En Sıcak Konular

Haşmet Babaoğlu


Haşmet Babaoğlu
0 0 0000

Irkçılık, Şeytan ve Adem (insan)



İnananı inanmayanı Şeytan’dan söz eder.

Gündelik hayatın diline, düşüncesine, hissiyatına dikkatle baktığınızda göreceksiniz ki yerli yersiz “Tanrı’ya inanmıyorum” diyenler; hiçbir kutsal geleneğe aldırmayanlar bile Şeytan’ın varlığına inanır gibi, her delikten bir “şeytanlık” çıkacakmış gibi yaşar.

“Şeytan’a uyduk bir kere” deyip her yanlıştan paçasını sıyırmaya çalışanların sayısı az mıdır?

Ama oturup açık açık “Yahu nedir, neyin nesidir, nereden çıkmıştır bu Şeytan?” diye sormaz.

Onu kötülüğün kaynağı olarak simgeleştiren şey nedir? İnançlılar arasında bile bunu merak eden pek yoktur.

“İnler cinlerle” uğraşan çoktur mesela; iç gıdıklayıcı, kışkırtıcı, esrarlı bir yanı vardır çünkü.

Ama Şeytan’a, şeytanlığa gelince...

Orada durulur işte! Ya susulur ya da üstünkörü laflarla, bir iki malumat kırıntısıyla geçiştiriliverir.

Hatta kimi zaman işin içine değişen folklorik kodlar veya popüler kültür yanılsamaları girer; “Şeytanlık yapma bakayım!” ifadesi Şeytan’ı kötülükten çok sevimli kurnazlıkların adresi haline getiriverir.

***

Ama gelin, şurada merakımızı zorlayalım!

Bugün şu köşecikte Şeytan’ın kimliğini, neden Şeytan olduğunu, şeytanlığın neden lanetlendiğini sorgulayalım.

Hani aklımız, görgümüz, gündelik hayatımıza göre kendi halinde iyi insanlarız ya...

Hani dünya da iyi olsun istiyoruz ya...

O halde binlerce yıllık insanlık geleneğinin ve kutsal kaynakların “kötülüğün ağa babası”nı nasıl tarif ettiği öğrensek iyi olmaz mı?

Bu bilgi ve tartışma zihnimizi biraz olsun açmaz mı, bize ışık tutmaz mı?


***

Bilmem, Kuran’da Şeytan’ın Allah’a isyanının nasıl dile getirildiği hiç dikkatinizi çekmiş midir?

Bilmem, Şeytan’ın Adem’e neden saygı duymadığını; buna nasıl, niçin karşı çıktığını uzun uzadıya düşündünüz mü hiç?

Bence bu hikâyede anlamı çok büyük işaretler ve zihni açık olanın asla görmezden gelemeyeceği kesin bir “temel lanet” tarifi vardır.

“Andolsun ki sizi yarattık, sonra sizi biçimlendirdik, sonra da meleklere ‘Âdem’e secde edin’ dedik. Onlar da secde ettiler. Ama İblis etmedi, secde edenlerden olmadı o.

Allah buyurdu: Sana emrettiğimde secde etmeni engelleyen neydi? İblis dedi: Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın.”

(Araf Suresi. 11-12)


***

Şeytanı yoldan ayıran, onu kâfir kılan düşünce ve söz budur: “Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan.”

O yüzden ‘insan’ın önünde saygıyla eğilmemiştir.

Bu sözde bir inkâr var mıdır? Hayır.

Gerçekten de biri ateşten, öteki çamurdan yaratılmıştır.

Peki yanlış nerededir?

Yanlış ÜSTÜNLÜK kuruntusu ve bundan çıkan KİBİR duygusunda.

“Ateşten yaratılan çamurdan yaratılana, melek olan insan olana üstündür” türünde bir kuruntu, hatta inanç ve buna dayalı kibir, Şeytan’ın lanetlenmesine yol açmıştır. “Büyüklük tasladın. Çık git aradan, sen alçaklardansın:” (Araf, 13)

Demek ki bütün kötülüklerin, ayartıcılıkların, vesveselerin, inkârcılıkların (şeytanlıkların) kaynağı da aslında bu kibirden başka bir şey değil.


***

Bu konu nereden çıktı şimdi?

Anlatayım.

Her şeyi anlıyorum da, inanan insanların IRKÇILIĞI’nı anlamıyorum.

Çünkü günümüzdeki bütün ırkçılıklarda, toplumsal farklılıkları yerine şu ya da bu toplumun “derin üstünlüğü”nü vehmeden ideolojilerde o lanetli şeytanî kibri görüyorum.

Adil, güzel, iyi olmak; erdem ve değerlerle bezenmiş olmak yerine üstün olmayı istemek, farklar üzerinde gereğinde fazla durup bunu kibir kıstası yapmak...

Bu Şeytan’ın işi değil mi?
Vatan



Bu yazı 1,312 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 29 Nisan 2011 Çılgın projeyi eleştirenlere bakıyorum da...
    • 17 Temmuz 2010 Cep telefonu beyne zararlı mı?
    • 19 Aralık 2008 Gece... Mevlana... Düşünceler...
    • 16 Ağustos 2008 Giderayak İzmir, Çeşme, Alaçatı...
    • 17 Kasım 2007 Kaybedersek çok üzülmeyeceğim!
    • 27 Ekim 2007 Uçuruma doğru ilerleme
    • 13 Ekim 2007 Bayram gibi bayram!
    • 15 Eylül 2007 Kırılgan dünyalar, gergin tel gibi insanlar
    • 14 Temmuz 2007 İçimizdeki korkunç yalnızlık: Kıskançlık
    • 7 Temmuz 2007 Bu değil halkı, kendini bile tanımamaktır!
    • 5 Mayıs 2007 Mavi tuhaf ve karanlık bir renktir!
    • 21 Şubat 2007 Film deyip geçme, içinde ne çok şey var!
    • 26 Ocak 2007 Irkçılık, Şeytan ve Adem (insan)
    • 1 Ocak 2007 Beş yeni hayat... İşte bayram!
    • 11 Aralık 2006 Merakım dindi, geriye pek bir şey kalmadı!
    • 7 Aralık 2006 Papa ne yaptığını bilmiyor mu?
    • 6 Aralık 2006 Su bitecek, ilgileniyor musunuz?
    • 25 Kasım 2006 Philippe Noiret ölmüş diyorlar
    • 19 Kasım 2006 Romeo ve Jülyet yaşasaydı...
    • 8 Kasım 2006 Ecevit’in trajedisi: Bizi değil kendisini aldattı!

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,782 µs