En Sıcak Konular

Ali Bulaç


Ali Bulaç
0 0 0000

Başka çıkar yol!



AK Parti ikinci defa Abdullah Gül'ü cumhurbaşkanı adayı gösterdi. Bu bekleniyordu, aksi bir seçenek düşünülemezdi. Gül'ün dışında bir aday söz konusu olsaydı, hem parti içinde ciddi bir rahatsızlık ortaya çıkar hem de 22 Temmuz'da AK Parti'ye yüzde 46,5 oy desteği sağlamış bulunan seçmen büyük bir tepki gösterirdi.
Bu sayede altı çizilmesi gereken bir husus öne çıktı: Artık seçmen, verdiği oyun siyasette neye karşılık geldiği veya siyasilerin bu oyu nasıl kullandıkları meselesiyle yakından ilgileniyor. Gelir ve eğitim düzeyi giderek yükselmekte olan şehirli bir seçmen var; kırsal kesimlerde yaşayanlar da şehrin ciddi etkisinde seçmen davranışı gösteriyor. AK Parti seçim meydanlarında cumhurbaşkanlığı için oy istedi, R. Tayyip Erdoğan "bize 367'yi sağlayacak destek verin" dedi; yanına Gül'ü götürdü, gidemediği yerlerde Gül meydan toplantıları düzenledi.

Gözden kaçırılmaması gereken bir nokta daha var: AK Parti diğer partilerden farklı bir özellik arz ediyor. Erdoğan parti lideri; ama sanıldığı kadar bütün yetkiler elinde toplanmış değil. Genel gelişmeleri belirleme gücüne sahip üç önemli şahsiyet var; yani Erdoğan'ın yanında Gül ve Arınç da son derece önemli. Arınç'ın Meclis Başkanlığı'ndan feragat etmesi, Gül'ün önünü açmak içindir. Özellikle CHP'nin, özellikle merkezci medya köşe yazarlarının -tabii en başta Ertuğrul Özkök'ün- bunu atlamaması lazım. En büyük "uzlaşma" adımı böylelikle atılmış oldu. Eğer -aslında hiçbir haklılık ve makul temeli olmasa da- başbakan, meclis başkanı ve cumhurbaşkanının Milli Görüş geleneğinden gelmesi ve eşlerinin başları örtülü olan şahsiyetlerden olması 'rahatsızlık' sebebi gösteriliyorsa, işte Arınç, büyük bir fedakârlık, takdire şayan bir olgunluk ve anlayış göstererek Meclis Başkanlığı'ndan sarf-ı nazar etti. Acaba 'diğer siyasi faniler' bu fedakârlığı yapar mıydı?

Anayasa Mahkemesi 367 şartını öngörürken, Anayasa'da yer almayan bir 'uzlaşma' kavramına atıfta bulundu. Şu anda seçmenin yüzde 85'i temsil ediliyor; MHP ve bağımsızlar oturumlara katılacak, AK Parti'nin aldığı oylar seçmenin neredeyse yarısına karşılık geliyor. Demek ki hukuki ve siyasi engel yok. CHP eğer 'uzlaşma'dan sadece kendi siyasi profilinde ısrar edecek olursa, bunun siyasi ve hukuki bir meşruiyeti olmadığından 'yine kriz üreten ve kriz ürettikçe kan kaybeden parti' durumundan kurtulamayacak.

Bu aşamadan sonra yapılması gereken, cumhurbaşkanı koltuğuna oturacak Abdullah Gül'ün bu görevi layıkıyla yerine getirmesini sağlamak olmalı. Bütün siyasi partilere ve çeşitli toplumsal kesimlere ne kadar uzak veya yakın duracak, bu önemlidir. İkincisi, Anayasa Mahkemesi kuruluş yıldönümünde "müthiş bir konuşma" yapmışken, bu makama oturduktan sonra konuştuklarını unutan Sayın A. Necdet Sezer'in durumuna düşmemek lazım. Bu önemli makama bir AK Partili oturmuş olsa bile cumhurbaşkanı yetkilerinin çok olduğunu, halkın iradesi üzerine çıktığı gerçeğini unutmadan, köklü anayasal reformlarla, bu yetkilerin önemli bir bölümünü Meclis'e, Bakanlar Kurulu'na ve Başbakan'a devredilmesini sağlayacak adımlar atılmalı. CHP, MHP ve diğerleri kriz veya halk nezdinde geçerliliği olmayan siyasi manevralar üretmek yerine bu konuların takipçisi olmalılar.

Son bir nokta: Cumhurbaşkanlığı konusu ne abartılacak bir 'zafer' ne bir 'rövanş'tır. Kurallara uygun bir biçimde seçimler yapılmıştır, Meclis'te yepyeni bir tablo ortaya çıkmıştır. Siyasi tercihler ve hukukun öngördüğü kurallar dahilinde Abdullah Gül aday olmuştur, MHP de aday gösterecektir. Yine belirlenmiş kurallar dahilinde seçimler yapılacak ve Abdullah Gül Köşk'e çıkacaktır. Her defasında kriz yaratmanın, maçın bitimine bir iki dakika kala oyunu tatil etmeye kalkışmanın hiç kimseye faydası yoktur. Demokrasiden vazgeçilmeyeceğine göre, halkın demokratik tercihleri ortada, bu tercihlere saygı gösterilmeli. Başka çıkar yol yoktur.

zaman



Bu yazı 525 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 6 Nisan 2013 Neyin özgürlüğü?
    • 7 Nisan 2012 NATO'nun alan dışı stratejisi
    • 12 Kasım 2011 İdrak tutulması
    • 16 Temmuz 2011 Dört aktör
    • 25 Haziran 2011 Tiyatro bu
    • 19 Mart 2011 Afetler, felaketler!
    • 12 Mart 2011 Darbenin medya ayağı
    • 10 Mart 2011 Modelin altı parametresi
    • 7 Mart 2011 'Türkiye modeli'
    • 12 Şubat 2011 İhvan ve İslam korkusu!
    • 22 Ocak 2011 Kısır döngü
    • 13 Ocak 2011 Azınlık veya zımmi!
    • 10 Ocak 2011 Çatışmalar ve potansiyeller
    • 18 Aralık 2010 Başka bir dünya, başka bir iktisad!
    • 15 Kasım 2010 Diyanet'te 'yeni dönem'
    • 2 Ekim 2010 Millî Görüş'ten son kopuş!
    • 18 Eylül 2010 Ayrışmanın fotoğrafı
    • 2 Ağustos 2010 Askerler ve rolleri
    • 26 Temmuz 2010 Neden akletmiyoruz?
    • 24 Temmuz 2010 35. madde

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,586 µs