

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    3,828 µs