En Sıcak Konular

Yahya Bostan



Yahya Bostan
0 0 0000

Bakmayın, Türkiye’de iyi şeyler de oluyor!



İhsan Sabri Çağlayangil anılarında yazıyor… İnönü şehrine miting için geldiğinde, kalabalığı görüp sonuçlar ne olacak diye sorar. Çağlayangil Demokrat Parti’nin de benzer bir kalabalığı topladığını söyler ve ekler: Halk birini kandırıyor ama kimi…

Notlarım dağınık olduğu için bulamadım, ancak Çağlayangil’in yazdığı aşağı yukarı böyleydi. “Halk birini kandırıyor ama kimi” sözcükleri ise tamamen hafızamda.

Bu anekdottan bana kalan Türk toplumunun davranışlarının tahmin edilemezliğiydi. Üzerinde türlü psikolojik operasyonlara gidin, tüm mühendislik hünerlerinizi gösterin, o kıymetli aklınıza güvenip dışarıdan yaptığınız hesaplarla bu toplumu yönlendirebileceğinize sevinç içinde iman edin… İstediğiniz hayali kurun… Ama olmuyor… Hrant Dink öldürüldüğünde de olmamıştı. 13 askerimizi şehit ettiğinizde de olmadı. Bir önceki yazımda “acı bir sistir” demiştim. Ama toplum vakarıyla acısını bastırıp o sisi dağıtmayı bildi.

Acımız içimizi burkuyor ama bakmayın Türkiye’de iyi şeyler de oluyor.

Dün ve bugün yapılan tartışmaları izlerken vakar konusunda ne kadar yol kat ettiğimizi, acılarımızı nasıl kontrol edeceğimizi öğrendiğimizi gördüm. PKK’nın amacı bizi acıya boğup birbirimizle kavga etmemizi sağlamaktıysa eğer, bunu başaramadığını gördüm. DTP’nin linç edilmesini sağladıktan sonra Güneydoğu’daki halka dönüp “görün işte” demektiyse PKK’nın amacı, hesabının tutmadığını, bu oyuna gelmediğimizi gördüm. Hürriyet’ten Mehmet Yılmaz gibi bir ismin “DTP’ye şans verelim” yazısını gördüm. Acımız gözlerimize perde indirmişken, böylesi sıcak anlarda hiç yapmadığımız bir şeyi yaptık. Farklı sesler konuştu ve biz onlara kulak verdik. USAK (Uluslar arası Araştırmalar Kurumu) başkanı Sedat Laçiner’in konuştuklarını duydum. Türk aydınının zor zamanda doğruları söylemekten kaçınmadığını gördüm. İçim ferahladı.

Acımız içimizi burkuyor ama bakmayın Türkiye’de iyi şeyler de oluyor.

PKK saldırırken, acıyla hareket eden dillerimizin Kürt kardeşlerimize öfkeyle yöneleceğini ummuş olmalı. Ama dedim ya bu toplumu tahmin edemezsiniz. Şanlıurfa’da bayrak taşıyıp “onlar bizim kahramanımızdı” diyen Kürtlerin PKK’yı hayal kırıklığına uğrattığını gördüm. DTP’nin “evlatlarımızı kaybettik” açıklamasının da… Böylesi bir anda "Kürt kardeşlerimize mektub"u okudum ben.

Toplum bence dün ve bugün üzerinde hesap yapılamayacağını bir kez daha gösterdi herkese. Acı bir sistir, evet. Ama acı olgunlaştırır da… Yaşadıklarımızın bizi büyüttüğünü görmek bana umut verdi.

Dün Terörle Mücadele Yüksek Kurulu’ndan çıkan karar da benzer bir kanının oluşmasına neden oldu bende. Sizi bilmem ama bana devlet vakarını ortaya koyan bir metin gibi geldi. Gerektiğinde sınırötesi operasyon vurgusu ile dışarıda meşru müdafaa hakkının altını güçlü bir şekilde çizerken, görmezden geldiğimiz “refah ve güvenlik” değinisiyle terörle mücadelede -içeride- eskiye dönüşe izin vermeyeceğinin mesajını iletti. Elbette anlayanlara…


Sınırötesi operasyon mümkün mü?

Dün Terörle Mücadele Yüksek Kurulu’ndan çıkan “gerekirse sınırötesi” kararının basında “artık giriyoruz” şeklinde yorumlandığını gördüm. Bu yanlış yorum toplumda gereksiz bir sınırötesi operasyon beklentisine yol açabilir. Çünkü açıklamada açıkça gireceğiz denmiyor. “Gerekirse” deniyor. Yani operasyon zamana yayılıyor ve muhatapların tutumu bu noktada belirleyici hale geliyor. Açıklama ile ABD, Irak ve Kuzey Irak’a verilen mesaj şudur: Artık sabrımız tükendi.

