En Sıcak Konular

Cengiz Çandar


Cengiz Çandar
0 0 0000

Merkez-sağda çöküntü, siyaset mühendisliğinde iflas



Toplum gelen dip dalgaların değil de “siyaset mühendisliği”nin dikte ettiği “nişan” törenleri, “nikâh dairesi”ne gitmeden “alyans”ın fırlatılıp atılmasıyla sonuçlanıyor

Toplum gelen dip dalgaların değil de “siyaset mühendisliği”nin dikte ettiği “nişan” törenleri, “nikâh dairesi”ne gitmeden “alyans”ın fırlatılıp atılmasıyla sonuçlanıyor.

İşte, DYP ile ANAP’ın DP çatısı altında birleşme girişimlerinin gelip dayandığı nokta.

CHP-DSP birleşmesi görünürde farklı. Ama sadece görünürde. Aday listeleri açıklandığında görüldü ki, DSP’lilere “seçilebilir” sayılan yerlerden yapılan “rezervasyon” 13 kadar. DSP’liler, CHP listesinden seçilseler bile, parlamentoda grup kuracak sayıya erişemeyecekler.

Bunun için ya bugüne kadar Deniz Baykal’a karşı ustaca “takiyye” yapan 7-8 CHP’li bulmaları gerekecek ya da belki onlar “koltuk cazibesi”ne kapılıp, Bülent Ecevit’in kemiklerini sızlatarak, CHP içinde eriyecekler.

Ne olursa olsun, bir CHP-DSP birleşmesinden ya da “medya”nın keyfi ve isabetsiz değerlendirmesiyle “solda birlik”ten söz edecek durumda değiliz. Nitekim, eli bu CHP’ye asla gitmeyecek olan ve solculuğu tartışmasız birçok insanın bağımsız adaylara yönelmesi ve bağımsız adayların şansının bundan önceki seçimlere oranla en fazla olacağı bir seçim zeminine doğru yol alıyoruz.

“Siyaset mühendisliği”nin “büyük trajedisi”nin yaşandığı asıl alan, “merkez-sağın çöküşü” diye nitelendirilen DYP-ANAP “nişanı”nın kavgalı bir şekilde sona ermesi. Türkiye’de “siyaset mühendisliği” -medyanın da yapay yorumlarından beslenerek- sosyolojiye itibar etmek yerine, aritmetikle uğraştığı için, bir kez daha tökezledi.

“Merkez-sağ” denilen siyaset zeminindeki sorun, “bölünme” ya da bir başka deyişle “birleşememe” sorunu değildi. Bütün bir 1990’lı yılları, 1980 askeri darbesinin ürünü olan, “sağda ve solda bölünme” tartışmaları ve bazı partilerin birleşmesi gereğinin vurgusunun yapılmasıyla geçirdik. Bu tartışmalara noktayı halk, 2002 yılında koydu oysa.

2002 seçimlerinde halk, bir başka deyişle “seçmen” bir anlamda, “siyasi soykırım” yaparak, DYP’yi baraj altına indirdi; ANAP’ı bir daha baraj üzerine çıkamayacak bir oranda, yüzde 5’te bıraktı. DSP, yüzde 1’i boyladı. Tansu Çiller, Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit gibi başbakanlık yapmış ve sırasıyla Türkiye’nin son 10, 20 yılına ve yaklaşık yarım yüzyılına damga vurmuş eski başbakanlar parlamento dışına gönderildi.

Sıfırla çarpılmış olanların, kadro, kimlik ve siyasi platform değiştirmeden, aradan geçen 5 yıl içinde anlamlı bir performans ortaya koymadan, aday listeleri paylaşımı yoluyla “merkez-sağda birlik” oluşturmaları mümkün olabilir miydi?

Sorun aritmetik değildi. 2002 seçimlerinin sonucunu anlamayanlar, Türkiye’nin geleceğine nasıl talip olabilirlerdi. Dağıldılar. İsabet oldu.


*** *** ***


DYP ile ANAP’ın “nişan töreni”nin ne zaman, hangi şartlar altında yapıldığını hatırlamak lazım. Şunun şurasında bir buçuk ay oldu. İki “baraj altı” partinin liderleri, Erkan Mumcu ile Mehmet Ağar, bu “nişan töreni”ni, Türkiye’yi sonu belirsiz bir “siyasi kriz”e sokan “367’yi önleme operasyonu” vesilesiyle yapmadılar mı? O günün o “mutlu tablosu”na, “tebrik telgrafı” olarak “gece yarısı muhtırası” gelmedi mi?

Türk siyasi tarihinde, “askeri eşgüdüm” içinde görülen o tür partilerin, hiçbir zaman seçim başarısı elde etmediklerinin bir dizi örneği yok mu?

