En Sıcak Konular

'Türkiye IŞİD'e de Esed'e de karşıdır'

14 Ekim 2014 12:04 tsi
'Türkiye IŞİD'e de Esed'e de karşıdır' Başbakan Davutoğlu, "Birileri bu millete bayramları zehir etmeye çalışıyor. Ahdimiz ve andımız olsun ki bu millete bayramları yaşatmaya devam edeceğiz. Kim ne yaparsa yapsın" dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, bütün şiddet ve vandalizmde hedef alınanlardan birinin AK Parti olduğunu belirterek, "Bununla şu mesajı vermek istediler; bu coğrafyada bir tek biz oluruz, başkasına izin vermeyiz. Birileri çekinebilir, CHP oraya ancak izinle gidebilir. MHP çekinebilir ama bilsinler ki AK Parti'nin hiçbir ferdi, hiçbir şantajdan hiçbir tehditten korkmaz" dedi.

Davutoğlu, AK Parti Grup Toplantısında, gündemdeki konuları değerlendirdi.

Partisinin ilk grup toplantısını, 1 Eylül'de Meclis'te hükümet programını okuduğu gün yaptıklarını anımsatan Davutoğlu, aradan 44 gün geçtiğini söyledi.

Davutoğlu, haftalık grup toplantılarının hem ortak akıl ve vicdanların harekete geçtiği hem de istişare imkanı sağlayan bir platform olarak çok önemli işlem gördüğünü kaydetti.

Aradan geçen 44 gün içinde yaşanılanlara değinen Davutoğlu, Türk siyasi ve demokrasi tarihinin, ileride onurla anılacak iki önemli görev değişikliğini ağustosta gerçekleştirdiklerini belirtti. Davutoğlu, "Siyasi tarihimizde ilk kez, aynı kadro içinden gelen iki devlet başkanı, iki cumhurbaşkanı, birbirine görevleri, iki dost, aynı siyasi hareketin iki ferdi olarak devir teslim ettiler. 95 ülkenin katılımcılarının, liderlerinin bulunduğu bir törenle" diye konuştu.

AK Parti Olağanüstü Kongresi'nin verdiği yetkiyle Genel Başkan olarak, Cumhurbaşkanı'ndan Başbakanlık görevini devraldığına işaret eden Davutoğlu, kısa sürede yeni kabineyi kurduklarını anlattı.

Davutoğlu, vakit kaybetmeden, hiç ara vermeden, çok tempolu bir çalışma içine girdiklerini, 6 Eylül'de güvenoyu aldıklarını, Bakanlar Kurulu'ndaki görev devir teslimlerinden sonra çalışmalara başladıklarını dile getirdi.

İş kazalarını önleme eylem planı

Bu süre içinde Bakanlar Kurulu'nu özel gündemlerle topladıklarına işaret eden Davutoğlu, bütün bakanlıklarda brifing aldıklarını vurguladı.

Gündemde olan önemli konularla ilgili eylem planları hazırladıklarını, ilk olarak iş kazaları gündemde olduğu için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nı ziyaret ettiklerini söyleyen Davutoğlu, iş kazalarını önleme konusunda bir eylem planı hazırladıklarını, önümüzdeki haftalarda da bir törenle kamuoyuyla paylaşacaklarını kaydetti.

AB Eylem Planıyla ilgili özel bir Bakanlar Kurulu toplantısı yaptıklarına işaret eden Davutoğlu, AB Bakanı'nın, dün Bakanlar Kurulu toplantısında alınan karar doğrultusunda eylem planının ilk aşamasını sunduğunu belirtti.

Davutoğlu, Sağlık Bakanlığı ile uyuşturucuyla mücadeleyi ele aldıklarını, bir eylem planı hazırladıklarını, kasımda uyuşturucuyla mücadele şurası toplayacaklarını bildirdi.

"Yan yana eşit vatandaşlar olarak bulunma özgürlüğü"

Milli Eğitim Bakanlığı'nı ziyaretinde de iki önemli karara imza attıklarını anımsatan Davutoğlu, "Birincisi meslek liselerinin yeniden yapılandırılması ve sanayi, piyasayla işbirliği halinde bu yapılandırmanın sürdürülmesi. İkincisi, bulunduğunuz il ve ilçelerde büyük bir coşkuyla kabul gören başörtüsüne ortaöğretimde de özgürlüğün kapısını açtık. Böylece başı açık, başı örtülü bütün vatandaşlarımız, toplumun her kesiminde yan yana eşit vatandaşlar olarak bulunma özgürlüğünü kazandılar. Bizim için dini inançlar, siyasi görüşler, vatandaşlık hukuku bakımından herhangi bir ayrımcılık da imtiyaz da getirmez. Bundan sonra her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, başı açık, başı örtülü toplumun her kesiminde ve kamunun her yerinde eşit vatandaşlar olarak omuz omuza bulunabilecekler" diye konuştu.

Akademisyenliği teşvik eden kararlar

Davutoğlu, Maliye Bakanlığı'nı ziyarette kayıt dışı eylem planı hazırladıklarını, bu çerçevede gelecek günlerde adım atmaya devam edeceklerini bildirdi. Davutoğlu, devletin şans oyunlarından tümüyle çekilmesinde prensip kararı aldıklarını ifade etti.

