En Sıcak Konular

Yahya Bostan



Yahya Bostan
0 0 0000

Bir adım ileri gideyim



Bu köşede bir önceki yazıda “Gül’ün Cumhurbaşkanlığı adaylığına neden karşıyım” sorusunun cevabını vermiştim. Oradan devam edelim ve biraz daha açalım.

Dışişleri Bakanı Gül seçim sonrasında yaptığı basın toplantısında aday olacağına dair güçlü bir işaret vermişti. O günden bugüne Gül’ün tavrında değişen bir şey yok. Zaten şartların da onun lehine olduğu kesin. Şu anki durum bir öncekinden daha farklı. Bana göre bir önceki seçimde de Gül’ün önünde her hangi bir meşru engel yoktu ama “alavere dalavere” engelleyen engelliyor işte… Ancak 22 Temmuz sonrasında “alavere dalavere” de yetmez. Artık hükümetin arkasında yüzde otuz dört değil, yüzde kırk yedilik halk desteği var. Artık Gül’ün önünde iki şey dışında –kendisi ve Erdoğan- hiçbir meşru engel yok. İstediği takdirde Köşk’e çıkacaktır.

Bu tespiti yaptıktan sonra şunu açıklığa kavuşturalım... Abdullah Gül’ün adaylığı konusunda önemli bir hassasiyet ve dolayısıyla ciddi bir ön yargı oluşmuş. Gül’ün adaylığına karşı çıkmak demokrat olmamakla eş değer görülüyor. Bu yüzden çeşitli kesimlerden tepki almadım da değil. Ancak gelin şunu açıkça ifade edelim: Gül’ün adaylığını desteklemek ne kadar demokratik bir haksa, bu adaylığın dışında bir olasılığın Türkiye’ye daha faydalı olacağı fikrini serdetmek de o kadar demokratik bir haktır. Önyargılarımızdan okuduklarımızı doğru değerlendiremiyoruz. Ben ne bu köşede ne de bu sitedeki analizlerimde “Gül aday olamaz” diye yazdım. Söylediğim şu: Olmamalı. Olamaz ile olmamalı arasında buyurganlık ile öneri ortaya koyma gibi önemli bir fark var. Önyargılarımızdan sıyrılırsak belki daha iyi görebiliriz.

Gül’ün adaylığına karşı çıkanları aynı kefede değerlendirmek de haksız bir tutum olmaz mı? Gül’ün adaylığına karşı çıkanların büyük bir kısmı geçmiş dönemde de bu adaylığa karşı çıkmıştı, doğru. Ancak şu anda bu adaylığa karşı çıkanların arasında geçmiş dönemdeki antidemokratik tutumlara karşı dik durabilmeyi başarmış kişiler –yani biz- de var. Bu kişiler hükümetin zayıfladığı, Türkiye’de dengelerin yerinden oynadığı, demokrasi karşıtı seslerin daha gür çıktığı bir dönemde, yüzleştikleri türlü açık tacize rağmen, demokratik çizgiden sapmamış ve “AK Parti istediğini seçebilmelidir” diyebilmiş… Şimdi aynı kişiler, hükümetin en güçlü olduğu bir dönemde, demokrasi karşıtı sesler 22 Temmuz sonrası ortadan kalkmışken bir çağrıda bulunuyor ve “Gül çıkmamalı” diyor. Bu kişiler hükümet siyaset dışı aktörlerce zayıflatılırken demokrasinin yanında yer alıyor. 22 Temmuz sonrasında hükümet çok güçlüyken de ona doğru olduğuna inandığı yolu gösteriyor. Tepki alacağını beli bile… Bunun ne demek olduğunu siz yorumlayın, ancak ben kendi payıma düşeni söyleyeyim: Bu ne olursa olsun doğru bildiğini savunmaktır ve cesaret ister. 

Geçelim ve farklı bir noktayı gelelim…

Geçtiğimiz yazıda ne Gül’ün tecrübesini ne de bu işi yapıp yapamayacağını sorguladığımızı belirtmiştik. Sadece “önümüzde yapılacak işler var, şimdi sırası değil” demiştik. Hala aynı fikirdeyim, ancak bu kez farklı bir noktayı vurgulayacağım.

Şunu soralım: Gül Cumhurbaşkanı olduğunda ne değişecek?

Türkiye daha demokratik bir ülke mi olacak? Evet olacak… Ancak Gül olmasa da olacak. Meclis Başkanı artık Bülent Arınç değil, Köksal Toptan… Türkiye’nin demokrasisi bu uzlaşı adımından zarar gördü mü? Hayır. Bilakis, Muhsin Yazıcıoğlu’nun cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki tutumu nedeniyle “bela mısın nesin” diye eleştirdiği Baykal bile oturuma katılıp Toptan için oy verdi. O olumlu havanın yarattığı sinerji ve psikolojik rahatlama da cabası…

Türkiye daha istikrarlı mı olacak? Evet olacak. Ancak Gül olmasa da olacak, hatta belki de daha fazla olacak. Orta vadede MHP ve CHP’nin oylarını yükseltecek olası krizler yaşanmayacak.

