En Sıcak Konular

Şamil Tayyar


Şamil Tayyar
0 0 0000

Kim kimin altını oyuyor: Ulusalcılar mı, milliyetçiler mi?



Artık, siyasi yelpazeyi Fransız ihtilalinden kalma ‘sağ/sol’ kavramlarıyla kategorize etmek neredeyse imkansız hale gelmiştir. DSP’nin bir yöneticisiyle görüşürken yaptığı şu tarif, dikkat çekicidir: ‘Solda birlik diyorlar, hangi birlik? ÖDP, kurultayda İstiklal Marşı’nı okumadı, SHP bölücülerle işbirliği yaptı. DSP ulusal konularda duyarlıdır. Şimdi gelin bu birliği kurun.’

Bu anlatımları, farklı partilerin sözcülerinden dinleyip çeşitlendirmek mümkün. CHP ile MHP’yi aynı potaya sokanlar, AK Parti ile DYP arasında bağ kuranlar, ANAP ile DSP’yi aynı çatı altında buluşturmak isteyenlerin zihin karışıklığı da bir ölçüde bundan kaynaklanmaktadır. Önümüzde bir ucube gibi duran ulusalcılık akımı üzerine farklı yaklaşımların ortaya çıkmasının bir nedeni de budur.

Yani bir nevi, mutasyona uğramış ideoloji. Ne anlama geliyor, hangi ideolojik temele yaslanıyor, dinamikleri nedir, pek belli değil. Bu hareketin öncü kuvvetlerinin söylemlerinden bazı ipuçları çıkarılabilir. Mesela Mustafa Balbay, ‘Ulusalcılık, yurtseverliktir’ diyor. İçi doldurulmuş bir kavram değil. Nasıl bir sevgi, açıklamaya muhtaç.

Birliktelik oluşturanlara baktığınızda, belki bir ortak payda yakalamak mümkün. Kim bunlar? Genellikle geçmişte devletle kavgalı, rejimle sorunlu, güvenlik güçleri ve milliyetçileri ‘faşist’ olarak gören, din kavramına uzak, kökleri marksist ideolojiye uzanan sol akımın temsilcileri.

Bugün gelinen noktada; devlet merkezli ve laik rejimin bekçisi rolünü üstlenmiş görünüyorlar. Çanakkale ve Kurtuluş Destanı, Kuva-i Milliye, Lozan gibi argümanlarla AB karşıtlığını devinime sokabiliyorlar. Oysa, bu değerler geçmişte çatıştıkları değerlerdi. Bir başka sorun, çözüm önerilerinin ‘siyah-beyaz’ olarak algılanması. Ya onlardansın ya hainsin.

Ancak ufukta görünen başka bir tehlike var. İktidar karşıtlığı, aynı damardan beslenen ulusalcılar ile milliyetçiler arasında göreceli dirsek temasına yol açsa da, çatışma sinyalleri gelmeye başladı. Tanıl Bora’ya göre ulusalcılar, milliyetçilerin önünü açıyor. Servet Kabaklı’ya göre ulusalcılar milliyetçilerin altını oyuyor.

Hangi cepheden bakarsanız bakın, tabanda pozitif/negatif bir etkilenmenin olduğu ortada. Bu etkilenme, ideolojik fay kırılmasına yol açıp siyaset tarlasının ulusalcı/milliyetçi köşesini ters düz eder mi, göreceğiz.
Seçim süreci, turnusol kağıdı gibidir. Fazla vakit kalmadı.

Danıştayzade mi, Danıştayzede mi?

Hikmet Tan, 2 Temmuz 2004 günü Van valisiyken bombalı saldırıya uğramıştı. Suikast girişiminden birkaç gün sonra da Bayram aşiretinin polis baskını yaşanınca Adıyaman’a atanmış, eski vali Halil Işık Danıştay kararıyla göreve dönünce merkeze çekilmişti.

Şimdi o emekli vali. Ancak hukuk mücadelesini sürdürüyor. Valilik koltuğunu devrettiği Işık’ın Danıştay’da devam eden göreve iade davasına müdahil oldu. Genellikle davacı ile davalı konumunda başbakanlık ve içişleri bakanlığının karşı karşıya geldiği bu tür davalarda, merkeze çekilen bir valinin müdahil olması, pek rastlanan bir durum değil.

