En Sıcak Konular

Ali Bayramoğlu


Ali Bayramoğlu
0 0 0000

Bu oyun ne zaman biter?



Çankaya gerilimi, çeteler, asker-sivil mesafesi, laiklik savaşlarından ve kutuplaşmadan yüzde 15 çıkarmaya kararlı aciz ve tehlikeli bir ana muhalefet, siyasi istikrar zarar gördükçe kapıda belirmeye başlayan ekonomik sarsıntılar...

Açık: Sorun siyasi ve güç kavgalarında gizli...

Peki Türkiye çıkış ışığını nerede bulacak?

Nasıl ele alınırsa alınsın, hangisine öncelik verilirse verilsin, fatura kime çıkarılırsa çıkarılsın, ülke sorunlarına ilişkin gerçekler değişmiyor.

Etrafında dolaşılan nokta hep aynı: Gizli ya da açık, destekli ya da desteksiz, doğrudan ya da dolaylı bir askeri vesayet sisteminin ürettiği siyasi bir "blokaj" ve bu blokajın hemen her alanda Türkiye'nin önünü tıkaması.

Bu "siyasi blokaj" nasıl kırılacak?

Mevcut arayışlar umut vermiyor.

Evet, arayışlar en azından şimdilik "illüzyon" olmaktan öteye gidemiyor. Bu, hemen her alanda böyle...

Sayıları her geçen gün artan, etkinlik alanı genişleyen ancak varlıklarıyla çelişkili bir şekilde temsili ve yerleşik siyasi kurumları ret üzerine kurulu bir düzen üretmenin peşinde koşan "sivil arayışlar", "toplumsal illüzyon" olmaktan öteye geçemiyor.

Kürt sorunu örneğinde pek iyi resmedildiği gibi steril bir dengeye dayalı içi boşalmış siyaset ile "milli güvenlik ideolojisi" üzerine kurulu bir düzen üretme çabalarına "siyasi istikrar" adı vermek "siyasi illüzyon"un boyutlarını gösteriyor.

1980'lerden bu yana yücelttiğimiz, ancak toplumsal uzlaşmayı, sosyal tedbirleri devre dışı bırakan, popülizme ve beceriksizliğe takılan "ekonomik istikrar paketleri" sadece birer "ekonomik illüzyon" işlevi görüyor.

Bu illüzyonların, hayali durumların, hayallerin ortak noktası; anlamlı bir bütünü anlamsız parçalara bölerek, kimliksiz ve siyasetsiz bir siyaset ya da çözüm anlayışını yüceltmeleridir. Mevcut meşru güç ve dinamikleri tamamen reddetmeleridir.

Oysa kompartımanlarla düşünmekle, iç içe geçmiş toplumsal-siyasal-ekonomik parçalardan oluşan bütünü parçalamakla çözüm üremez; nitekim üremiyor. Bırakın çözümü; toplumsal, siyasal cazibe merkezleri bile oluşmaz, nitekim oluşmuyor.

Ve bugün Türkiye kısmen yıkılan illüzyonların ardındaki acı gerçekle karşılaşıyor.

21. yüzyılı soluduğumuz şu günlerde hâlâ 20. yüzyıla çakılıp kalan Türkiye'nin önündeki temel sorun bellidir:

Daraltılan siyaset alanı ile bu alanın aktörlerine, yani siyasetçilere duyulan tepki arasındaki mesafeyi ortadan kaldırmak. Ve bunu yaparken demokrasinin ana mekanizması olan "siyaset-toplum" bağını yeniden tesis edip, önce "siyaset-devlet", ardından "toplum-devlet" bağlarını mevcut toplumsal dinamiklere, taleplere, çağdaş demokrasi anlayışının gereklerine göre yeniden tanzim etmek.

Bilin ki, bunlar yapılmadan Türkiye kendisini toplumsal, siyasal ve ekonomik illüzyonlardan kurtaramaz, bunlara savaş açamaz.

Gerçekler ortada...

Toplumsal tabakalaşmadaki değişim, yeni toplumsal gruplar ve taleplerin varlığı... Yeni ekonomik oyuncuların devreye girmesi sonucu sermaye yapısının farklılaşması... Bu ikili, ülkenin bütünleşme krizine kadar uzanan sorunlarının gerçekleri ve bütünün parçalarıdır. Mesele bu bütünü kuşatmaktır. Siyasi güç onları kuşatarak ürer, siyasi istikrar ise siyasi güçten ürer. Ve ekonomik sorunları çözmek, yapısal reformları gerçekleştirmek siyasi güç olmayı gerektirir.

Siyasi tavırlar ve tutumlar hangi eksenden yola çıkarlarsa çıksınlar, önce bu gerçeği, sonra gerçeğin "sahici oyuncuları"nı, toplumu kabul etmek zorundadırlar...

Aksi takdirde illüzyonlar devam edecektir.

Ve bu "illüzyon"lar "örgütsüz", "insansız" ve "tepeden" siyaset yapma mekanizmasını meşrulaştırarak, krizleri derinleştirecektir...

Ama bunalmaya gerek yok...

Bazen karamsar sorgulamalar fikir ve zihinde umut üretir...

Bu yazı 308 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 15 Eylül 2012 Sorgulama vakti...
    • 28 Ağustos 2012 Kürt sorununda yeni safha...
    • 25 Ağustos 2012 Kürtlerin şiddeti...
    • 30 Haziran 2012 Anter'in katili yaşlanmış mı?
    • 12 Mayıs 2012 Solun şiddetle hesaplaşması
    • 3 Mayıs 2012 Yeni Türkiye'nin doğum belgesi...
    • 21 Şubat 2012 Dink davası ''sil baştan''...
    • 18 Ocak 2012 İkinci cinayet zamanı
    • 17 Ocak 2012 Hrant'a sözüm var...
    • 21 Aralık 2011 Soykırım ve yasa
    • 3 Aralık 2011 Dönme dolap...
    • 30 Eylül 2011 Yazıcıoğlu ve jandarma...
    • 8 Eylül 2011 Aydının şiddetle sınavı...
    • 1 Ağustos 2011 İstifaların anlamı ve yarını: Pek iyi...
    • 28 Temmuz 2011 Parlamentoda bir terörist...
    • 5 Temmuz 2011 Futbolda temizlik, ülkede temizliktir
    • 10 Haziran 2011 Yeni CHP ha! Hadi oradan...
    • 24 Mayıs 2011 MHP'de yaşananlar ve perde arkası
    • 19 Mayıs 2011 Askere ''leş'' toplatmayan generaller iş başında
    • 19 Nisan 2011 Militarist-ulusalcı batak...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,656 µs