AK Parti hükümeti daha rahat mı çalışacak? Evet, daha rahat çalışıp politikalarını daha rahat uygulayabilecek. Ancak Köşke AK Parti’den başka bir isim çıksa da rahat çalışacak. Hatta daha rahat çalışacak. Gül’ün attığı her imza göze batacak. Gül haksız eleştirilerle karşılaşacak -Zafer Üskül gibi- ve siyasi kimliği yıpranacak. AK Parti hükümeti de gereksiz tartışmalardan rahat çalışamaz hale gelebilecek.

Türkiye dış işlerinde daha aktif mi olacak? İşte burada duralım: hayır, olmayacak. Abdullah Gül gibi ikinci bir isim var mı Ak Parti’de? AK Partililer kızmasın, bu işleri onun gibi yönetecek ikinci bir isim yok. “Cumhurbaşkanı olduğunda da dış ilişkilerle ilgilenebilir” sözlerini duyar gibiyim. Peki, ama hani cumhurbaşkanının yetkileri kısılacaktı? Bence kısılacak. AK Partinin “Cumhurbaşkanlığı başkasındayken yetkilerini kısayım, bendeyken yetkisi bol olsun” mantığıyla hareket ettiğini düşünmüyorum. Erdoğan’ın Türkiye’de işleyen bir sistem kurmaya çalıştığını görüyorum. Türkiye’de bu işleyen sistemin kurulabilmesi için Cumhurbaşkanlığı makamı yetkilerinin de düzenlenmesi gerekiyor. AK Parti bunu istiyor. Bu yüzden Köşk’ün yetkileri kısılacak. O halde?

Türkiye’nin kimi acil çözüm bekleyen kronik sorunları –insan hakları, sivilleşme, YÖK, başörtüsü, kamusal reformlar, meslek liseleri vb- daha çabuk mu halledilecek? Gül’ün bu konular üzerindeki hassasiyetini hepimiz biliyoruz. Ancak şimdiye kadar ne kadar çözüldüyse bundan sonra da o kadar çözülecek. Hatta gereksiz refleksler yaratabileceğinden belki de çözülmeyecek. Öte yandan AK Parti’den başka bir ismin, daha tartışmasız bir ismin Cumhurbaşkanlığı döneminde bu sorunların çözümü için önemli bir fırsat yakalanabilecek. Uzlaşı ve normalleşme bu sorunların ortadan kalkması için gerekli pozitif atmosferi yaratabilecek. Şöyle örnek verelim: Dün Toptan değil de Arınç meclis başkanı olsaydı ne Baykal Meclise girecekti ne de anlamsız tartışmaların sonu gelecekti. Türkiye enerji kaybetmeye devam edecekti. Ama olmadı. Peki, Toptan Arınç’tan daha farklı bir politika mı izleyecek? Elbette hayır, o da AK Partili. Ancak Toptan’ın başkanlığında işler daha tartışmasız, yani daha hızlı yürüyecek. Meclis tartışmalardan uzak çalışmalarını sürdürecek. Neden? Çünkü gerginliklerin temeli psikolojik ve karşılıklı beslenen önyargı. Önemli olan o eşiği aşmak... Meclis başkanlığı seçiminde psikolojik eşik aşıldı. Şimdi soru şu: Bu işten kim karlı çıktı? Sadece AK Parti değil, bana göre Türkiye de…

Benzer bir bakışla Gül’ün Cumhurbaşkanlığını değerlendirirsek, Gül’ün Cumhurbaşkanlığında çözümünü özlediğimiz sorunlar ortadan kalkacak mı yoksa daha da kökleşmiş bir şekilde önümüzde mi duracak? Bu sorunun yanıtını arayalım.

Ararken de önyargılarımızdan kurtulmalı ve sarih düşünebilmeliyiz.  



Bu yazı 1,261 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 31 Temmuz 2008 ‘Dünyanın en büyük siyasi projesi’ ne demek?
    • 28 Temmuz 2008 Baykal’ın göremediği…
    • 10 Kasım 2007 Baykal’ın danışmanı kim?
    • 6 Kasım 2007 İtiraf edelim: İşte Oval Ofis’ten çıkan sonuç!
    • 31 Ekim 2007 Türkiye’nin Brzezinski’si var mı?
    • 26 Ekim 2007 Ne intikamı? ABD bizden intikam almıyor!
    • 24 Ekim 2007 Artık farkındayız: Bu provokasyona dur deyin!
    • 23 Ekim 2007 O sekiz askere ne oldu?
    • 21 Ekim 2007 Son saldırı: PKK neden bu kadar rahat?
    • 18 Ekim 2007 Bu filmi çok gördük: Oyunun farkında mısınız?
    • 15 Ekim 2007 Tuzak: Tasarı çekilirse ne olacak?
    • 11 Ekim 2007 “27 sersem Amerikalı…”
    • 10 Ekim 2007 Bakmayın, Türkiye’de iyi şeyler de oluyor!
    • 8 Ekim 2007 Saldırının üçüncü boyut okuması
    • 5 Ekim 2007 Referandum karmaşası: Bu güne nasıl geldik?
    • 28 Eylül 2007 Malezya bitti: Şimdi hasar tespit zamanı!
    • 17 Eylül 2007 Kendinizi koruyun: İran bitti, Malezya geliyor!
    • 8 Eylül 2007 Stratejik analiz: Hükümet değil devlet politikası!
    • 30 Ağustos 2007 Artık kolları sıvama zamanı!
    • 23 Ağustos 2007 Kulisleri hareketlendiren ziyaretin perde arkası!

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,441 µs