En Sıcak Konular

Yahya Bostan



Yahya Bostan
0 0 0000

Kendinizi koruyun: İran bitti, Malezya geliyor!



Aslında üzerinde durmayacaktım. Ancak durum gittikçe ciddileşiyor. Ağzımıza korkuyla özdeşleşmiş “yoksa Malezya mı olacağız” sorusu pelesenk oluyor. Gazetecilerimizin jargonunda Malezya bir “öcü” misali İran’ın yerini alıyor. Dedim ya üzerinde durmayacaktım. Ama Ayşe Arman’ın Prof. Dr. Şerif Mardin ile yaptığı röportaj, röportaja kondurduğu “Türkiye ne Malezya olur diyebilirim ne de olmaz” şeklindeki başlık ve de Mardin’in verdiği yanıtlar beni epeyce “heyheylendirdi.” Bilmem anlatabildim mi?

Elbette derdim Ayşe Arman değil. Kendisi saygı duyduğum bir gazeteci. İşini yapmak için oradan oraya koşturuyor, günceli yakalayıp üzerine farklı söz söylemeye ya da söyletmeye çalışıyor. “Malezya sendromu” zihinlere iyice yerleşmiş ki Arman’ın da aklına kurt düşmüş ve konunun üzerine gitmiş.

Halbuki birkaç yıl öncesine kadar “öcümüz” İran’dı. Geçmiş yılların kasvetli tartışmalarını hatırlayın. “Türkiye İran olacak” korkusu dilden dile yayılır, ismi lazım olmayan bir siyasi harekete “Türkiye’yi İran mı yapacaksın” diye parmak sallanır, öte yandan o siyasi partiye karşı harekete geçmeyen sessiz yığınlar, “yaşam tarzın değişecek, İran’daki kadınlar gibi mi olmak istiyorsun” diye korkutularak politize edilirdi. Türk siyasetine dışarıdan bakan basit bir gözün kaçırmayacağı bir ayrıntıydı bu.

Ancak şimdi İran’ın esamesi okunmuyor. O öcünün yerini Malezya alıyor. “Türkiye ne Malezya olur diyebilirim ne de olmaz” başlıklı röportajdan o “kışkırtıcı” soruya ve Mardin hocanın verdiği yanıta göz atalım: Bir gün Malezya olur muyuz, olmaz mıyız? "Olmayız" deyip, içimizi rahatlatır mısınız lütfen... İşte Mardin’in yanıtı: “Rahatlatamam. Çünkü olmayız diye bir söz veremem. Kimse veremez. Öyle dinamikler var ki dünyada, öyle tuhaf iç yapılanmalar, her şey olabilir. Endonezya’da 1960’larda kimse İslam’dan fazla bahsetmiyordu. Ama bugün Endonezya’da İslam, çok önemli bir siyasi güç olmaya başladı.”

İş bu raddeye gelmiş demek ki… Röportajın neredeyse tamamında “yönlendirme sorulara” muhatap olan Mardin hoca yanıtlarında belli bir dengeyi tutturmaya çalışıyor, ancak bu açık soru karşısında “rahatlatamam” diyor. Mardin Türkiye’de oldukça saygın bir isim. Söyledikleri merakla ve saygıyla okunuyor. Bu da yeni yöntem olmalı. Türkiye’de güvenilen isimleri bu konuda konuşturmak… Tarhan Erdem’e de geçtiğimiz hafta mikrofon uzatmışlardı. İki güvenilen isim “tehlikeyi” işaret ediyor ya tehlike çanlarının çalma zamanı…

Ama ben hala şunu merak ediyorum: Neden İran değil de Malezya? Ne değişti de öcülerimizi değiş tokuş ettik? Hangi süreç bizi İran’dan Malezya’ya itti? Gelin bu soruya makul yanıtlar arayalım…

İran’ın artık esamesi okunmuyor. Çünkü:

1. İran artık tehlikeli bir ülke değil. İran Türkiye’ye karşı değişti. Rejim ihraç etme arayışında değil. Daha önemlisi yüzleştiği tehditler aynı olduğu için özellikle Kuzey Irak konusunda Türkiye ile ortak politikalar güdüyor, iki ülke giderek yaklaşıyor.
2. Türkiye değişiyor. Türkiye’nin öncelikleri değişiyor. İran, devletimizin bir kesimi için artık makul bir devlet oluyor. Özellikle ABD’den rahatsız olan kesim için. Rusya ve İran ile ortak politika arayışını işaret eden paşamıza selamlar…
3. Türkiye’de İslamcılık değişiyor. Artık Milli Görüş yok. Muhafazakar demokrat AK Parti var. Katı söylemi ile nam salmış Milli Görüş hareketi ile İran arasında bağ kurmak işin kolayıydı. Ama Ak Parti’nin söylemi daha yumuşak. Bu yüzden yeni öcümüz “Ilımlı İslam”ın yumuşakçalarından seçilmiş…
4. İran değişiyor, Türkiye değişiyor, siyasi partiler ve söylemler değişiyor. O zaman “öcü”nün de değişmesi gerekiyor. Değişmeyen tek şey sessiz yığınların aklına kurt düşürüp politize etme, bir hareket ya da kişiye karşı harekete geçirme arayışı…

