En Sıcak Konular

Umur Talu


Umur Talu
0 0 0000

Biat kültürü imiş!



Sanırım kimilerinin hayattaki en büyük kabiliyeti bu: Pozisyon değiştirdiğinde, kendisinin bir önceki pozisyonunda yakalananı, sanki kendisi hiç öyle olmamış, hiç öyle değilmiş gibi yerden yere vurabilmek.

Cumhurbaşkanlığı, cumhurbaşkanı sevmek, kovulan veya sahip çıkılan yazarlar, memlekete ve güzide medyasına, birbirinden omurgalılara dair ne çok şey öğretti.

Bir podyum var.
Bir de soyunma odası.
Odada askılarda, çekmecelerde; işte özgürlük, demokrasi, meslek ahlakı, bağımsızlık, baskıya karşı olmak gibi çeşitli kıyafet ve aksesuarlar duruyor.
Arkadaşlar duruma göre içeri giriyor, takıp takıştırıyor.
Vallahi çok da yakıştırıyor.
Birbirlerine karşı salınırlarken dahi, birbirlerine ne çok benziyorlar!

Bildiğim ilke şudur:
Bir kudret; devlet, siyasi iktidar, askeri odaklar, para ve servet güçleri filan, birisine fikrinden, yazdığından, konuştuğundan, yaşadığından ötürü baskı yaptı mı, buna girişti mi, hakaret, aşağılama veya tehditte bulunduğunda...
Önce buna tavır koyarsın.
Bunun "haklı" gerekçelerini aramadan çok çok önce.
Tabii "ilke" bir de şudur:
Bunu, ayrımcılıkta bulunmadan, her seferinde yapmaya çalışırsın.
Yani başbakan yaparsa başka, Genelkurmay yaparsa daha başka, patron yaparsa bambaşka, cemaat büyüğü yaparsa bir tuhaf olmazsın.

Ama inanamadım.
Aslında inanıyorum da hayal kırıklığım koyulaştı.
"Demokrat" bildiğim nicesinin böyle içten bir derdi yokmuş.
Birdenbire "demokrat,özgürlükçü" kesilenlerin de hiç utanması yokmuş.
Birinciler, "haklı gerekçe imalatçısı" olarak harikalar yarattılar.
Yahu, baskı veya tehditte bulunan herkesin mutlaka "haklı" gerekçesi, bahanesi olur!
(Bu arkadaşların bir kısmının "demokrasi kültürü", mesela yüz binlerce çalışanın zaten kağıt üstünde can çekişen "grev hakkı" nı da "ekonomiyi mahveden bir canavar" yapıp manşetten taşlamak!)
İkinciler ise bir alem:
Hiç bilmeseniz, mesela Ay'dan, yok Ay en azından geceleri aydınlatıp hakikatin bir kısmını görüyor da, ister Mars'tan ister Venüs'ten gelseniz, ilk defa okusanız, mesela Ertuğrul Özkök' ü o kadar haklı bulabilirsiniz ki.
Dediğinin doğru tarafı çok: Birileri "hükümetin, ekselanslarının medyası" olmuş; "biat gazeteciliği" yüzünden bağımsız bir tavır geliştirememiş; hükümet medyası olunca her gün bir yerden gelecek "emir" beklenirmiş.
İyi de...
Bugün, bir süreliğine, bu olayda siz öyle değilmiş gibi yapıyorsunuz diye...
Ne çabuk "tam bağımsız", ne çabuk "her daim mert" oluverdiniz!
Onca senede tek emirle atılan onca manşet, tek emirle gizlenen onca haber, "hükümet medyası" olarak, RTÜK, banka, benzin vesaire için onca manipülasyon ve otosansür, Genelkurmay andıç emirlerinde hazır ol durmak, hükümetlere yaranmak için kovulanlar, manşetlerden linç edilenler, "biat gazeteciliği" nin had safhası köşe sansürleri: RTÜK ekindeki baskıcı basın kanununa dair tek satır yazamamak, azledilen bir bakanın lehindeki yazıların sayfalardan çıkarılması.
Sadece gazeteciliğe, gazetecilere yapılanlar değil:
Bütün bir ülkenin aklının, fikrinin, geleceğinin; siyasetin, ekonominin, özellikle çalışanların rehin alınması? Şantaj ve tehditler?
Bir tarafta 301'lere filan bayrak açan demokrat özgürlükçülerin, bir tarafta mesela bu iktidara bindiren cumhuriyetçi yiğitlerin; patron, holding, grup, piyasa "kültürü" ne boynu ve başı eğik, vicdanı yamuk "biat gazeteciliği"?
Onlar neydi ha?
Laikliğin, cumhuriyetçiliğin, demokrasinin, medya ahlakının mı gereği!

Şaşıra şaşırmaya, binmişiz bir alamete...



Bu yazı 810 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 19 Ocak 2009 Kravatın vicdanı
    • 15 Ocak 2009 Yeraltı ordusu!
    • 26 Aralık 2008 Hakikatin içyüzü
    • 15 Aralık 2008 Onların oğulları kızları...
    • 11 Aralık 2008 Bak şu bakana!
    • 23 Kasım 2008 Üç ana...
    • 17 Kasım 2008 Taş ile bomba... Kanun ile adalet
    • 13 Kasım 2008 Ya öyle değil de böyle ise...
    • 19 Ağustos 2008 Kırk tilki kırk ayak
    • 28 Temmuz 2008 Kahpelik!
    • 28 Ekim 2007 Kasrı Şirin mi şirin!
    • 10 Ekim 2007 Düşünmeye davet
    • 26 Ağustos 2007 Biat kültürü imiş!
    • 21 Haziran 2007 Büyük lokma... Büyük konuşma
    • 20 Haziran 2007 Susurluk, Ankara Sauna, Atabey Kaldırım, Danıştay Trabzon, İstanbul bomba Cumhuriyet
    • 17 Haziran 2007 Her senaryo aktörünü bulur
    • 11 Haziran 2007 Şimdi incir zamanı
    • 3 Haziran 2007 Bana her şey seni hatırlatıyor!
    • 29 Mayıs 2007 Bunu da gördük!
    • 28 Mayıs 2007 Kanmayın kıymayın!

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,345 µs