En Sıcak Konular

Erdal Şafak


Erdal Şafak
0 0 0000

Kosova ve Irak



Sırbistan Devlet Başkanı Boris Todiç, Kosova uluslararası kurumların (BM, AB) ve bazı devletlerin (ABD) baskısıyla bağımsızlığını ilan ederse, bunun emsal oluşturabileceğini söyledi.
Hatta -ucu bir şekilde bize de dokunabilecek-somut örnek vererek, "Kosova'nın koparılması, (Irak'taki) Kürtler'i de ayrılma konusunda daha kararlı hale getirecek" dedi.
Kosova gerçekten Todiç'in iddia ettiği gibi ayrılıkçı hareketlere ve tek yanlı bağımsızlık ilan etmiş bölgelere emsal olur mu? Hem hayır, hem evet.
Hayır; çünkü uluslararası topluluk tek yanlı bağımsızlıkları, BM'nin kurulduğu 1945'ten bu yana "de jure" (hukuki) olarak asla tanımadı.
Evet; çünkü uluslararası topluluğun bu siyasal-diplomatik-ekonomik ambargosu, birçok bölgenin veya halkın bağımsızlığını "de facto" (fiilen) ilan etmesini önleyemedi. O kadar çok örnek var ki.
Moldova'dan kopan Transnitri, Gürcistan'dan ayrılan Güney Osetya ve Abhazya. Azerbaycan'dan koparılan Dağlık Karabağ.
Hatta bir ara BM Güvenlik Konseyi'nde bile yer alırken bugün -devletler hukuku açısından-parya durumuna gelen Tayvan. Hatta hatta KKTC.
Bu verdiğimiz örnekler içinde yalnızca KKTC bir devlet tarafından resmen tanındı. O da malum; Türkiye.
Aslında sorun, BM Şartı'ndan kaynaklanıyor. BM Şartı'nda hem ABD Başkanı Woodrow Wilson'un 1918'de ilan ettiği o ünlü 14 maddesinden esinlenerek "Tüm halkların kendi geleceklerini belirleme hakkına sahip oldukları", hem de "Uluslararası alanda tanınmış sınırların değiştirilemeyeceği" ilkeleri yer alıyor.
Bu çelişki her krizde BM için saatli bombaya dönüştü. Doğu Timor'da, Eritre'de, Singapur'da...

Ya uzlaşma ya hami
Sonunda uluslararası topluluk çözüm olarak ya "Karşılıklı rıza" ilkesine sarıldı ya da kurucu devletlerin çöktüğüne ilişkin otopsi raporunu can simidi yaptı.
Örneğin Orta Asya'daki, Kafkaslar'daki ve Doğu Avrupa'daki yeni devletleri, Sovyetler Birliği'nin tarih sahnesinden silinmesinin kaçınılmaz sonucu kabul etti. Üç Baltık cumhuriyetini gasp edilmiş bağımsızlığın yeniden kazanılması olarak yorumladı.
Adriyatik kıyılarında doğan 7 devleti Yugoslavya'nın ortadan kalkması ve İkinci Dünya Savaşı öncesinin statüsüne dönüş diye yorumladı.
Ancak bu gerekçelere rağmen, yine de "Uluslararası tanınma" için eski devletin kurucu organıyla anlaşmayı şart koştu. Sovyetler Birliği'nden doğan devletler SSCB Devlet Konseyi'nin onayını aldı. Yugoslavya'dan doğanlar ise -uluslararası baskıların etkisiyle de olsa-Mareşal Tito'nun kurduğu devletin meşru temsilcisi olan Belgrad yönetiminden, yani Slobodan Miloseviç'ten.
Bu açıdan, Kosova, Belgrad'a rağmen, uluslararası topluluğun (BM ve AB) baskısıyla bağımsızlığa kavuşan ilk devlet olacak.
Peki başa dönersek; Kosova'nın bu "İlk"i emsal olur mu? Abhazya, Güney Osetya, Transnitri, KKTC gibi tanınmamış devletlere, en önemlisi Kuzey Irak'a ilham verir mi?
Duruma bağlı. Abhazya, Güney Osetya, Transnitri güvenceyi Rusya'nın koltuğunun altına sığınmakta buldular. KKTC ise, Türkiye'nin uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan garantörlük hakkı ve AB perspektifiyle varlığını koruyabildi.
Ya Kuzey Irak? Onun da "de jure" değilse bile "de facto" bağımsızlık ilanı için bir hamiye ihtiyacı var. Kim olabilir dersiniz?
Mesud Barzani'nin Bağdat'ın tepkisine, protestolarına rağmen imzaladığı petrol anlaşmalarına, Kongre'nin Irak'ı üçe bölme planına, Hillary Clinton'dan Henry Kissinger'a kadar etkin isimlerin tavırlarına bakın, cevabı siz verin...

 sabah



Bu yazı 806 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 31 Temmuz 2012 Körfez'e büyüteç
    • 22 Temmuz 2012 Tarih yolları kesiştirince...
    • 4 Nisan 2012 Demokrasiyi taçlandırmak
    • 1 Nisan 2012 Suriye aktörleri
    • 4 Mart 2012 Fıkra gibi
    • 1 Şubat 2012 Konsey'i beklerken
    • 16 Ekim 2011 1961 Ekim'i
    • 26 Eylül 2011 New York'tan dönüş gündemi
    • 20 Ağustos 2011 Şam'la satranç
    • 12 Ocak 2011 Aslında biz bize yeteriz
    • 8 Ocak 2011 Referandum
    • 26 Aralık 2010 Krizin öbür yüzü
    • 27 Kasım 2010 Senede bir gün
    • 18 Kasım 2010 Savaş Lordu
    • 16 Kasım 2010 Beşik sallanıyor
    • 9 Ekim 2010 Sri Lanka modeli
    • 26 Eylül 2010 Dolmabahçe'de medyatik kahvaltı
    • 28 Ağustos 2010 BDP'lilerin söylemleri
    • 30 Haziran 2010 Ortaklık
    • 15 Mayıs 2010 Atina'dan

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    3,924 µs