Bu yüzden operasyon yakın ve orta vadede olabilir de olmayabilir de. Ancak basında “yarın giriyoruz” havasının oluşturulması toplumda karşılıksız bir beklenti yaratıyor. Üstelik beklenti öyle oluşturuluyor ki sınırötesi operasyon gerçekleştiğinde tüm sorunlar çözülecekmiş gibi yazılıp-çiziliyor. Bu oluşturulan yanlış beklentinin ikinci boyutu. Sınırötesi operasyonun terörü tamamen bitirmeyeceği askeri yetkililer tarafından da vurgulanırken, basının böyle bir beklenti oluşturması hayal kırıklığına neden olabilir. Bu ise topluma yapılacak en büyük haksızlıktır diye düşünüyorum.


1 Mart yanlışlığı…

Artan terör saldırılarını 1 Mart tezkeresi ile bağdaştıranlar var. Kendisine derin saygı beslediğim em. Org. Hilmi Özkök bu fikrin savunucusu. Kimi yazarlar da aynı görüşü paylaşıyor. İddia edilen şu: 1 Mart’ta tezkere geçseydi eğer, biz Kuzey Irak’ta olurduk, terörün hareket alanı kalmazdı.

Artan terör saldırılarından bunalan hükümetin de bu fikrin üzerine balıklama atladığını biliyorum. Başbakan Erdoğan da kimi zaman paralel sözler sarf ediyor çünkü.

Ancak ben bu görüşe katılmıyorum. “1 Mart tezkeresi geçseydi terör olmazdı” diyenlerin terörle mücadeleyi hala anlamadığını düşünüyorum. Bizim Kuzey Irak’ta olmamız içeride terörü besleyen, -Org. Başbuğ’un deyimiyle PKK’ya katılımların sürmesini sağlayan- şartları ortadan kaldırmıyor ki. Üstelik 1 Mart tezkeresinin geçtiğini ve PKK terörünü ortadan kaldırdığımızı varsayalım. O zaman Irak’ı içine alan farklı ve uluslar arası terör ile boğuşmak zorunda kalmayacak mıydık? Şu anda bile Irak’tan ülkemize giren kamyon dolusu bombaları engelleyemediğimiz ileri sürülüyor. O şartlar altında bu girişler artmayacak mıydı? Bence 1 Mart’ta alınan karara haksızlık yapılıyor. Terörün tekrar azmasının nedenini başka yerlerde aramalıyız.



Bu yazı 1,750 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 31 Temmuz 2008 ‘Dünyanın en büyük siyasi projesi’ ne demek?
    • 28 Temmuz 2008 Baykal’ın göremediği…
    • 10 Kasım 2007 Baykal’ın danışmanı kim?
    • 6 Kasım 2007 İtiraf edelim: İşte Oval Ofis’ten çıkan sonuç!
    • 31 Ekim 2007 Türkiye’nin Brzezinski’si var mı?
    • 26 Ekim 2007 Ne intikamı? ABD bizden intikam almıyor!
    • 24 Ekim 2007 Artık farkındayız: Bu provokasyona dur deyin!
    • 23 Ekim 2007 O sekiz askere ne oldu?
    • 21 Ekim 2007 Son saldırı: PKK neden bu kadar rahat?
    • 18 Ekim 2007 Bu filmi çok gördük: Oyunun farkında mısınız?
    • 15 Ekim 2007 Tuzak: Tasarı çekilirse ne olacak?
    • 11 Ekim 2007 “27 sersem Amerikalı…”
    • 10 Ekim 2007 Bakmayın, Türkiye’de iyi şeyler de oluyor!
    • 8 Ekim 2007 Saldırının üçüncü boyut okuması
    • 5 Ekim 2007 Referandum karmaşası: Bu güne nasıl geldik?
    • 28 Eylül 2007 Malezya bitti: Şimdi hasar tespit zamanı!
    • 17 Eylül 2007 Kendinizi koruyun: İran bitti, Malezya geliyor!
    • 8 Eylül 2007 Stratejik analiz: Hükümet değil devlet politikası!
    • 30 Ağustos 2007 Artık kolları sıvama zamanı!
    • 23 Ağustos 2007 Kulisleri hareketlendiren ziyaretin perde arkası!

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,609 µs