Her iki parti, işledikleri “27 Nisan günahı”ndan ötürü, muhtemelen sandıkta zaten çarpılacaklardı; sandığa kalmadan şimdiden kurmaya çalıştıkları derme çatma çatının altında kaldılar. Toplumun gerçek talepleri yerine “Ankara entrikaları” üzerinden Türkiye’nin bu gününü ve geleceğini kurgulamak isteyen “siyaset mühendisliği”nin ağır yenilgisidir.

Bir meslektaşımızın dünkü şu tespiti ne kadar isabetlidir:

“İkisi de Deniz Baykal’ın pozisyonuna göre tavır alarak garantili siyaset yaptıklarını düşündüler. Ancak, Baykal’ın özel zırhını ve her şartta devletle güçlü bir ittifaka sahip olduğunu; en önemlisi de bir hata yapsa bile bundan zarar görmeyeceğini ıskaladılar. Baykal bugüne kadar defalarca olduğu gibi bugünden sonra da siyaseten hata yapabilir. Ancak sistem bunu kolaylıkla telafi edecektir. Arkadan o hataları toparlayıp gelen bir güç olacaktır. Zira, söz konusu olan Baykal değil CHP’dir ve herkes biliyor ki bu parti olmaksızın sistem düşünülemez. Ama DYP ve Anavatan böyle vazgeçilmez bir değeri ifade etmiyor. Mumcu ve Ağar da sistem dengeleri nezdinde bir kıymet arz etmiyor. Mümkün olduğunca zayıflamaları ve topallamaları tercih bile edilecektir. Nitekim, Demirel ve hatta Yılmaz’ın bile son tahlilde daha yüksek bir özgül ağırlığa sahip olduğu görülmüştür.”


*** *** ***

“Merkez-sağ”daki sözde birliğin çökmesiyle toplumsal-siyasi zeminde tehlikeli bir boşluk oluşmuş da değil. AKP’nin listelerine dikkatle göz atın; üç ilginç özellik göreceksiniz:

1. Merkez, liberal hatta sol-sosyal demokrat kimlikli siyasi figürlerin listelerin en üst sıralarına yerleştirildiği;

2. Açıklanan listeler arasında üst sıralarda en fazla “laik-kadın” barındırdığı;

3. “Milli Görüş” geleneğinden gelen isimlerin çok önemli bölümünün ya liste dışı kaldığı veya listenin alt sıralarına itildiği.

AKP’nin şu sırada TBMM’deki 352 isminin 168’i listelerde yok. Yüzde 50’nin üzerinde bir değişme ve “yenilenme” fotoğrafı bu. Aynı zamanda da “merkez-sağ”a bile değil, “merkez”e yerleşme niyetinin ifadesi.

Durum bu olunca, 22 Temmuz sonuçlarının muhtemelen AKP’li, CHP’li ve bir de bağımsızların bir “blok” oluşturacak kadar çok sayıda içeri girebilecekleri bir parlamento üreteceği şimdiden sezilebiliyor.

MHP, büyük bir soru işareti. Her seçimin “wild card”ına dönüşen Genç Parti’nin performansının ne olacağı ile yakından ilişkili bu sorunun cevabı.

Ancak, askeri müdahale ile kesintiye uğratılmadığı takdirde, Türkiye’nin bundan öncekinden daha “temsili” ve anlamlı bir parlamentoya doğru yol aldığı söylenebilir...

referans



Bu yazı 364 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 2 Mart 2012 'İç savaş salgını' ve 'korunma yolları'...
    • 8 Şubat 2012 Türkiye, Suriye'de savaşa mı gidiyor?
    • 13 Temmuz 2011 Diyarbakır DTK'nın, BDP Ankara'nın
    • 22 Haziran 2011 Türkiye'nin doğru Suriye pusulası
    • 14 Haziran 2011 Yeni anayasa için AK Parti-BDP-CHP uzlaşması
    • 13 Mayıs 2011 İktidar Kürt sorununu anlamalı
    • 16 Nisan 2011 AK Parti'nin Güneydoğu'da 'siyasi ricatı...'
    • 12 Nisan 2011 Aday listelerini okuma kılavuzu
    • 1 Mart 2011 Hoca ve 28 Şubat'ın cenazesi
    • 22 Şubat 2011 Libya: Osmanlı dominosu ve Bingazi'deki kan davası
    • 19 Şubat 2011 Ergenekon faturası
    • 5 Şubat 2011 Mısır'ın tarih yazdığı gün...
    • 8 Ocak 2011 Hizbullah tahliyesi mi rönesansı mı?
    • 5 Kasım 2010 TAK, ne kadar PKK, ne kadar 'Ergenekon?'
    • 29 Ekim 2010 'Tek Cumhuriyet'in iki Ankara'sı
    • 26 Ekim 2010 Bu gidişle katilden çocuk yaratılacak
    • 6 Ekim 2010 Washington'daki Türkiye
    • 1 Ekim 2010 Daha seyahatin başı, çözümün eşiği değil...
    • 29 Eylül 2010 Türkçeye onurunu iade edin
    • 21 Eylül 2010 Hakkâri provokasyonuna inat

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,868 µs