Tan’ın gerekçesi şu: ‘Beni hükümet görevden almadı, Danıştay aldı. Van’dan Adıyaman’a atandım, eski vali (Halil Işık) Danıştay’dan yürütmeyi durdurma kararı alınca gelip göreve başladı. Oysa bir vali nasıl atandıysa o şekilde görevinden ayrılır. İçişleri Bakanlığı’nın teklifi, Bakanlar Kurulu’nun kabulü, Cumhurbaşkanının onayıyla atandığım halde Danıştay kararıyla ayrılmak zorunda kaldım.’

Yani, ‘Benim derdim Danıştay’la’ diyor. Danıştay’ın vali atamalarına ilişkin kararlarını kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı buluyor. Ayrıca, Danıştay’ın kararları arasında çelişki olduğunu iddia ediyor: Danıştay, Adıyaman Valisi Halil Işık’ı görevine iade ederken, görevden alınan Mersin Valisi Akif Tığ için aksi yönde karar aldı.

Tan, burada isyan ediyor: ‘Ortada bir Danıştay’ın atadığı valiler var bir de hükümetin. Bize soruyorlar; Danıştayzede vali misin, Danıştayzade vali misin?’

Patrikhane sözcüsü gibi

Doç. Dr. Şükrü Yarcan, ‘ekümenik skandal’ başlıklı yazım için dün bir açıklama göndermiş. Oysa yazı, geçen Perşembe günü yayınlanmıştı. Dört gün neden bekledi bilmiyorum. Neyse, şahsımı, okurları yanıltmakla suçluyor. Diyor ki: ‘Patrik Ortodokslar açısından evrenseldir ve Patrikhane kendisini ekümenik olarak tanımlamaktadır.’ Sonra bazı kaynaklara gönderme yapıyor.

Lütfen şu cümleyi de dikkatle okuyun: ‘Patrikhane Türkçe yazılı açıklamalarında ekümenik sıfatını kullanmaktan kaçınmakla birlikte tüm diğer dillerdeki yazışmalarında bu unvanı kullanmaktadır. Nitekim Papa Benediktus’un ziyareti sırasında da aynı biçimde hareket edilmiştir. Bir kurumu en iyi o kurumun kendisi tanımlar.’

Bunun üzerine hiçbir şey söylemiyorum. ‘Bir kurumu en iyi o kurumun kendisi tanımlar’ diyerek Patrikhane’yi temel referans alıyorsanız, konuşulacak bir şey yok demektir. Sözcülüğünüz hayırlı olsun.
 
star

 

 

 



Bu yazı 1,758 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 15 Ağustos 2012 Hüseyin Aygün vakası
    • 8 Ağustos 2012 Atatürk yaşasa ismini değiştirir miydi?
    • 1 Ağustos 2012 Hatay’da neler oluyor?
    • 30 Temmuz 2012 Suriye’ye PKK operasyonu
    • 25 Haziran 2012 Vurulan jet değil çünkü...
    • 18 Haziran 2012 Başbakan’ın başka seçeneği yok
    • 14 Mayıs 2012 Kim bu üst komutanlar?
    • 7 Mayıs 2012 CHP’de derin çatışma
    • 28 Mart 2011 Kalemim size emanet
    • 16 Mart 2011 Arşiv bir açılsa görürsünüz
    • 9 Mart 2011 Sen de yoğunlaş, koçum benim
    • 7 Mart 2011 Ergenekon’da neler oluyor?
    • 4 Mart 2011 1 Mart operasyonu
    • 23 Şubat 2011 Olmadı sayın Bakan
    • 22 Şubat 2011 O mektubu kim verdi?
    • 18 Şubat 2011 Kılıçdaroğlu-Yalçın pazarlığı
    • 16 Şubat 2011 Yeni Türkiye nasıl kurulacak?
    • 7 Şubat 2011 CHP’yi yıkmaya mı geldi yoksa?
    • 4 Şubat 2011 Böyle terbiyesizlik olmaz
    • 28 Ocak 2011 Asılacakların listesi

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,125 µs