En Sıcak Konular

Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta



Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta
0 0 0000

Oynatmaya az kaldı doktorum nerde?



Tıp bilimindeki baş döndürücü gelişmelerin ve teknolojideki ilerlemelerin birçok olumlu yönleri var. Bir taraftan tomografiler, MR’lar sayesinde vücudun herhangi bir organındaki henüz hiçbir belirti vermeyen mili metrik tümörler saptanabiliyor. Anjio ile kalbin veya beynin hangi damarının ne kadar daralmış olduğu belirlenebiliyor ve ameliyata gerek kalmadan bu damarı açmak ya da genişletmek mümkün olabiliyor. Anne karnındaki bebeğe cerrahi bir girişim uygulanabiliyor. Bardak dibi kalınlığında gözlük camı ile ancak görebilen hastalar, lazerle dürbün gibi gözlere sahip olabiliyorlar.

HER ORGANIN UZMANI VAR

Bu gelişmeler kaçınılmaz olarak ‘aşırı uzmanlaşmayı’ da beraberinde getiriyor.

Günümüzde her organın bir uzmanı var: Böbreklere nefrologlar, karaciğere hepatologlar, kalbe kardiyologlar, kansere onkologlar, kan hastalıklarına hematologlar, mide ve bağırsaklara gastro-enterologlar, akciğerlere pnömologlar, romatizmaya romatologlar bakıyor.

Hatta bunların alt grupları bile türedi. Eskiden bir göz hastalıkları uzmanı her türlü göz hastalığına bakar, teşhisini koyar, ilacını, damlasını, gözlüğünü, lensini verir, gerekiyorsa ameliyatını da aslanlar gibi yapıverirdi hastasının.

Ama bugün öyle değil. Gözcülerin kimi retinacı, kimi kataraktçı, kimi glokomcu, kimi şaşılıkçı, kimi lazerci, kimi lensçi, kimi korneacı. Üstelik de retinacı katarakta karışmıyor, korneacı glokomdan anlamıyor, lazerci üveite şaşı bakıyor. Yakında sağ göze, sol göze bakan uzmanlar bile türeyebilir, şaşırmayın.

Onun için gözünden bir sorunu olan şöyle gönül rahatlığı ile bir göz hastalıkları uzmanına gitmeye çekiniyor, çünkü glokomu olanın lazerciye gitmesi ile üroloğa gitmesi arasında fazla fark kalmamış durumda.

Oysa geçmiş yılların ‘dahiliyecileri’ çoğu zaman hiçbir tahlile, röntgene gerek duymadan, tansiyondan kalp krizine, romatizmadan anemiye, astımdan zatürreeye, hepatitten gastrite, diyabetten böbrek yetersizliğine kadar her türlü hastalığı hem teşhis ve hem de tedavi ederlerdi.

‘Hariciyeciler’ yani cerrahlardan ise kaçan kurtulurdu. Aldılar mı bisturilerini ellerine, apandisitten ülsere, kırıklardan çıkıklara, hemoroitten safra taşına, kıl dönmesinden kansere bulduklarını keserler, biçerler, dikerlerdi.

UZMANLAŞMANIN SONU YOK

Bu ‘aşırı uzmanlaşmanın’ iyi yönlerine diyeceğimiz yok. Belirli bir organın, hatta sadece belirli bir hastalığın uzmanı olan hekimler, elbette o konuda çok daha fazla bilgiye, birikime, deneyime ve beceriye sahip oluyorlar, ama olumsuzluklarını da gözden kaçırmamak lazım.

Diyelim ki başınız ağrıyor:

Önce aile hekimine gidiyorsunuz, tansiyonunuz yüksek çıkıyor, ama öyle hemen ilaç almak yok. Aile hekimi sizi kardiyoloğa gönderiyor. Ancak, işiniz orada da bitmiyor. Tansiyonun gözlerinizde ve beyninizde bir hasar yapıp yapmadığının belirlenmesi için bir göz doktoru ve nöroloğa fazla kilonuzun altında ‘acaba gizli şeker mi var endişesi’ ile diyabetçiye, diyetinizin düzenlenmesi için bir diyetisyene görünmeden olmuyor.

Sonunda tansiyon hapınız veriliyor verilmesine de bu sefer ilaç öksürük yaptığı için bir akciğerciye, midenize dokunduğu için de bir gastro-enteroloğa uğramanız şart oluyor.

Her gittiğiniz doktor da ultrasondan akciğer fonksiyon testlerine, eforlu elektrodan talyum sintigrafisine, şeker yüklemesinden tiroit fonksiyonlarına dizi dizi tahliller istiyor.

Bu gidiş gelişlerde, kuyruklarda beklemelerde başınıza herhangi bir kaza gelip ortopedi veya acil cerrahiye gitmeniz gerekmese bile sonunda bir psikiyatri konsültasyonu kaçınılmaz oluyor.

Hadi gelin de eski doktorları aramayın.
 
star



Bu yazı 675 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 31 Ekim 2014 Günde 3 bardak süt kemik kırığı ve ölüm riskini artırıyor
    • 14 Mayıs 2013 Akademik sahtekârlık geleneğinin kime ne zararı var
    • 11 Aralık 2012 Yakında ruh hastası olmayan kalmayacak
    • 9 Ekim 2012 Bir Türk tıp alanında Nobel alabilir mi?
    • 3 Ekim 2012 Burun damlaları ile aldatılıyor muyuz?
    • 2 Ekim 2012 Kimi kime şikâyet edelim?
    • 1 Ekim 2012 Türkiye'de mamografi taramaları rezaleti
    • 16 Eylül 2012 Mamografi taramalarına karşıyım
    • 10 Eylül 2012 Modern tıbbın son numarası: Aşırı teşhis
    • 8 Eylül 2012 Mamografi kanser riskini arttırıyor
    • 7 Eylül 2012 Benzer ilaç nedir?
    • 28 Ağustos 2012 Meme taraması saç taramaya benzemez
    • 14 Ağustos 2012 Antibakteriyel ürünlerdeki büyük tehlike
    • 6 Ağustos 2012 Sağlıklı suda hiçbir mikrop olmamalıdır
    • 30 Temmuz 2012 Enerji içecekleri yasaklanmalıdır
    • 23 Temmuz 2012 Damacana mı musluk suyu mu?
    • 10 Temmuz 2012 İlaç tanıtımında bundan iyisi Şam'da kayısı
    • 23 Haziran 2012 Bir sağlık haberi skandalı
    • 13 Haziran 2012 Ot-Çöp tüccarlarından alacağımız dersler de var
    • 17 Nisan 2012 Sönmez gene döndü

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    8,162 µs