En Sıcak Konular

Etyen Mahçupyan


Etyen Mahçupyan
0 0 0000

Bir meşruiyet hikâyesi 



Askerî darbenin hemen ardından, 1980 yılı içinde NATO Avrupa Kuvvetleri Başkomutanı Rogers ile Kenan Evren arasında geçmiş olan görüşmeler etrafında yaratılmış olan gizemin cazibesi sürüyor. Geçenlerde buna hayali bir AB pazarlığı da eklendi.
Hürriyet başyazarı Ekşi "sonradan anlaşıldı ki" diye başladığı bir paragrafında eğer Türkiye Yunanistan'ın yeniden NATO'ya dönmesine cevaz verirse, Yunanistan'ın da Türkiye'nin AB üyeliğine geçit vereceğinin söz konusu görüşmelerde ele alındığını yazdı. Oysa bu konuşma içeriğinin sonradan nasıl 'anlaşıldığı' bir yana, böyle bir içeriğin olup olmadığı bile kuşkuluydu. Nitekim o dönemde Dışişleri Bakanı olan İlter Türkmen cevabi mahiyetteki yazısında bu değerlendirmeyi şaşkınlıkla karşıladığını, Rogers görüşmesinin AB ile ilgili herhangi bir detay içermediğini, ayrıca bu tespitini Evren ile de teyit ettiğini belirtti. Türkmen'in belirttiğine göre "O günkü koşullar altında AB gündemimizde değildi. Bütün çabamız Avrupa Konseyi'ndeki üyeliğimizi muhafazaya yönelmişti. Cunta yönetimi altında Yunanistan, konsey üyeliğinden ayrılmaya mecbur bırakılmıştı, aynı akıbete uğramak istemiyorduk."

Kısaca söylemek gerekirse Rogers ile olan görüşmelerde Türkiye'nin tek derdi ülkenin uluslararası camia karşısında gayri meşru duruma düşmemesiydi. Bu nedenle de eli son derece zayıftı ve muhataplarıyla pazarlık etme gücü sınırlıydı. Bu olay iç siyasette meşruiyeti zorlayan adımlar atılmasının bir ülkeyi dış ilişkiler açısından nasıl kırılgan hale getirdiğini; içeride demokrasiden uzaklaşıldığında dışarıda 'milli çıkarlardan' da ödün vermek durumunda kalınabileceğini gösteren iyi bir örnek... Ama bu tespitten hareketle 'eğer darbe olmasaydı Yunanistan'ın NATO'ya dönmesini engelleyebilirdik' demek de doğru gözükmüyor. Çünkü Türkmen'in alıntıladığı üzere darbe öncesinin Başbakanı olan Ecevit de "Yunanistan'ın NATO'ya dönmesine kesinlikle karşı çıkmadığımızı tekrarlamak isterim" diye konuşmaktaydı. Devletin söylem ve tutumundaki bu sürekliliği acaba nasıl açıklamak lazım? Türkiye'nin NATO'nun Güneydoğu kanadına ilişkin güvenlik kaygısı yeterli bir açıklama sayılabilir mi?

Bu pek de gerçekçi gözükmüyor; çünkü Türkiye'nin o dönemde Yunanistan'a fazla güven duymamakla birlikte, bu ülkeden askerî mülahazalarla tedirgin olmasını gerektirecek ne ortamdan ne de bunun maddi temelinden söz edilebilir. Hatta Ege ve Kıbrıs meseleleri nedeniyle Yunanistan ile sürekli çekişme ve bitmeyen bir pazarlık süreci içinde olan Türkiye'nin, Yunanistan'ın NATO'dan ayrılmasını fırsat bilerek bu 'kartı' sonuna kadar elinde tutup kullanması gerekmez miydi? Bir anlamda Rogers görüşmesinin hayali detaylarla süslenmesinin bir nedeni de bu değil mi? 'Milli' bir bakış içinden yaklaşıldığında böyle kolaylıkla taviz verilmesini anlamadığı için, insan Rogers'dan bunun karşılığında başka bir taviz alındığını düşünmeye meylediyor. Ama gerçeklik öyle değil... Meğerse devletin pozisyonunda bir süreklilik varmış ve Türkiye söz konusu 'kart'ı oynamak niyetinde değilmiş. Acaba neden? Acaba bize söylenmeyen farklı bir tedirginlik, başka bir kaygı mı vardı? Yoksa bu olası kaygının temelinde askeri darbenin etkisine paralel bir meşruiyet açığı mı yatmaktaydı?

Türkiye kendi meselelerini ve devlet tasarruflarını meşruiyet bağlamında algılamaya ve tartışmaya alışık olmadığı için, bu tür sorulara sık rastlamıyoruz. Bizde işi hukuka uydurduğu noktada devletin meşruiyet sınırını geçmesi pek yadırganmıyor. Bu nedenle de mesela Kıbrıs'taki ikinci müdahalenin birincisinden niçin ve nasıl farklı olduğunu da anlamıyoruz. Dolayısıyla dış dünyada meşruiyet kaygısı taşıyan bir devletin nasıl olup da 'milli' çıkarlardan ödün verecek noktalara sürüklenebileceği hakkında pek fikrimiz olmuyor...




Bu yazı 583 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 13 Şubat 2008 Karanlık çağları özlüyoruz
    • 15 Ocak 2007 Bir meşruiyet hikâyesi 
    • 26 Kasım 2006 Kemalizm işte böyle birşey
    • 19 Mayıs 2006 Sizin aklınız başınızda mı?

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    3,837 µs