YÖK Başkanı ve Milli Eğitim Bakanı ile yaptıkları temaslarla uzun zamandır genç akademisyenlerin beklediği bir kararı hayata geçirdiklerini anımsatan Davutoğlu, "Akademisyenler de araştırma görevlileriyle muadilleri olan kamuda çalışan memurlar arasındaki özlük haklar farklarını giderdik. Bakanlar Kurulu'nda dün imzaya açarak, akademisyenliği teşvik eden önemli kararlar aldık. Akademisyenlik çok daha cazip hale getirilecek, yüzde 20'yi aşkın ücret zammı, teşvik primiyle akademisyenlerimizi ödüllendirmeye devam edeceğiz" dedi.

"Eylem planı bekleyen bir çok konuda ciddi adımlar attık"

Başbakan Davutoğlu, daha yasama yılı başlamadan 1 ay içinde eylem planı bekleyen bir çok konuda ciddi adımlar attıklarını dile getirdi.

Göreve geldiğinden sonra kendisi için sembolik değeri çok yüksek olan Konya, İstanbul, Söğüt, Kırşehir, Samsun ve Malatya'yı ziyaret ettiğini anlatan Davutoğlu, irfanları, bu topraklardaki kültürlerin manevi bekçileri olan Hz. Mevlana, Ertuğrul Gazi, Ahi Evran gibi bütün yüce önderlerden göreve başlarken destur, izin aldığını, göreve onların manevi huzuruyla başladığını anlattı.

Davutoğlu, omuzlarındaki tarihi sorumluluğu bir kez daha derinlemesine duyarak, görevi yerine getirmenin onurunu taşıdığını kaydetti

Başbakan Davutoğlu, dün Ankara'nın başkent ilan edilişinin yıldönümü olduğuna işaret ederek, Ankara'nın ebediyen istiklallerinin başkenti olacağına inancını dile getirdi.

Bu ziyaretlerle halkla buluşurken diğer yandan iki kardeş ve dost ülke KKTC ve Azerbaycan'ı ziyaret ettiğini anlatan Davutoğlu, Türkiye ile Azerbaycan'ın, bir millet, iki devlet anlayışı içinde hem ikili ilişkilerini geliştireceğini hem de Balkanlar ile Kafkaslar arasında Anadolu coğrafyasını, enerji üzerinden bir barış coğrafyası yapacağını söyledi.

"Sabır sınavı"

Çözüm bekleyen sorunlara bir anlamda çerçeve planlar hazırlamaya çalıştıklarını, diğer yandan yurt içi ve yurt dışında temaslarını sürdüklerini belirten Davutoğlu, şöyle devam etti:

"44 günü hepimizi bayram kılan en önemli gelişmesi, 101 günlük esaretten sonra rehinelerimizin kurtarılması oldu. 101 günün her bir saati, her saniyesi sadece o rehineler, sadece onların aileleri için değil, bizim içinde imtihan, metanet, sabır sınavı oldu. Her saniye onları düşündük. Onların ülkemize, vatanımıza geri döneceği günün, anın planlamasını yaptık. O gün geldiğinde, onlarla Şanlıurfa'da  kucaklaşıp, Ankara'ya indiğimizde Allah'a hamd ettik. Bu büyük milletin büyüklüğünü bir kez daha gördük. 77 milyon, o gün bir kez daha bayram yaptı. Nasıl 101 gün birlikte üzülmüşsek, o günde bir bayram havasında buluştuk. Bütün uluslararası toplumda, Suriye'de rehinelerle ilgili bir çok olumsuz görüntülerin yaşandığı bir dönemde 49 rehinenin burnu kanamadan, vatanlarına geri dönmesi büyük bir başarı hikayesi olarak tarihe geçmiş oldu. Başta MİT Müsteşarlığımız, Genelkurmay Başkanlığımız, emniyet birimlerimiz olmak üzere bu bayramı bizlere yaşatanlara teşekkürü borç biliyorum. Sorumlu yayıncılık anlayışını sürdüren medyaya da teşekkür ediyorum. Allah bir daha böyle acıları, hiçbir ailemize, ülkemize yaşatmasın. Ama bu sınav da gösterdi ki eğer böyle bir acı yaşanması söz konusu olursa 77 milyon tek bir beden, tek bir ruh olarak bu acıları paylaşmaya hazırdır."

"Vandalizm, eşkıyalık"

Davutoğlu, böyle bir bayramı yaşarken, bir takım kriz beklentileri ortadan kalkmış, Türkiye'de yeni hükümet, yeni Türkiye programını açıklamış, halkın seçtiği cumhurbaşkanı göreve başlamış, toplumda genel bir sükunet, son derece olumlu bir atmosfer oluşmuşken, Kurban Bayramı'nın 3. gününden başlamak üzere bir takım provokatörlerin, milletin sevincini kursaklarında bırakacak şekilde tam bir vandalizm, eşkıyalık ve terör faaliyetine giriştiklerini belirtti.

