En Sıcak Konular

Yahya Bostan



Yahya Bostan
0 0 0000

Ertuğrul Günay ne yapmalı?



Türkiye son üç hafta içerinde tarihi siyasi kırılmalarından birini daha yaşadı. Cumhurbaşkanlığı seçimleri süreci önce muhtıra ile sarsıldı, ardından Anayasa mahkemesi kararı ile tıkandı. Meclis Cumhurbaşkanını seçemedi. Haliyle erken seçime gidiliyor.

Peki, AK Partililer önceden bu krizi tahmin etmiş midir? Boyutları itibarıyla tahmin ettiklerini sanmam. En azından Gül’ün “muhtıra beni çok şaşırttı” şeklindeki sözleri bu denli bir kriz beklemediklerinin göstergesi. Ancak gerilimden ve yapılan mitinglerden bir “ders” çıkarttıkları da kesin. Beş yıllık iktidarları süresince merkezde durduğunu düşünen AK Parti yönetimi hala kendisinden “kaygı” duyan kesimlerin varlığını son birkaç haftada görmüş olmalı. İşte bu yüzden AK Parti artık daha güçlü adımlarla merkeze yürümeye, tüm kesimleri kucaklayacak isimlerle seçime girmeye hazırlanıyor. (AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Edibe Sözen’in iyibilgi’ye yaptığı “düşünülen yeni isimlerin son gerilimlerle ilgisi yok. Biz acele karar vermez, uzun vadeli politikalar belirleriz” açıklamasını da ek bilgi olarak hatırlatalım.)

Ertuğrul Günay da AK Parti’nin adaylık teklifi götüreceği isimler arasında yer alıyor. en azından basına yansıyan bu… Peki, Ertuğrul Günay ne yapmalı? Bu soruyu önce kendime, daha sonra kendisine sordum.

Tersten başlayarak açalım… Günay öncelikle bu tür iddiaları basında gördüğünü ancak adaylık teklifinin henüz kendisine gelmediğini söylüyor. Daha da önemlisi adaylık teklifi geldiğinde ne yapacağına henüz karar vermemiş olması. Günay’a “kabul eder misiniz” diye soruyorum. “Henüz iç savaşımı bitirmedim” diye yanıtlıyor. Yani kabul etmek ile etmemek arasında… Siyasi geleceğini önemli ölçüde etkileyecek bu karar öncesi sadece düşünüyor…

Öte yandan o soruyu kendime de sordum: Günay teklif gelirse kabul etmeli mi, etmemeli mi? Ederse bunun yararları ne olabilir? Etmezse bir kayıp söz konusu olur mu?

Ertuğrul Günay deyince aklımıza ne geliyor? Belki bu soru ile başlamalı… Günay deyince akla sosyal demokrasi geliyor. İngiltere’de Almanya’da olan ancak Türkiye’nin belki de sadece Günay’ın şahsında tanıdığı çağdaş bir sosyal demokrasi… Temel hak ve özgürlükleri kutsayan, toplumsal değerleri dışlamayan, sorun yaratmaktansa, var olan sorunlara çözüm arayan bir yaklaşım…

Ne yazık ki Türkiye’de solun düştüğü durum ortada. Sol hiç hak etmediği halde CHP ile özdeşleşiyor. CHP ve DSP’nin seçim ittifakı “solda birlik” olarak adlandırılıyor. Öte yandan Sosyalist Enternasyonal, CHP’nin üyeliğini iptal edip etmemeyi tartışıyor.

CHP’nin tavrı Türkiye’de sosyal demokrasi potansiyelini de etkiliyor. İktidarın politikalarını eleştirmek, işsiz kalan yığınların sorunlarına çözüm aramak, emeğin hakkını savunmak, usulsüzlükleri eleştirmek yerine CHP rejim gerilimi söylemi kullanıyor ve bu sağ partilerin oylarının artması ile sonuçlanıyor.

