En Sıcak Konular

Kürşat Bumin


Kürşat Bumin
0 0 0000

Seçim arifesinde kısa hikayeler...



Beni çok etkilediği için CHP'nin dün hemen bütün gazetelerde yer alan son seçim afişinden başlayacağım:

Gerçekten çok komik kaçmış bir afiş bu...

Geçmişte benzerleriyle çok karşılaştığımız, dolayısıyla modası çoktan geçmiş bir seçim afişi bu.

Gazetelerde bir tam sayfa işgal eden bu afişin en üstünde şu notu okuyoruz:

“AKP YAPIM İFTİHARLA SUNAR / BÜYÜK VURGUN”.

Hemen altında Erdoğan, Gül, Unakıtan ve Yıldırım'ın fotoğrafları. Sonra da bir yük gemisi ve ana hatlarıyla filmin senaryosu...

Bu müthiş fikir kimin, hangi reklamcının aklına gelmiş ise kutlamak gerekir.

Bu zamanda böyle bir afiş, aferin doğrusu...

Bu afiş bana şunları da düşündürttü:

Demek ki artık (nihayet) tanıtım-reklam şirketlerinin seçim kampanyalarında bir dönem haddinden fazla abartılmış rollerinin-işlevlerinin sonuna gelinmiştir. “Ver kampanyayı bana sana fazladan 10 puan!” türünden mânasız iddiaların da sonuna gelinmiştir.

Oh beeee!... Neydi o boylarının yüz misli iddialar; seçim vaatlerini dondurma reklamına dönüştürmenin faziletleri üzerine atılıp tutulanlar...

Sonuç olarak sonuç iyidir; memleket iyi yolda gerçekten...


* * *
İkinci kısa hikaye de CHP'nin seçim afişleriyle ilgili.

İlk günlerde dolaşıma sokulan bu afiş –şimdi önümde bulunmadığından- hatırladığım kadarıyla şöyle bir şeydi:

Bir grup insan bakışlarını gökyüzüne çevirmişler. Herhalde, bu seçimde ayakları hepten yerden kesilen CHP'yi temaşa etmekteler... Afişi hazırlayanın bu küçük grubun kompozisyonunu oluştururken neyi amaçladığını tahmin edebiliriz. Mutlaka, CHP'nin seçmen profilini esas almıştır.

Fakat o da ne? Grubun önüne –merkezine- yerleştirilen vatandaş boynunda mezürosu ile bir terzi...

Bir sohbette “seçim afişleri” bahsi açılınca (bir arkadaş) bu manzarayı bakın nasıl yorumladı:

“Bu ilk gün afişinde bir terzinin merkeze yerleştirilmesi çok tuhaf doğrusu... Usta terzilerin pasaj altlarında paça kıvırarak hayatlarını kazanmaya çalıştıkları bir ülkede bir sosyal demokrat partinin öne çıkardığı seçmen profili bu mudur? CHP otuz yıl öncesinin geçerli meslekleri peşinde herhalde...!”


* * *
Televizyon izlerken Kanaltürk'ün karşısında buldum kendimi.

Kanalın her şeyi olan Tuncay Özkan, Erbakan ile karşı karşıya.

Erbakan anlattıkça anlatıyor; karşısındaki ise söylenenleri tamamen tasvip eder bir tavırla dinledikçe dinliyor...

Kanaltürk'ün Erbakan'ın düşünmeden söylediği bunca lafa bu kadar değer verdiğini bilmiyordum doğrusu...

Erbakan –tahmin ettiğiniz gibi- yine Yahudi Sorunu'ndan söz ediyordu. Bu arada tabii ki Hırıstiyanlık da nasibini aldı.

Bu kadar olur doğrusu; “dinler arası diyalog”un yolu bundan daha iyi açıklanamazdı herhalde!

Yahudi ve Hıristiyanlık karşıtı bu konferansın nedeni de belli: AKP iktidarının kimlerin hizmetinde olduğunun açıklanması.

Tamam, hadi diyelim ki Erbakan (bal gibi suç işleyerek) epeydir bu ayrımcı, nefret dolu sözlerini sakınmadan tekrarlayabilen siyasi bir figür haline dönüşmüştür. Kimse ilişmemekte, o da coştukça coşmaktadır.