Bunu ilk kez görmediklerini dile getiren Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Geçen yıl mayısta, Türkiye'de 3. köprü, 3. havaalanı, İstanbul'da büyük projelere imza atılmış, Türkiye Cumhuriyeti devleti ilk kez devlet anlamında IMF'ye borcunu sıfırlamış, dış borç defterini kapatmış, büyük bir bayramı yaşarken birileri Gezi provokasyonu başlatmıştı. 30 Eylül'de en kapsamlı demokratikleşme paketlerinden biri açıklanıp, başörtülü milletvekillerimiz özgür şekilde parlamentoya girmenin hazzı ve onurunu yaşarken, 16 Aralık'ta Türkiye Cumhuriyeti AB ile Ankara'da vize muafiyet anlaşmasını imzalamışken, milletimiz tam da bayram yaşarken 17 Aralık'ta bir başka tuzak kurdular. Birileri bu millete bayramları zehir etmeye çalışıyor. Ahdimiz ve andımız olsun ki bu millete bayramları yaşatmaya devam edeceğiz, kim ne yaparsa yapsın. Şimdi de bir şölen havası içinde cumhurbaşkanlığı görev devir teslimi yapılmış, hükümet kurulmuş ve şevkle göreve başlamışken, rehinelerimizin kurtarılmasıyla bütün millet bayram havasını yaşarken bu kez de yine taşeronlar, provokatörler devreye girdiler, bu bayramı bize zehir etmeye çalıştılar. Biz bu sınavları çok gördük. Bu sınavlar karşısında direnmeyi de biliriz o provokatörlere gereken hesabı sormayı da biliriz.

Bu kez bahane Kobani bahanesiydi. Bu aslında 30 Mart seçimiyle, 10 Ağustos cumhurbaşkanı seçimiyle darbe yemiş vesayetçilerin perde gerisinde oldukları, 2015 seçimini ipotek altına alma çabasıdır. 2015 seçimlerine, bu ülkeyi huzur içinde götürmeye kararlıyız. Bu bahaneyle yapılan şiddet, terör ve vandalizm sonucunda 33 vatandaşımız hayatını kaybetti, 2 polisimiz şehit oldu. 531 sivil araç,  631 resmi araç, önemli bir kısmı ambülans tahrip edildi, yakıldı. 214'ü okul olmak üzere, bin 122 bina yakıldı. Bunların arasında kütüphaneler, kuran kursları, müzeler, parti binaları, işyerleri var."

"Rahatsız oldular"

Başbakan Davutoğlu, televizyonlarda, "Biz şiddete dönüşsün istemedik, sadece gösteri yapın demiştik" diye konuşanların bulunduğunu belirterek,  "Biz bunu görmüyor muyuz, nasıl bir planlama yapıldığını hissetmiyor muyuz zannediyorlar?" diye sordu.

Bütün şiddet ve vandalizmde üç şeyin hedef alındığını belirten Davutoğlu, bunlardan ilkinin kamu binaları ve kamu otoritesi olduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

 "Neden işyerlerine biliyor musunuz, kendilerine yakın olmadığı düşünülen işyerlerine. Çünkü çözüm süreciyle bütün Doğu ve Güneydoğu Anadolu'ya büyük bir yatırım dalgası başladı. Çarşı, pazarlar hareketlendi, oradaki vatandaşlarımız barışın, ekonomik kalkınmanın huzurunu ve semeresini görmeye başladılar. Gelecek perspektifi olmaya başladı, istihdam artmaya başladı, teşvik paketi içinde 6. bölgeye aldığımız bu illerimize milyarca dolar yatırımlar gitmeye başladı. Rahatsız oldular. Çünkü biliyorlar ki eğer bu bölgelerimiz ekonomik olarak kalkınırlarsa, onların terör çığlıklarına, çağrılarına cevap vermeyecektir. Üçüncü neden ise onurla aramızda bulunan il, ilçe belediye başkanlarımıza, bütün teşkilatlarımıza yönelik olarak sürdürülen saldırılardır. Yani AK Parti hedef alındı. Bununla şu mesajı vermek istediler: Bu coğrafyada bir tek biz oluruz. Başkasına izin vermeyiz. Birileri çekinebilir, CHP oraya ancak izinle gidebilir. Bayrak taşımadan Hakkari mitingi yapmak gibi. MHP çekinebilir ama bilsinler ki AK Parti'nin hiçbir ferdi, hiçbir şantajdan hiçbir tehditten korkmaz."

HSYK seçimleri

Konuşmasında HSYK seçimlerine de değinen Davutoğlu, TOBB İstişare Toplantısı'nda, "Yargı hür ve bağımsızdır" derken, adaletin her şeyin temeli olduğunu anlattığını, adaletin olmadığı yerde devletin de huzurunun da olmayacağını vurguladığını belirtti. Hakim ve savcılara, "Yargı bağımsızlığı demokratik bir siyasal sistemin ana unsurlarındandır" dediğini kaydeden Davutoğlu, "Bunda kimsenin şüphesi yoktur.  Yargı bağımsızlığına saygımız her zaman vardır. Ama yargının kendi içinde herhangi bir vesayetin parçası haline gelmemesi veya tek bir grubun, şu veya bu grubun, şu veya bu çevrenin tesiri altına girmemesi de yargı bağımsızlığının ana unsurlarından biridir" diye konuştu.

