En Sıcak Konular

Mustafa Ünal


Mustafa Ünal
0 0 0000

Sezer'den geriye ne kaldı?



Hoş bir seda mı yoksa derin bir sessizlik mi? Gidenin arkasından konuşulmaz diyenler olabilir. Türkiye'nin kaderinde 7 yıl üç ay rol oynamış bir isimden söz edilecekse, elbette konuşulur da, eleştirilir de.
Çünkü konu kişisel olmaktan çıkmıştır artık. Ülkenin dünü, bugünü ve yarınıdır söz konusu olan. Sel gider kumu kalır. Başlıktaki soruya cevap ararken, Sezer'in bu makama nasıl geldiğini düşündüm. Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturması aslında masallarda anlatılan 'devlet kuşu'nun başına konmasıydı. Dönemin koalisyon hükümetini oluşturan DSP, MHP ve ANAP Meclis'te üzerinde uzlaşabilecekleri birini bulabilselerdi dışarıdan bir ismin Çankaya'ya çıkması mümkün değildi. A. Necdet Sezer de başkan sıfatıyla Anayasa Mahkemesi'nin kuruluş yıldönümünde özgürlükler ve demokrasiyi kutsayan ünlü konuşmasını yapmasaydı, Meclis'in kahir ekseriyetini oluşturan sağ siyasetçilerin ilgisine mazhar olmazdı. Sezer'in ismine asker de mesafeliydi. O sıralar Genelkurmay Başkanlığı koltuğunda oturan Hüseyin Kıvrıkoğlu, Başbakan Ecevit'e olumsuz mesajlar gönderdi. Askerî çevrelerde siyasal görüşü 'bir renkle' ifade edildi. Geliş serüveni kısaca böyle...

Peki yedi yıl üç aylık performansı nasıldı? Bu soruya doğru cevap verebilmek için ideolojik gözlükleri çıkarmak gerekir. Bugün bazı çevreler sırf ideolojik açıdan siyasal yakınlık hissettikleri için arkasından ağıt yakıyor. Yoksa içeride veya dışarıdaki üstün başarılarından dolayı değil. Bir bakıma AK Parti hükümeti avantajı oldu. Kendisini bir muhalefet odağı olarak AK Parti'ye karşı konumlandırması bazı kesimlerle aynı noktada buluşma imkânı sağladı.

İnsan hayatında ayrıntılar unutulur, daha çok büyük olaylar hatırlanır. Sezer'in Çankaya'da tarihe mal olan davranışı devrin Başbakanı Ecevit'e fırlattığı Anayasa kitapçığıdır. Ecevit'in nezaketi ve beyefendiliğiyle nam salan bir siyasetçi olduğunu anımsatmaya gerek yok sanırım. Ayrıca Sezer'i Çankaya'ya taşıyan isimdi Ecevit. Anayasa kitapçığı çok pahalıya mal oldu. Ülke bir anda ağır bir siyasi ve ekonomik krize sürüklendi. Cumhuriyet tarihinin bu en büyük krizini aşmak yıllar aldı. Krizin ana müsebbibi Sezer'di. Bu hiç unutulmayacak.

Yıllar yılı hatırlanacak diğer icraatı ise af... Peki kimleri affeti dersiniz? Haberlere de yansıdı; Sezer görev süresince en çok teröristi affeden cumhurbaşkanı oldu. Kuşkusuz sebepsiz değil, gerekçeleri var. Ancak bir teröristin sağlık sorunlarından dolayı affedilmesinden kısa süre sonra polisle çatışmaya girmesinin izah edilebilir yanı var mı? Kabinede yer alacak bakan veya üst düzey bürokratlar hakkında yaptırdığı istihbarat çalışmasını af için önüne gelen dosyalala ilgili de gerçekleştiremez miydi yani?

Türkiye, Sezer döneminde içeride ve dışarıda oldukça hareketli günler geçirdi. Irak Savaşı gibi... Hiçbirinde hatırda kalacak şekilde devreye girmedi. Doğrudan Türkiye'yi ilgilendiren gelişmeleri uzaktan sade bir vatandaş gibi izledi. Ne yurt gezilerinde göründü ne yurtdışında... Yedi yıl boyunca Çankaya'ya kapandı. Çalışmalarını mesai ile sınırlı tuttu. Köşk'ün kapılarını çok az isme açtı.

En çok merak ettiğim 22 Temmuz akşamının ilerleyen saatlerinde seçim sonuçları netleşmeye başladığında acaba neler hissettiği? Böyle bir sonuç beklemediğini tahmin etmek güç değil. Hükümetin şekli ve cumhurbaşkanı seçimine dönük son bir hamle düşündüğü kulislere yansıdı. Ancak siyasi aritmetik buna imkân vermedi. Sezer'den geriye derin bir sessizlik kaldı. Demokrasi ve özgürlük yanlısı konuşmalarıyla ülkeyi 28 Şubat sürecinden çıkaracak cumhurbaşkanı olarak Köşk'e oturdu, umutlar kısa sürede yerini hayal kırıklığına bıraktı. Başlangıçta çok olumlu yazılar yazan bu satırların yazarı gibi nicesini 'aldatılmışlık ve hayal kırıklığı' ile başbaşa bıraktı. O günkü Meclis'in havasına bakarak söylüyorum, gerçek yüzüyle tanınsaydı, Sezer dönemi hiç yaşanmayabilirdi.

zaman



Bu yazı 606 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 26 Eylül 2012 Balyoz duruşu
    • 23 Eylül 2012 'Balyoz' yok sayılamaz
    • 19 Eylül 2012 Menderes'in kabrinde bir CHP lideri
    • 5 Eylül 2012 İki görüşme...
    • 29 Ağustos 2012 Çiçek'in çıkışı
    • 1 Ağustos 2012 Tutukluluk avantaja dönüşmemeli
    • 29 Temmuz 2012 Rüya gibi
    • 25 Temmuz 2012 Suriye nelere gebe?
    • 18 Temmuz 2012 CHP değişir mi?
    • 1 Temmuz 2012 Davutoğlu ile Suriye...
    • 27 Haziran 2012 Cevap, yeri ve zamanı geldiğinde...
    • 20 Haziran 2012 Dağlıca yine dağladı
    • 17 Haziran 2012 7+5 senaryoları
    • 13 Haziran 2012 Kürtçe derste tarihî adım
    • 8 Haziran 2012 İyimser hava
    • 30 Mayıs 2012 'Hassas ve gerilimli iş'
    • 23 Mayıs 2012 Meclis'te Erdoğan barışı
    • 18 Mayıs 2012 Rota başkanlık sistemi
    • 16 Mayıs 2012 Tutuklu vekillere yasayla tahliye yok
    • 9 Mayıs 2012 28 Şubat'ın dalga boyu

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,047 µs