Her şey tamam güzel… Ama neden Malezya? Şimdi gelin bu soruya yanıt arayalım…

Aslına bakılırsa Malezya Türkiye’de pek de tanınan bir ülke değil. Zaten Arman’ın Mardin ile yaptığı röportajda Malezya ve Endonezya’nın da birbiriyle karıştırıldığı gözlerden kaçmıyor. Çekik gözlü her Asyalıyı Japon sanma huyumuz gibi… Arman Malezya’yı soruyor, Mardin hoca Endonezya’dan örnek veriyor. Yani Güney Asya ülkesi Malezya ile ilgili bilgilerimiz oldukça sınırlı. Hatta “Türkiye Malezya gibi olacak” diyenlerin bile Malezya ile ilgili bilgilerinin New York Times’ın Asya-Pasifik sayfalarında verilenlerden ibaret olduğuna eminim. Zira Malezya’yı Türkiye gündemine getiren yabancı gazete ve ajanslar. Biliyorsunuz bizim matbuatın ufku İran sınırından öteye geçmiyor. İran sınırından ötesi yabancı gazetelerden bakılıyor. Çeviri yapılıyor…

O zaman neden Malezya? Belki de bilinmediğinden… Kolay lokma yani. İnsan tanımadığı ve bilmediğinden korkar. Türbanlı kraliçenin ilk kez protokolde yerini alması Malezya hakkında fikir yürütmek için yeterlidir. Ne ülkenin yapısından, ne popülasyondan ne de geçmişinden haberimiz vardır. Tanınmadığı için, uzakta Malezya denen bir ülkede görmek istemediğimiz çirkinliklerin yaşandığı sanılır. Türkiye’nin de malum iktidar yüzünden o çirkinliklere evrileceğine inanılır. “Psikolojik harekat” için kaçırılmaz bir fırsattır. Akıllara kurt düşmeye görsün.

Demek oluyor ki, yönlendirmeden kaçınmak, aklımızı ve özgürlüğümüzü korumak için mutlaka okumak gerekiyor. “Türkiye Malezya olur mu” sorusu sorulduğunda mutlaka kitapları karıştırmak “Malezya nedir ki”nin yanıtını aramak gerekiyor. Böylece zihnimizi koruyabilir, iki ülke şartlarının birbirinden oldukça farklı olduğunu görür, zaten bir ülkenin, tarihsel geçmişi ve dokusu farklı diğer bir ülkeye benzeyemeyeceğini, farklı kulvarlarda yol aldıklarını anlayabiliriz. Böylece aklımıza kurt düşürmeye çalışanlar avuçlarını yalar. Haydi kitaplara…



Bu yazı 4,035 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 31 Temmuz 2008 ‘Dünyanın en büyük siyasi projesi’ ne demek?
    • 28 Temmuz 2008 Baykal’ın göremediği…
    • 10 Kasım 2007 Baykal’ın danışmanı kim?
    • 6 Kasım 2007 İtiraf edelim: İşte Oval Ofis’ten çıkan sonuç!
    • 31 Ekim 2007 Türkiye’nin Brzezinski’si var mı?
    • 26 Ekim 2007 Ne intikamı? ABD bizden intikam almıyor!
    • 24 Ekim 2007 Artık farkındayız: Bu provokasyona dur deyin!
    • 23 Ekim 2007 O sekiz askere ne oldu?
    • 21 Ekim 2007 Son saldırı: PKK neden bu kadar rahat?
    • 18 Ekim 2007 Bu filmi çok gördük: Oyunun farkında mısınız?
    • 15 Ekim 2007 Tuzak: Tasarı çekilirse ne olacak?
    • 11 Ekim 2007 “27 sersem Amerikalı…”
    • 10 Ekim 2007 Bakmayın, Türkiye’de iyi şeyler de oluyor!
    • 8 Ekim 2007 Saldırının üçüncü boyut okuması
    • 5 Ekim 2007 Referandum karmaşası: Bu güne nasıl geldik?
    • 28 Eylül 2007 Malezya bitti: Şimdi hasar tespit zamanı!
    • 17 Eylül 2007 Kendinizi koruyun: İran bitti, Malezya geliyor!
    • 8 Eylül 2007 Stratejik analiz: Hükümet değil devlet politikası!
    • 30 Ağustos 2007 Artık kolları sıvama zamanı!
    • 23 Ağustos 2007 Kulisleri hareketlendiren ziyaretin perde arkası!

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,452 µs