Davutoğlu, hakim ve savcılara, "Kendi vicdanınıza sorun ve kendi vicdanınızla oy verin. Kesinlikle HSYK'yı tek bir grubun eline teslim etmeyin. Öyle bir teslimiyet olursa, en büyük zararı siz görürsünüz" dediğini ifade ederek, şöyle konuştu:

"Şimdi memnuniyetle görüyoruz ki HSYK seçimlerinde hakimlerimiz, savcılarımız hür iradeleriyle, çok özgür bir ortamda kendi tercihlerini yaptılar. Her birine kefilim. Türkiye'de yargı bağımsızlığının önemli eşiklerinden birisi gerçekleşmiş oldu. Çünkü demokrasinin şartı, özgür, bağımsız ve vesayetten uzak bir yargının oluşmasıdır. Bakınız geçmişte Osmanlı döneminde de oldu, yakın siyasi dönemimizde de... Yargı ne zaman bürokrasinin bir kesimiyle vesayet ilişkisine girmişse darbelere meşruiyet kazandırmıştır. 27 Mayıs, 12 Eylül darbesi... 28 Şubat yargısının brifing alması hepimizin bildiği şeylerdir. Ha bir yere gidip brifing almışsınız, ha yargının parçası olmayan bir yerden talimat almışsınız. Bunlar aynı. Bizim tek bir arzumuz var, vesayetten kurtulmuş yargı.

Said-i Nursi'den Nazım Hikmet'e, rahmetli Adnan Menderes'ten rahmetli Necmettin Erbakan'a, Necip Fazıl'dan Şeyh Said'e, Deniz Gezmiş'den Seyit Rıza'ya, İskilipli Atıf Hoca'ya kadar... Yargının vesayet altına aldığı, şu veya bu görüşten, inançtan, mezhepten onlarca önemli kanaat önderimizi bu topraklarda kaybettik. Sizin buraya getirip hakim ve savcı yapmak için, 'kadroları oluşturanlar böyle istiyor' diye talimat vermeye kalkanlar oldu. Şimdi Türk yargı bağımsızlığı açısından tarihi bir sınavdan geçildiği ve en doğru zeminde doğru bir sürecin işletildiği kanaatindeyim. Bu sebeple de tüm yargı camiasını bir kez daha tebrik ediyorum. Onların gösterdikleri ihtimamın, hepimizce özenle korunacağını da bilmelerini istiyorum. Yargının hak ettiği saygınlığa ulaşması, demokrasimizin de devletimizin de toplumsal huzurumuzun da teminatıdır. Hiç kimsenin şüphesi olmasın, Türkiye  21. yüzyılın yükselen gücüdür."

"5 yıl aradan sonra bir ülke tekrar seçilmiş olacak"

Başbakan Davutoğlu, New York'ta bulunan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile sürekli temas halinde olduğunu kaydederek, perşembe günü BM Güvenlik Konseyi seçimlerinin olacağını anımsattı. Davutoğlu, "İnşallah BM Güvenlik Konseyi'ne daimi olmayan üye statüsünde seçileceğiz. Eğer seçilirsek ki - büyük bir ihtimalle seçileceğimize inanıyoruz - ilk defa dünyada 5 yıl aradan sonra bir ülke tekrar seçilmiş olacak. Bu da Türkiye'nin önemini gösteriyor. Biz Türkiye'yi dünyanın her yerinde temsil etmeye, en güçlü şekilde hakkın, hukukun ve uluslararası barışın güvencesi olmaya devam edeceğiz" dedi.

Türkiye'nin gelecek dönemde enerji koridorlarının, ulaştırma hatlarının havzası, kültür ve medeniyetlerin buluştuğu kültür havzası olacağını kaydeden Davutoğlu, kimsenin bundan şüphesinin olmamasını istedi. Davutoğlu, "Birileri tuzak kurar, birileri vizyon kurar. Biz vizyon kuruculardanız, vizyon kuruculardan olmaya devam edeceğiz" diye konuştu.

Şehit düşen güvenlik görevlilerine, helikopter ve trafik kazasında şehit olan asker ve polislere rahmet dileyen Davutoğlu, "Yol hayır, yolcu hayır, istikbal hayır. Bu hayırlı yolun hayırlı yolcularına selam olsun" dedi.

Esed Arap Baası CHP Türk Baası HDP de Kürt Baası

Başbakan Davutoğlu, "Esed Arap Baas'ı, CHP Türk Baası, HDP de Kürt Baas'ı...Bunların zihninde hiçbir zaman demokrasi, insan hakları olmadı" dedi.

Güneydoğu'da yaşanan olaylara işaret eden Davutoğlu, "Gelin bu ihanetin bir de arka planına bakalım. Neler oldu, nasıl yaşandı bunlar? Biz her zaman söyledik; Kobani olayları, Suriye'deki zulüm dün başlamadı, Kobani ile başlamadı. 3,5 yıldan beri Suriye'de büyük zulüm var. 3,5 yıl içinde ülkede 300 bine yakın kardeşimiz; Arap, Kürt, Türkmen, Sünni, Alevi, Nusayri ve bütün kökenlerden kardeşlerimiz şehit edildi, öldürüldü. 4,5- 5 milyona yaklaşan mülteci yurt dışına kaçtı, 2 milyona yakını bize geldi" diye konuştu.  