İyi ama Kanaltürk'e bundan ne? Şu manzaranın düzeysizliğine bakın. “Cumhuriyet” ve “laiklik” diyerek yatıp kalkan bu kanalın eline mendil alıp Erbakan'ın terini silmediği eksik kalmış sadece.


* * *
Bu hikaye de Erbakan'la ilgili.

TBMM başkanı Arınç, çok güzel söylemiş: “Sayın Erbakan, Hz. İsa'dan başlıyor, günümüze kadar geliyor. Siyonizmden bahsederken diyor ki; bunlara oy vermek insanı cehenneme götürür. Bunlar ateşte yanacaklar, bunlar domuzca partilerdir. (...) Laik çevrelerin, cumhuriyetçi çevrelerin bir tanesinin, 'Laiklik elden gidiyor: Sayın Erbakan bu nasıl konuşma?' diye bir suç duyurusunda bulunduğunu gördünüz mü? Bunu ben yapsaydım ipe çekilirdim arkadaşlar...”

Yeri gelmişken şunu da hatırlatayım: Deniz Baykal da, bir mitingte yaptığı konuşmada “AKP'ye oy vermek günahtır” demiyor muydu?


* * *
Son hikaye ile karşılaşmam tamamen tesadüf eseri:

Tercüman gazetesinden Behiç Kılıç adlı bir köşe yazarı dünkü yazısını şöyle bitirmiş: “Helal olsun size bu yollar!... Sosyetesi, bir kısım tarikatçısı, Barzanicisi, Soroscusu kol kola beraber yürüyüp ilerliyorlar...

Yüzde 48 de yetmez...

Yetmez dimi ak saçlı ahlaksız herif, al parayı da rakamı biraz daha süsle...”

Düzeyi görüyorsunuz.

Biliyorum bu sözler özelliği olan sözler değil. Böyle yüzlercesi dolaşıyor ortalarda.

Benim bu sözlere takılmamın nedeni başka.

Köşe yazarının adı bana yabancı gelmedi; bu gazeteci bir zamanlar sanki bir gazetenin genel yayın yönetmeniydi.

Sorumun cevabını gecikmeden buldum: Evet o gazeteci bu idi. Star Grubu TMSF'nin eline geçince Star'a genel yayın yönetmeni olarak atanan gazeteci bu idi.

Kılıç, Star'ın başına atandığında Medyatava şu yorumu yapmış:

“Behiç Kılıç ile Recep Tayyip Erdoğan arasındaki dostluk Erdoğan ve Kılıç'ın gençlik yıllarına dayanıyor.”

Bu hikayeden çıkarılacak “moralite” nedir o zaman?

Onu da siz bulun artık...




Bu yazı 420 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 17 Aralık 2011 'Harbe hazırlık' ve Bahçeli'den 'suikast hazırlığı' yorumu
    • 20 Kasım 2011 Çadırlarda yaşayan depremzedeler kışlalara yerleştirilsin
    • 19 Kasım 2011 'Bedelli' tartışması ışığında Uğur Kantar cinayeti
    • 22 Mayıs 2011 'Darbecilik genleri': Büyük bir keşif!
    • 7 Şubat 2011 Kıbrıslı Türkler ne diyor?
    • 16 Ocak 2011 RTÜK Kanunu'nun 'yayın ilkeleri'
    • 26 Eylül 2010 Yeni anayasa'?
    • 10 Temmuz 2010 Kötümser mi –yoksa- iyimser mi olmalıyız?
    • 28 Mart 2010 Paket'e ilişkin 'üç tarz'ı siyaset'
    • 7 Aralık 2009 DTP'ye de dokunma!
    • 29 Kasım 2009 İki karar da problemli (2)
    • 16 Kasım 2009 'Dersim Açılımı'
    • 5 Ekim 2009 'Yargı' bizi çıldırtmadan…
    • 14 Eylül 2009 'Vatan hizmeti'nin sapkın bir tarifi: İşkence yapmak
    • 2 Ağustos 2009 Çözüm 'Türkiye modeli' çerçevesinde aranmasın sakın
    • 27 Temmuz 2009 YÖK'ün aldığı kararın 'önümüzü açtığı' doğru mu?
    • 9 Şubat 2009 Bir tahliye kararı
    • 18 Ekim 2008 Başbakan'ın desteği
    • 12 Temmuz 2008 Konuyu ikisi de bilmiyor muydu zaten?
    • 23 Haziran 2008 'Lalalık pedagojisi'ne devam

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,115 µs