Halbuki Türkiye’de sosyal demokrasi potansiyeli oldukça güçlü. Sol daha önce birçok kez bu ülkede iktidara geldi. Hala gelebilir…

Bu Türk siyaseti için önemli. Türkiye’nin güçlü bir sosyal demokrasiye ihtiyacı var. Küreselleşen dünyada Türk toplumunun “sistem çarkları” arasında ezilmemesi için Türkiye’nin güçlü bir sosyal demokrasiye ihtiyacı var. Türk siyasetinin dengelenmesi ve hatta normalleşmesi için de… Ancak sosyal demokrasi potansiyelinin harekete geçebilmesi için Günay gibi isimlerin ön plana çıkması ve desteklenmesi gerekiyor. Nihayetinde “sol” dendiğinde aklına Deniz Baykal gelen ve endişelenen yığınlar var Türkiye’de… Daha önce Ecevit’e sempati duymuş o yığınlar… Bu yığınların Günay’a önyargı ile yaklaşmayacağı kesin… Günay sol ile ılımlı sağın üzerinde uzlaşabileceği nadir isimlerden…

İşte bu yüzden Ertuğrul Günay’ın siyasi kimliğini önemsiyorum. Günay’ı hep Türk siyasi geleceğini belirleyen “gerçek sosyal demokrasinin” toparlayıcısı, önderi olarak gördüm. Bu noktadan baktığımda Günay “AK Parti’den aday olmalı mı” sorununun yanıtını ben de tam olarak veremiyorum…

Ancak meselinin bir de diğer yönü var… Bir de şu soruyu kendinize sorun: Günay gibi bir ismin düşüncelerini Meclis’te ifade etmesi gerekmiyor mu? Dışarıda söylediklerimizle meclis çatısı altında söylediklerimizin etkisi birbirinden farklı oluyor. Ertuğrul Günay’ın parlamenter kimliği il söyleyeceklerinin Türkiye için çok yararlı olacağına siz de inanmıyor musunuz? “Meclis’in size ihtiyacı var” diyesim geliyor. Zaten “AK Parti içinde istediğini söyleyemez, hakkıyla eleştiremez, doğru yöne sevk edemez” endişem de yok. Bir insanın ne söylediği değil, ne yaptığı önemli. Geçmişte, CHP’deyken Günay dik başlı değil, başı dik bir siyasetçi olduğunu zaten kanıtlamıştı.

İşte bu büyük bir ikilem… Günay aday olmalı mı olmamalı mı? Bu ikilemi herkesin yaşadığına eminim. Ancak süre kısa ve eğer teklif gelirse menfi ya da müspet bir cevap ortaya çıkmak zorunda. Ben bu büyük ikileme rağmen Günay’ın Meclis’e girmesini tercih ederdim. Siyasetin geleceği kriz kokarken Günay’ın sözleri çok daha fazla önem kazanacak. Meclis’in Günay’ın sesine ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Hem sonrasında gelecek ne getirir? Kim bilebilir…



Bu yazı 410 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 31 Temmuz 2008 ‘Dünyanın en büyük siyasi projesi’ ne demek?
    • 28 Temmuz 2008 Baykal’ın göremediği…
    • 10 Kasım 2007 Baykal’ın danışmanı kim?
    • 6 Kasım 2007 İtiraf edelim: İşte Oval Ofis’ten çıkan sonuç!
    • 31 Ekim 2007 Türkiye’nin Brzezinski’si var mı?
    • 26 Ekim 2007 Ne intikamı? ABD bizden intikam almıyor!
    • 24 Ekim 2007 Artık farkındayız: Bu provokasyona dur deyin!
    • 23 Ekim 2007 O sekiz askere ne oldu?
    • 21 Ekim 2007 Son saldırı: PKK neden bu kadar rahat?
    • 18 Ekim 2007 Bu filmi çok gördük: Oyunun farkında mısınız?
    • 15 Ekim 2007 Tuzak: Tasarı çekilirse ne olacak?
    • 11 Ekim 2007 “27 sersem Amerikalı…”
    • 10 Ekim 2007 Bakmayın, Türkiye’de iyi şeyler de oluyor!
    • 8 Ekim 2007 Saldırının üçüncü boyut okuması
    • 5 Ekim 2007 Referandum karmaşası: Bu güne nasıl geldik?
    • 28 Eylül 2007 Malezya bitti: Şimdi hasar tespit zamanı!
    • 17 Eylül 2007 Kendinizi koruyun: İran bitti, Malezya geliyor!
    • 8 Eylül 2007 Stratejik analiz: Hükümet değil devlet politikası!
    • 30 Ağustos 2007 Artık kolları sıvama zamanı!
    • 23 Ağustos 2007 Kulisleri hareketlendiren ziyaretin perde arkası!

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    3,619 µs