Anadolu'nun her bir köşesinde ortak kullanılan kavramlardan birinin "tanrı misafiri" olduğuna işaret eden Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Kapımızı biri çaldı mı biz, 'senin kimliğin nedir, nereden geliyorsun' demeyiz. Açarız kapımızı, gönlümüzü. Aynı Ahi Evran'ın dediği gibi 'kapını, evini daima açık tut', açarız kapımızı, gönlümüzü ve her şeyimizi paylaşırız. Tarih ileride bunu yazacak. Tarih bu aziz milletin Suriye'den gelen kardeşlerine nasıl bir ensar rolü olduğunu yazacak. Şimdi 3,5 yıldır bu zulme sessiz kalanlar, bir anda Suriye'de zulüm olduğunu fark ettiler. Kobani üzerinden fark ettiler. Daha önce bizim Suriyeli kardeşlerimizi gönlümüzü, kapımızı açmamızı eleştirenler, şimdi 'Türkiye müdahale etsin' demeye başladılar. Daha önce oradaki kardeşlerimize yaptığımız yardımları dünyaya ihbar edenler, 'Türkiye terörü yardım ediyor' diye iftirada bulunanlar, şimdi bir anda 'Türkiye oraya silah yardımı yapsın' demeye başladılar. Biz Suriye'ye her türlü insani yardımı yaptık, bu mücadeleyi hiç kimseden ne izin alarak ne kimseden çekinerek sürdürmedik. Gereken her şeyi yaptık ama şimdi sorma vaktidir. Kobani, Telabyad, Bayırbucak, Çobanbey, İdlib, Halep, Rakka, Haseke, Afrin, Lazkiye, Dara,  bütün bu şehirler bize  tarihten emanettir.  

Şam 'Şam-ı Şeriftir' ve biz oradaki kardeşlerimizin hepsine aynı nazarla bakarız. Etnisitesine, mezhebine bakmayız. Peki ey HDP ya da Kılıçdaroğlu, Bayırbucak'ta Türkmenler katledilirken, Çobanbey'de Türkmenler IŞİD tarafından katledilirken, Telabiyad'da Araplar IŞİD tarafından katledilirken, hadi rejim sizin zaten dostunuz, onun katliamlarını görmüyorsunuz ama IŞİD tarafından Çobanbey'de Türkmenler, Telabyad'da Türkmenler katledilirken neredeydiniz, hangi açıklamayı yaptınız, hangi desteği verdiniz? Halep kırsalında Kürtler IŞİD ve rejim tarafından katledilirken veya PYD tarafından IŞİD ile işbirliği halinde bazı Türkler baskı altında tutulurken neredeydiniz? Mesele Kobani değil, mesele Kobani üzerinden Türkiye'ye bir baskı aracı oluşturma çabasıdır. Kaldı ki Kobani konusunda da en öncelikli adımları biz attık. Yüzlerce tırı Kobani'ye, Haseki'ye biz gönderdik. Her türlü insani yardımı yaptık. Kobani'den gelen kardeşlerimize hiçbir şey sormadan 200 binini ülkemize kabul ettik. Ey provokatörler, tahrikçiler; onlar size gelmedi. Onlar istiklalin, emperyalizime karşı mücadelenin ve izzetin timsali olarak zikrettiğim al bayrağın gölgesine sığınmaya geldiler."

Davutoğlu, bugün Türkiye'yi eleştiren bazı Avrupa ülkelerinin 3,5 yılda toplamda kendilerinin 3 gün içinde aldıkları kadar mülteciyi almadıklarını belirterek, kendilerini eleştirmeye yüzleri de hakları da hadleri de olmadığını kaydetti. Davutoğlu, "Bize ders vermeye kimsenin haddi yoktur. Türkiye gereken her türlü desteği Kobani'ye de Suriye'nin her kesimine vermiştir. Herkes bilmelidir ki Türkiye, uluslararası toplum gereğini yapmadan, entegre bir stratejiyle Suriye krizi tümüyle çözülmeye dönük bir adım atılmadan tek başına birileri istedi diye herhangi bir maceraya girmez" dedi.

"Çözüm Süreci ile Kobani'yi irtibatlandırarak bize şantaj yapmaya kalktılar"

Kobani ile "çözüm süreci" arasında irtibat kuranlara seslenen Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Biz her adımı bilerek, hesaplayarak atarız. 30 Eylül'de Bakanlar Kurulumuzda Tezkereyi görüştük, Genelkurmay Başkanlığımız detaylı bir brifing verdi. Aynı gün çözüm süreci mekanizmasını ilan ettik Bakanlar Kurulu kararıyla... Haziran ayında sizlerin desteğiyle çıkan yasayı Bakanlar Kurulu kararına dönüştürdük ve kamuoyuna açık bir şekilde nasıl işleyeceği belli olan, hangi adımların atılacağı belli olan bir çözüm süreci mekanizmasını kurduk. 1 Ekim'de Selahattin Demirtaş randevu istediğinde verdim, kendisine de söyledim. Çözüm süreci, Kobani olmadan başlamış bir süreçti ve herhangi bir dış olayla bağlantılı değildir. Bunu dediğimizde 'Kobani önemsiz' demiş olmuyoruz. Bunu dediğimizde Türkiye Cumhuriyeti devletinin sınırları içinde herhangi bir süreç dışarıdaki bir gelişmeye bağlı değil' demiş oluruz. Bunu irtibatlandırmayın. Çözüm süreci, sayın Cumhurbaşkanımızın konuşmasında ve bütün faaliyetlerinde en temel mesele olarak ilan ettiği, benim de daha görevi alır almaz çözüm süreci mekanizması kurarak bizzat yönetmeye kararı verdiğim, hepimizin çok önem verdiği bir süreçtir. 'Bunu sabote etmeyin' dedik. Tezkerede çok açık bir şekilde zalimlerin hepsinin oluşturacağı tehlikeye karşı mazlumları koruma kararı aldık. Elimizden geleni yapma kararı aldık. 'Tezkereye hayır demeyin' dedik. Şimdi bakınız HDP'nin tutumu ne oldu; önce çözüm süreci ile Kobani'yi irtibatlandırarak bize şantaj yapmaya kalktılar. Çözüm sürecini bir şantaj aracı olarak kullanılmasına izin vermeyiz.

