En Sıcak Konular

A. Turan Alkan


A. Turan Alkan
0 0 0000

‘Tik’!



İlk günlerin hedef ayırd etmeden sürdürülen yoğun salvosu hafifledi; tipi dinmeye yüz tuttu. Artık daha serinkanlı yorumlar yapılabiliyor; buna dahi şükretmek lâzım.

Tipi dindi ama henüz koordinat tesbitinde bulunacak derece net görüş imkânı doğmadı. İşin içinde başka işler olduğunu herkes hissediyor da adres göstermek konusunda Kocatepe Cemaati kadar tezcanlılık gösteren pek yok gibi. Üzerinde en fazla durulan ihtimâl, saldırının Cumhurbaşkanlığı seçimlerini etkilemesi üzerine kurulan spekülasyonlar.

Bu istikametteki akıl yürütmeler, gelecek sene yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminin çok önemli ve tayin edici olduğu zannına dayanıyor ama iç ve dış siyasi dengeler hesaba katıldığında yeni Cumhurbaşkanlığı seçimini kimin kazanacağı bana pek önemli görünmüyor. Aklınıza gelebilecek en radikal ve olmaz isimle en mutedil ve elyak şahsın devlet başkanlığına gelmesi arasında sistemin işleyişi bakımından mühim bir arıza çıkacağını zannetmiyorum; Başkanlık sisteminde belki ama bu sistemde Cumhurbaşkanı, abartıldığı ölçüde tayin edici değildir. Biz meselelere sadece iç siyaset perspektifinden bakmayı alışkanlık ettiğimiz için bu seçime kilitlenmiş bir görüntü veriyoruz.

Esas mesele, Danıştay saldırısı örneğinde yaşadığımız üzre iç direncimizi, milli mutabakatımızı sarsmayacak derecede kavî ve sarsılmaz bir sağduyu noktasında buluşmayı beceremiyor olmamızdır. İç siyasette güvensizlik en büyük zaafımızdır. Hani şartlı refleksin zebûnu bazı insanlar vardır; küçük bir el veya yüz hareketini tahrik kabul ederek derhal savunma veya saldırı durumuna geçerler. Krizler karşısında rejimin temel unsurları (iktidar, muhalefet, basın, anayasal kurumlar ve ordu) hemen “tik” durumuna geçerek önceden tahmin edilmesi pek kolay tepkiler üretiyorlar. Dış politika dengelerini tek başına değiştirme gücümüz olmadığına göre bizim mukavemetimiz ve kuvvetimiz, ancak kendi zaaflarımızı ıslah ile kabil olabilecektir. “İç güvensizlik” kavramıyla bu zaaf halini işaret ediyorum.

Basit bir ayrıntıyı hatırlatayım: Saldırıya uğrayan Danıştay Hâkimi hanımefendi, “Kaatil ateş ederken hiç konuşmadı” diyor; halbuki olayın üzerinden yarım saat bile geçmeden yabancı haber ajanslarına saldırganın tekbir getirdiği rivayeti üfürülmüş bulunmaktaydı. Bir başka Danıştay üyesi hanımefendinin bu rivayeti doğrulayan sözlü ifadesini ise canlı yayında hep birlikte izledik.

Şık mıydı? Hayır, o bahsettiğimiz “tik”ti; o meş’um önyargı!

Bu tikin üstesinden gelemezsek, birbirimize güven duyacak derecede tanış olmazsak, tanışıklığı anlayışa tahvil edemezsek, her krizde canımız ağzımıza gelecek. Etnik bölünme kadar beter, belki ondan daha derin bir ötekileştirme cereyanında kendi yandaşlarımızın alkışlarına tutunarak daha nereye kadar mesafe alabiliriz?

-Eğer böyle bir klişeyi ciddiye almak gerekirse- Laikçiler, dindarlara muhtaç; dindarlar da laikçilere. Laikçinin Cumhuriyet dediği şey, dindarın lugatinde devlettir. İster devlet diyelim, ister cumhuriyet; onu korumak en birinci vazife ise her iki taraf da birbirini anlamaya, hoş görmeye, hatta sevmeye mecbur; vaktiyle kuruluşunda elbirliği etmiş unsurların, devleti sıyanette de aynı dayanışmayı göstermesi elzemdir. Cumhuriyeti eli silahlı kaatiller yıkamaz ama duvarları nefretle tahkim edilmiş kamplaşmalar iki günde altını üstüne getirir.

“Anlamak affetmektir” denilmiş; anlamayı murad edinirseniz, affeder, hatta seversiniz ve o gün fark edersiniz ki bu ülkenin dincileri de laikçiler gibi modernite’nin dümen suyunda batmamak için çırpınıp duran iki kaafiledir neticede. Ve bu dâr-ı dünyada bu iki makûlenin, Türkiye’den başka tutunacak dalı yoktur.



Bu yazı 377 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 4 Ağustos 2010 Sfenks'in sorusu, Heron'un gözleri...
    • 19 Nisan 2010 Sizin hiç böyle bir dostunuz oldu mu?
    • 22 Mart 2010 Yargıya ne gerek var üstâd?
    • 17 Mart 2010 Herkes kendi işini yapsa...
    • 31 Ağustos 2009 Evet, 'ordu göreve!'
    • 11 Mayıs 2009 Mühimmat ama mühim değil: Çatapat!
    • 20 Nisan 2009 'Karmaşa'yı arz ediyorum komutanım!
    • 4 Şubat 2009 'Bırakalım çocuklar doğru dürüst bir içki içsin!'
    • 15 Ekim 2008 Taş kımıldıyor; iyi oluyor!
    • 11 Ekim 2008 Türkiye Kürtleri'nin geleceğine dair
    • 20 Eylül 2008 Predator!
    • 6 Eylül 2008 Allah rızası için laik olalım lütfen!
    • 26 Temmuz 2008 Bir numaralı adam kim?
    • 19 Temmuz 2008 Deniz anası gibisin kardeşim
    • 21 Haziran 2008 Türkiye, "askerî bir cumhuriyet" midir?
    • 31 Mayıs 2008 Dinleme kaydı!
    • 2 Nisan 2008 Buldum, buldum!..
    • 3 Mart 2008 Rektör be!
    • 23 Ocak 2008 Laikliği, laikçilerden kim koruyacak?
    • 24 Aralık 2007 Bütün dogmaları döven dogma!

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    12,620 µs