En Sıcak Konular

Ali Bayramoğlu


Ali Bayramoğlu
0 0 0000

Asker de düşecek bu krizin ocağına…



Şu sıralar sıkça Hrant'ı düşünüyorum. Bugünden geriye 19 Ocak 2007'ye bakınca, perde aslında onun ölümüyle açıldı gibi geliyor insana. 2 Temmuz günü, seçimlere ramak kala, siyaset sıcağının ortasında, şiddetin ve otoriter beylerin gölgesi altında Dink davasının ilk duruşması yapılacak.

Hrant bugünlerin kurbanı oldu. Ama o sezgisi, zekası, ürkekliğiyle o aynı zamanda bugünleri hissetmenin ustasıydı.

Bu köşede bir kez daha hatırlatmıştık, ölümünden 8 ay önce şunları demişti geleceğe dair:

“Önümüzdeki seçimlerin belirleyici ögesi insan hakları ve demokrasi olmayacak. AKP insan hakları ve demokrasi açısından kendisinden önceki hükümetlerden çok daha iyi çalıştı.

Buradan oy tırtıklayamazlar…

Ekonomi konusunda onlardan çok daha istikrarlı ve disiplinli oldu.

Bu konuda da ondan oy tırtıklayamazlar…

Oy tırtıklanacak yeni ruh halleri üretmek ve bunu seçimin sloganına dönüştürmek gerekiyor. Bunlardan bir tanesi milliyetçilik, yükseltilen milliyetçilik…

İkincisi milliyetçilik tek başına yetmeyebilir. Bu kez laik-anti laik cepheleşmenin tekrar gündeme getirilmesi söz konusu… Şimdi şu son olaylara baktığım zaman Türkiye'de o derin mühendisliğin harekete geçip önümüzdeki siyaseti dizayn etmeye başladığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Bunu bir alternatif iktidar ya da AKP'siz bir siyasi düzen yaratma çabası olarak değerlendiriyorum…”

Evet, böyle diyordu Hrant…

Ortada adeta bir senaryo varmışcasına, korkulanlar, endişeli tahminler bir bir gerçekleşiyor…

Bu tür senaryolarda doğaçlama kısımlar oldukça fazladır…

AK Parti'nin geriletilmesi, askeri vesayet sisteminin tahkim edilmesi senaryonun yazılı kısmıdır. Kürt meselesinde tüm diyalog kapılarını kapatıp tüm siyasi araçları imha edip sert çatışmaları tahrik eden askercil ve şahin tavrın, milliyetçi bir dalgayla iç içe girerek “militer bir demokrasi” fikrini sıradanlaştırması da senaryonun yazılı kısmındandır…

Neden bu zamanda, böyle bir senaryo peki?

Açık: Çünkü askerin “resmî devlet görüşü” olarak belirlediği çerçeve ciddi bir şekilde delinmiştir. Askerin çizdiği sınırları aşan toplumsal ve siyasal gelişmeler ülke ve devlet hayatına egemen olmuştur.

Bu gelişmelerin bir kısmı, devlet düzenine, siyasi iktidara ilişkindir.

Bir kısmı ise toplumsal olana, Kürt meselesine ilişkindir.

Bu açıdan bakıldığında üretilmiş, kontrollu ve belirli bir hedefi olan krizden sözediyoruz.

Bu anlamda kriz “siyasi alanın yeniden daraltılması” ve “siyasetin iyice vesayet altına sokulması” amacıyla harekete geçirilmiştir. Kürt meselesi gibi sorunlar ortamı askerileştirdikçe, duygu siyasetini öne çektikçe bu amaca hizmet etmektedirler.

Ancak, söyledik bu tür krizlerde, krizi üreten her şeyi kontrol altında tutmaz, yani senaryonun doğaçlama kısmı, yazılı kısmına ağır basar hale gelir, gelebilir.

Nitekim bu açıdan bakıldığında oyuna giren yeni aktörlerle, onlar üzerinden artan terör olaylarıyla, Kürt sorununun tehdit edici anlamda uluslar arası bir nitelik kazanmaya yüz tutmasıyla görüntü değişmeye başlamış, kriz “siyaseti tasfiye ve dizayn krizi” olmak kadar, bir “yönetim krizi hali”ne de dönüşmüştür.

Sorunları yönetemeyeni sorunlar yönetir.

Resmi ideoloji yönetemedikçe, biraz daha otoriterleşmektedir. Otoriterleştikçe sorunlar daha azmakta, sorunlar azdıkça bunalımın kaynağı olan otoriterleşme eğilimi çözüm aracı sanılmaktadır.

Ne yazık…

yenişafak



Bu yazı 859 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 15 Eylül 2012 Sorgulama vakti...
    • 28 Ağustos 2012 Kürt sorununda yeni safha...
    • 25 Ağustos 2012 Kürtlerin şiddeti...
    • 30 Haziran 2012 Anter'in katili yaşlanmış mı?
    • 12 Mayıs 2012 Solun şiddetle hesaplaşması
    • 3 Mayıs 2012 Yeni Türkiye'nin doğum belgesi...
    • 21 Şubat 2012 Dink davası ''sil baştan''...
    • 18 Ocak 2012 İkinci cinayet zamanı
    • 17 Ocak 2012 Hrant'a sözüm var...
    • 21 Aralık 2011 Soykırım ve yasa
    • 3 Aralık 2011 Dönme dolap...
    • 30 Eylül 2011 Yazıcıoğlu ve jandarma...
    • 8 Eylül 2011 Aydının şiddetle sınavı...
    • 1 Ağustos 2011 İstifaların anlamı ve yarını: Pek iyi...
    • 28 Temmuz 2011 Parlamentoda bir terörist...
    • 5 Temmuz 2011 Futbolda temizlik, ülkede temizliktir
    • 10 Haziran 2011 Yeni CHP ha! Hadi oradan...
    • 24 Mayıs 2011 MHP'de yaşananlar ve perde arkası
    • 19 Mayıs 2011 Askere ''leş'' toplatmayan generaller iş başında
    • 19 Nisan 2011 Militarist-ulusalcı batak...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,250 µs