O zaman söyledik, şimdi bir daha söylüyoruz. Çözüm sürecinde samimilerse bunun tarafları, atılacak adımlar Türkiye'dedir ve Türkiye patentli bir süreçtir çözüm süreci... Dışarıdaki hiçbir olayın bununla ilişkisi yoktur. Ayrıca Kobani'ye nasıl yardım edebiliriz diye sorarsanız oturur konuşuruz.  Kobani bize tarihin bir emanetidir. Ama çözüm sürecinin bir şantaj aracı haline getirilmesine izin vermeyiz. Dün bölgeden gelen oda ve STK temsilcilerinin hemen hemen hepsi çözüm sürecinin devam ettirme irademizden memnuniyetlerini ifade ettiler. Çözüm süreci kararlıkla sürdürecek. Ama kimsenin bunu bir şantaj aracı olarak kullanmasına izin vermeyeceğiz. Önce bu bağlantıyı kurdular, sonra da Tezkereye 'hayır' dediler. Hayır derken de aslında şunu demiş oldular 'Türkiye, Kobani'ye girmesin.' Bunu da ifade ettiler. PYD'nin oradaki temsilcileri de onlar da...Peki ne yapmamız isteniyor? Mültecileri alıyoruz, Kobani, Haseki ve diğer yerlerde ne kadar insani yardım varsa gönderelim diyoruz, müdahale edilmesini de siz istemiyorsanız, ne istiyorsunuz? İstediğiniz şey kargaşa çıkarmaksa buna da izin verilmeyecek. İstediğiniz şey Türkiye'yi uluslararası alanda zor durumda bırakmaksa, Türkiye geçmişte çok test edildi. Uluslararası alandan gelecek hiçbir baskıyla, hiçbir adım atmadığımızı cümle alem bilir. Biz kararları Ankara'da alırız, adımları Ankara'da atarız."

Türkiye IŞİD'e de Esed'e de karşıdır ve karşı olmaya devam edecektir"

Yaşanan olaylarda CHP'nin tutumuna da değinen Davutoğlu, "Eğer Tezkere'de Esed varsa, biz yokuz" dediklerini söyledi. "Nedense Kılıçdaroğlu'nun Esed'i  koruma altına alma gibi bir gayreti hep oldu. Zulümleri Suriye rejimi yapmışsa, kimyasal silah da kullanmışsa Scud füzesi de kullanmışsa eyvallah dediler ama ona dokundurtmadılar" diyen Davutoğlu, iki partinin de savunduğu iki argüman olduğunu kaydetti. Birinin "Türkiye'nin IŞİD'e destek verdiği" olduğunu ve bunu da tahrik aracı olarak kullandıklarını belirten Davutoğlu, önce HDP'nin bunu sosyal medya üzerinden bölgede bunu yaydığını, sonra da CHP Genel Başkan Yardımcısı'nın bunu destekleyici, provokatif tweetler attığını söyledi.

Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Kılıçdaroğlu da olaylar tırmandığı zaman, -bakın çok dikkat çekicidir- bir anamuhalefet lideri olarak, bu ülkenin huzurundan sorumlu bir anayasal konumu olan birisi olarak utanç verici tavır sergiledi. Önce sureti haktan görünüp 'herkes sakin olsun' dedi, sonra da 'bütün bunların  sorumlusu IŞİD'e destek veren Hükümet'tir' dedi. Yani, aslında o provokatörlerin argümanlarına katkı sağladı, o argümanları destekledi. Sokakta olanlara dedi ki 'sosyal medyada yapılan kampanya doğrudur, Türkiye IŞİD'e destek veriyor'. Bu şiddeti devam ettirin mesajı gönderdi. Dünyaya bizi şikayet etmeye kalktı. Bu nasıl bir sorumsuzluktur? Güvenlik güçlerimiz alanda bu kara propagandayla mücadele edip şiddete karşı direnirken,anamuhalefet partisi lideri o kara propagandaya malzeme taşıdı. Şimdi bir kez daha söylüyorum; Türkiye IŞİD'e de Esed'e de karşıdır ve karşı olmaya devam edecektir. Esed'e de IŞİD'e de karşı olmamızın yanında bu zalimce yapılan zulümler karşısında mazlumların da yanındayız. Peki Kılıçdaroğlu bugün aynı netlikte 'biz IŞİD'e de Esed'e de karşıyız, onların zulümlerine de aynı ölçüde karşıyız' diyebilecek mi? HDP  diyebilecek mi? Esed'in zulümlerine karşı mazlumları koruduğumuz için  Dışişleri Bakanlığı dönemimde bana sayısız gensoru verdiler. Bütün meseleleri Suriye rejimini ve Esed'i korumak. Niye biliyor musunuz? Zihniyet aynı zihniyet... Esed Arap Baas'ı, CHP Türk Baası, HDP de Kürt Baas'ı... Bunların zihninde hiçbir zaman demokrasi, insan hakları olmadı.

