En Sıcak Konular

Erdal Şafak


Erdal Şafak
0 0 0000

Gün ola harman ola



Okurlardan özür diliyorum. Bu köşede ilk ve son kez kez cümleler birinci tekil şahısla kurulacak.
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun (TMSF) SABAH Grubu'na el koymasıyla ilgili olarak Hürriyet gazetesinde yayınlanan yazıları, yapılan yorumları mesleğimiz adına hüzünle, etik ve erdem adına da ibretle izliyorum.
Ve kendime soruyorum: Böyle bir olay onların başına gelmiş olsaydı nasıl davranırdım? Ya da böyle bir olay onların başına gelirse nasıl tepki gösterirdim?
Örneğin şöyle yazar mıydım:
"Araştırdım, el koyma kararına karşı ticaret mahkemelerinde bir menfi tespit davası açmak peşindeymişler. Turgay Ciner'in akıllı hukukçuları olduğu sır değil. TMSF kararlarına karşı açılacak davaların idare mahkemelerinin konusu olduğunu bilmemeleri de mümkün değil. Belli ki ticaret mahkemelerinden alacakları bir karar ile idare mahkemesinin üzerinde etkili olmaya çalışacaklar. Elbette böyle bir istemi reddetmeyip kabul edecek ticaret mahkemesinin çıkacağını zannetmiyorum ama bu işler belli olmaz biliyorsunuz!" (Mehmet Y. Yılmaz)
Ya da şu satırları döktürür müydüm:
"(SABAH Grubu'ndaki) Gazeteci arkadaşlarımıza gelince. Onlar için hiçbir risk yok. Nasıl olsa sicili temiz bir grup, değerini vererek bu grubu alacaktır. O zamana kadar gazeteciliğe devam. Ayrıca artık, üzerlerindeki 'hile', "muvazaa' ve ağızdan kulağa konuşulan öteki kötülüklerin hepsinden kurtuldular." (Ertuğrul Özkök)

Neden asla yazmam?
Sorumun cevabını hemen vereyim: Hayır bu tür yazıları asla yazmazdım. Yazmak bir yana aklımın ucundan bile geçirmezdim.
Her şeyden önce gazeteciliğin evrensel etik kurallarından "İyi niyet", "Tarafsızlık", "İnsan onuruna saygı", "Mağdura vicdanla ve dayanışma duygusuyla yaklaşma" ilkelerine içtenlikle inandığım ve titizlikle uymaya çalıştığım için yazmazdım...
Ayrıca kendilerinin belirledikleri ama paspas yaptıkları Doğan Grubu'nun "Yayın İlkeleri"ne saygımdan ötürü yazmazdım.
(Yukarda verdiğim iki örnek, 20 maddelik "Anayasaları"nın 2'nci ve 3'üncü maddelerinin alenen, bilinçli ve kasıtlı olarak çiğnenmesi anlamına geliyor.)
Ve nihayet Antik Yunan'dan bu yana tüm düşünürlerin insanı diğer canlılardan ayıran başlıca özellik olarak gösterdiği "Erdem"den nasibimi aldığım için yazmazdım...
Ama onlar yazdılar; William Shakespeare'in Hamlet'e söylettiği "Aşağılamanın ulaşamayacağı hiçbir erdem yoktur" yargısına hak verdirircesine...
Ama onlar yazdılar, Horace'ın "Önce para kazan, erdem ardından gelir" sözünü yalanlarcasına. Çünkü, para bile onlara erdemin zerresini getirmemiş.
Getirseydi, biri pervasızca, hatta gözdağı vererek yargıyı etki altına almaya kalkmaz, diğeri ortada hiçbir yargı kararı yokken "Muvazaa", "Kötülük", "Sicili bozuk" türünden hükümler vermezdi.
Ne diyeyim; "Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner..."
Ama içleri rahat olsun, o gün geldiğinde, yeterli ömrüm ve sabrım olmasına rağmen, birileri gibi, bir ırmağın kıyısına oturup tüm düşmanlarımın cesetlerinin geçmesini beklemeyeceğim. Çünkü benim düşmanım yok. Çünkü düşmanlık kavramı bana yabancı.
İçleri rahat olsun, hesap döndüğünde ki hiç de uzak değilbiz şampanya patlatmayacağız. Bir parantezi kapatmanın huzuru ve keyfiyle işimize devam edeceğiz.
Başlarına -asla dilemem ama- nahoş bir şey geldiğinde takınacağım tavrın taahhüdü olarak bu yazıyı kesip saklayabilirler.
Ama şunu bilsinler: Kamuoyunda bu operasyonla ilgili olarak, "Aydın Doğan Grubu'nun parmağı var" inancı son derece yaygın.
Hiçbir zaman silemeyecekleri bu ayıp ve bu utanç da onlara yeter!

Sabah



Bu yazı 1,256 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 31 Temmuz 2012 Körfez'e büyüteç
    • 22 Temmuz 2012 Tarih yolları kesiştirince...
    • 4 Nisan 2012 Demokrasiyi taçlandırmak
    • 1 Nisan 2012 Suriye aktörleri
    • 4 Mart 2012 Fıkra gibi
    • 1 Şubat 2012 Konsey'i beklerken
    • 16 Ekim 2011 1961 Ekim'i
    • 26 Eylül 2011 New York'tan dönüş gündemi
    • 20 Ağustos 2011 Şam'la satranç
    • 12 Ocak 2011 Aslında biz bize yeteriz
    • 8 Ocak 2011 Referandum
    • 26 Aralık 2010 Krizin öbür yüzü
    • 27 Kasım 2010 Senede bir gün
    • 18 Kasım 2010 Savaş Lordu
    • 16 Kasım 2010 Beşik sallanıyor
    • 9 Ekim 2010 Sri Lanka modeli
    • 26 Eylül 2010 Dolmabahçe'de medyatik kahvaltı
    • 28 Ağustos 2010 BDP'lilerin söylemleri
    • 30 Haziran 2010 Ortaklık
    • 15 Mayıs 2010 Atina'dan

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    3,855 µs