En Sıcak Konular

Ali Bulaç


Ali Bulaç
0 0 0000

Seçimler ve AB faktörü



Bizler bir yandan "fotoğraf çekme"ye çalışırken diğer yandan "resim" yaparız. İkisi arasındaki farkın mahiyetini önümüzdeki günlerde anlatmaya çalışacağım. Şu kadarını söyleyeyim, büyük bir iddia olmasına rağmen, fotoğraf çekmek olayları her nasıl iseler öyle görmeye ve anlamaya çalışmaktır.
Resim ise bittabi yorumdur. Yorum özgürdür, fotoğrafa bakılarak yapılır. Fotoğraf, üzerinde oynandığında resme dönüşür ve bu ahlaki olmayan bir suistimaldir.

22 Temmuz seçimlerini doğru anlamak için sandıktan çıkan fotoğrafı ortaya koymalı. Sosyal olaylarda belirleyici tek faktörde ısrar etmek çoğu zaman bizi saplantılara götürür. Seçim sonuçları üzerinde etkili olan "birden fazla faktör" söz konusu, ben bunların kabaca "tepki, korku ve umut" olarak özetlenebileceğini -ki bunlardan her birinin de alt kademelerde yatan başka faktörleri var-, AB üyelik sürecinin ise ancak yüzde 1'lik bir etkiye sahip olduğunu yazmıştım. Bazı liberal ideologlar ısrarla, seçim sonuçlarını tayin eden önemli faktörlerden en önemli olanının AB üyelik süreci olduğunu iddia ediyorlar, ayıp olmasa tek bu faktörü öne süreceklerdir. Sahiden buna inanıyorlarsa -ki bu herhangi bir gerçeklik değeri taşımadığı için 'salt bir inanç'tır- aldanıyorlardır; konumları ve misyonları gereği söylüyorlarsa başkalarını aldatıyorlardır.

Bu satırların yazarı, defaatle belirttiği üzere, Türkiye'nin AB üyelik sürecinin devamında yarar uman ve destekler yerde durmaktadır. Üyelik süreci ve bu alanda harcanan çabalar, "biz iç dinamiklerle değişme kabiliyetini gösteremeyiz, AB üyelik süreci sayesinde dışarıdan bir tazyik gelir, bu sayede değişir, adam oluruz" argümanını -ki Tanzimatçılar böyle düşünürdü- abartmamak lazım. Bunun elbette bir yere kadar işlevsel bir değeri var, ancak değişim ve iyileşme -yani adam olma- işlemlerini hep dış desteğe ve referansa bağlamak da çok sağlıklı değildir. Bu hem sizi başka bir bağımlılığa iter hem zihinsel olarak sınırlandırır. Niçin, ne kadar ve hangi alanlarda değişmeniz gerektiğini öncelikle kendiniz kararlaştırmalısınız. Mevcut durumda "tam üyelik imkânsıza yakın" görünüyor, dolayısıyla Türkiye, iç politik dengeler açısından süreci devam ettirirken, dış dünyada ve özellikle bölgemizde yeni alternatifler üzerinde çalışmalar yapması gerekir. AB üyelik sürecinin iç politik değeri sadece "devlet içi tartışma ve polemikler"de geçerli bir akçedir; toplumsal büyük kesimleri artık motive edecek bir önemde değildir; ama kuşkusuz yarın şartlar değişebilir, bu ayrı bir fasıldır. 2002 yılının sonlarında AB üyelik sürecinin toplumsal desteği yüzde 76'lara çıkmıştı, bu yapabildiği en yüksek tavandır. Bilinen sebepler dolayısıyla umutlar zayıfladı ve şimdilerde AB üyelik desteği yüzde 34'lere inmiş bulunuyor. AB üyelik sürecinin taraftarlarının blok halde AK Parti'ye oy verdiklerini düşünsek dahi, geride kalan 12 puanlık farkın bir açıklaması olmalı. Kaldı ki, Meclis'e girebilen üç partinin seçmen tabanında durumun böyle olmadığı anlaşılmaktadır: "MHP seçmeninin yüzde 27'si AB üyeliğine 'evet' derken, yüzde 44'ü 'Kesinlikle girmemeliyiz' demektedir. Avrupa Birliği'ne üyelik meselesinde, en yüksek oranda bağımsız adayların seçmenleri yüzde 64 oranıyla en önde görünürken, AKP seçmeninin yüzde 47'si, CHP seçmeninin yüzde 41'i 'Mutlaka üye olmalıyız' fikrindedir. (Radikal, 27 Temmuz 2007)"

AK Parti, seçim kampanyası sırasında AB'ye çok kuvvetli vurgu yapmadı. Başbakan Erdoğan, AB canibindeki can sıkıcı gelişmeler üzerine "yollarına Ankara kriterleriyle devam edecekleri"ni açıkladı. Ama daha önemlisi yaptığı şu açıklamaydı: "Artık bizim için dış politikada Irak, AB'den daha öncelikli konu haline gelmiştir." Tanzimatçıların bu güvensiz ruh halini artık aşmamız lazım; biz adam olabiliriz, kendi yol haritamızı çizebilir ve daha güzel bir ülke için mücadelemize devam edebiliriz. Bir de böyle düşünelim.

zaman



Bu yazı 484 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 6 Nisan 2013 Neyin özgürlüğü?
    • 7 Nisan 2012 NATO'nun alan dışı stratejisi
    • 12 Kasım 2011 İdrak tutulması
    • 16 Temmuz 2011 Dört aktör
    • 25 Haziran 2011 Tiyatro bu
    • 19 Mart 2011 Afetler, felaketler!
    • 12 Mart 2011 Darbenin medya ayağı
    • 10 Mart 2011 Modelin altı parametresi
    • 7 Mart 2011 'Türkiye modeli'
    • 12 Şubat 2011 İhvan ve İslam korkusu!
    • 22 Ocak 2011 Kısır döngü
    • 13 Ocak 2011 Azınlık veya zımmi!
    • 10 Ocak 2011 Çatışmalar ve potansiyeller
    • 18 Aralık 2010 Başka bir dünya, başka bir iktisad!
    • 15 Kasım 2010 Diyanet'te 'yeni dönem'
    • 2 Ekim 2010 Millî Görüş'ten son kopuş!
    • 18 Eylül 2010 Ayrışmanın fotoğrafı
    • 2 Ağustos 2010 Askerler ve rolleri
    • 26 Temmuz 2010 Neden akletmiyoruz?
    • 24 Temmuz 2010 35. madde

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,775 µs