CHP'ye fırsat verseniz tek tipçi, statükocu, ideolojik devlet kurar. Aynı Esed'in Suriyesi gibi... HDP'in elin fırsat geçse bakın işte AK Parti ve diğe binalarına saldırdıkları gibi, Güneydoğu Anadolu'da kendilerinden farklı düşünen bırakın parti, farklı düşünen Kürt bırakmazlar. Bu bölgedeki Kürtlerin örgütlenmelerinin en büyük düşmanı böyle Baasçı parti zihniyetiyle davrananlardır. Hem Türkiyede zülmederler hem dışarıda. Gidin Kaboni'deki, Haseke'deki halka sorun; kendileri gibi düşünmeyen Kürtlere PYD'nin nasıl zulmettiğini. Bütün o güzelim, tarihi şehirleri talana, yangına boğanlar Baas zihniyetiyle hareket edenlerdir. Yani Esed Şam'a nasıl bakıyorlarsa, onlar da bizim ülkemizdeki şehirlere öyle bakıyor ve bizim dışımızdaysa 'yakarız, yıkarız' diyorlar. Yaktırmayız, yıktırmayız. Yakanı, yıkılanı yeniden inşa ederiz. Aramızdaki fark bu. Dersim'i bile eleştiremeyen CHP, tabii ki Esed'i eleştiremez. Çünkü zihniyet, aynı zihniyet. Bu ülkeyi bu tür tek tipçi, baskıcı siyasi akımlara teslim etmeyeceğiz. 2015 seçimlerine kadar hem kamu düzenini koruyacağız, hem de inşallah 2015 seçimlerinde Türkiye'nin her köşesinden seçilerek bu Meclis'in çatısı altında yeni Türkiye'yi inşa etme faaliyetine devam edeceğiz. "

"Çözüm süreci kamu düzeninin alternatifi değildir"

Davutoğlu, IŞİD bahane edilerek yapılan izinsiz gösterilere değinerek, "Bu 3 mesaja biz de buradan 3 mesajla cevap veriyoruz. Birincisi kamu düzenine dönük olarak 'biz istediğimiz zaman kamu düzenini bozabiliriz' diyenlere mesajımız şudur. Çözüm süreci kamu düzeninin alternatifi değildir, kamu düzeni her ne suretle olursa olsun kesinlikle teminat altına alınacaktır" diye konuştu.

Hiç kimsenin hukuk devletinde hesap sorulamaz olmadığını ve hiçbir sürecin işlenen suçu örtmeye bahane teşkil etmeyeceğini ifade eden Davutoğlu, tek tek bu vandalizmi yapanların her birini hukukun önüne çıkaracaklarını, tespitlerin yapıldığını söyledi.

Dün Bakanlar Kurulu'nda bütün bu gelişmelerin derin analizini yaptıklarını belirten Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Geçen hafta da -ki bugünleri de görerek kurduğumuz ulusal güvenlik mekanizması, Başbakanlık'ta her hafta toplanan bu mekanizmada Genelkurmay Başkanımızın, ilgili bakanlarımızın, Genelkurmay ve emniyetin ilgili birimlerinin katıldığı geniş kapsamlı bir değerlendirme yaptık. Güvenlikle ilgili ne tedbir alınması gerekiyorsa alınacak. İhtiyaçlar giderilecek. Yakılan her TOMA'nın yerine gerekirse 5 TOMA, 10 TOMA alınacak. Kamu binaları eğer yakılmışsa onların daha iyileri yapılacak. Yangın yerinde gül yetiştireceğiz biz gül. Bütün kamu binaları, bütün işyerleri tekrar ihya edilecek."

Bakanlar Kurulu'nda ayrıca alınması gereken tedbirleri de gözden geçirdiklerini bildiren Davutoğlu, "Şimdi de daha önce güvenlik eksikliğinden şikayet edenler bu tedbirler gündeme geldiğinde eminim 'polis devletine mi dönüyoruz, otoriterleşiyor muyuz' diye içeriden, dışarıdan saldırmaya başlayacaklar. Bu ülkede demokrasinin de, kamu düzeninin de, özgürlüğün de, güvenliğin de teminatı AK Parti iktidarıdır. Özgürlüğümüzden fedakarlık etmeden güvenliğimizi güçlendireceğiz, tesis edeceğiz. Güvenliğimizden fedakarlık etmeden özgürlüğümüzü koruyacağız" ifadelerini kullandı.

Dün İçişleri Bakanı'nın da çok kapsamlı bir sunuş yaptığını aktaran Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Avrupa ülkeleri örnek alınacak ki birileri bunu istismar etmeye kalkmasın. Yarın bazı Avrupa merkezlerinde 'Türkiye otoriterleşiyor' şeklinde birtakım yayınlar yapılmasın diye. Avrupa ülkeleri başta Almanya ve İngiltere olmak üzere oradaki uygulamalardan da faydalanarak, onları da gözönünde bulundurarak, birçok konularda güvenliği teminat altına alıcı adımlar atacağız. Türkiye'de bir polis bir yere müdahale ettiğinde bunu aşırı güç kullanımı olarak görenlerin Frankfurt'ta ya da Londra'da ya da New York'ta benzer tavırlar aldığında bunu normal güvenlik tedbiri olarak görmeleri çifte standarttır, kabul edilemez. Kesinlikle emniyet güçlerimizin ve bu anlamda da yargı sistemimizin olaylara seri ve çabuk bir şekilde müdahale etmesini garanti altına alacağız."

Dün TOBB'da Güneydoğu ve Doğu Anadolu'dan gelen sendika, sivil toplum kuruluşu ve oda temsilcileriyle biraraya geldiklerini belirten Davutoğlu, "Onlara da ifade ettim. Bu vandalizm esnasında zarar görmüş işyerlerimizin zararları tazmin edilecek. Yangın yerinde gül yetiştireceğiz. Ta ki bütün Doğu ve Güney Doğu Anadolu Bölgesi tarihte olduğu gibi gelecekte de tam bir barış diyarı olsun" diye konuştu.

"Bizim bu ülkenin her bir vilayetiyle ilgili hayalimiz var"

Yeni düzenlemeler de getirmeyi düşündüklerine dikkati çeken Davutoğlu, şunları söyledi:

"Bundan sonra kim böyle bir vandalizmle bir mala zarar verirse o zarar bizim de yaptığımız tazminler o kişiye, o zarar verene geri dönecek ve o ödeyecek. Bununla ilgili hukuki düzenleme yapma talimatı verdim.

Burada görüldü ki 3 tavır var. Bir yakanlar, yıkanlar. Bunlar belli. Bu çağrıyı yapan HDP ve onun arkasından gelenler. İki bu yakanlar, yıkanları teşvik eden, provoke eden, destekleyen CHP. Bir de inşa eden, vizyon kuran, gelecek belirleyen AK Parti. Bizim her bir vilayetimiz için rüyalarımız  var. Benim gözümün önünde şu anda Mardin canlanıyor. O güzelim Mardin. Selçuklu'nun, Artuklu'nun Mardin'i. Kadim Mardin. Mezopotamya'ya doğru bir ilahi göz gibi bakan Mardin. Biz isteriz ki öyle bir barış oluşsun ki, öyle bir barış rüzgarı essin ki Mardin Toledo gibi ,Venedik gibi dünyada herkesin görmek için yarıştığı bir şehir haline gelsin. Gelen emin olsun, giden emin olsun. Biz isteriz ki Şırnak Irak'a değil sadece Körfez'e açılan ihracat kapımız olsun. Öyle bir ihracat kapısı ki Mersin, İzmir, Kocaeli gibi refahı tatsın. Biz isteriz ki Hakkari dağlarında toylar, şölenler, şenlikler olsun. Dağ turizmi olsun. Biz isteriz ki hani Vanlı'lar Van Gölü'ne 'deniz' derler. Aynen İzmir gibi Van'da da o güzelliklerin yaşandığı büyük bir barış diyarı olsun. Bitlis'te kültür turizmi canlansın. Ağrı, Ağrı Dağı değil sadece bütün o dağla birlikte Ağrı'nın güzellikleri keşfedilsin. Iğdır 3 devlete komşu olmanın diplomasisini, zenginliğini tatsın. Muş Ovası Türkiye'nin en büyük ovalarından biri olarak organik tarımın merkezi olsun. Kars, Ardahan hayvancılığın merkezi olsun. Tiflis-Kars ile ortaya konulan ulaşım hattı Kars'ı doğudan batıya, kuzeyden güneye geçen herkesin selam verdiği bir diyar yapsın. Elazığ Keban'ın ve bütün o güzelliklerin arasında hem tarihi Harput ile kültür merkezi olsun hem su ürünleri anlamında da önemli üretim alanlarından biri olsun. Batman, Şırnak bir enerji merkezi olsun. Siirt kültürümüzün nadide bir merkezi olarak ilim dünyamıza yine ışık saçsın. Bingöl, şehitlerimizin olduğu Bingöl güzellikleriyle dünyada tanınsın. Tunceli bakir dağlarıyla barış turizmine açılsın. Erzurum Anadolumuzun kalesi olarak bütün ilçeleriyle ayağa kalksın. Bizim her ilimiz ve ilçemiz için bir rüyamız var, bir hayalimiz var. Her zaman söylüyorum bizi gelecek vizyonumuz açısıyla hayalperestlikle suçlayanlara söylediğimi bir kez daha söylüyorum. Bizim bu ülkeyle ilgili, bu ülkenin her bir vilayetiyle ilgili, her bir ilçesi, her bir köyüyle ilgili hayalimiz var, rüyamız  var. Hayali olmayanlar utansın, rüya göremeyenler utansın.

İsteriz ki Gaziantep'teki ekonomik başarı Hatay'daki bütün Ortadoğu'yu barındıran o barış ortamı, Şanlıurfa'nın o peygamberler şehri olarak bir inanç turizmi merkezi, Adıyamanımız Nemrut ile, Malatyamız önemli bir merkez şehir olarak bütün bu gelişmelerde kendini göstersin."

"Onlar yaktılar, yıktılar, biz inşa edeceğiz, ihya edeceğiz"

Davutoğlu, işyerlerini bombalayanların, oraya yapılan yatırımları ve barajları engelleyenlerin, iş makinelerini yakanların dışarıdaki birileri adına bu vizyonu engellemeye çalıştıklarını ifade ederek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Mezopotamya'nın, Doğu Anadolu'nun tekrar ayağa kalkmasını engellemeye çalışıyorlar. Aziz kardeşlerime, bölgedeki kardeşlerime söylüyorum. Siz sesinizi yükseltin ve deyin ki 'tarihte nasıl buralar medeniyet merkezi olmuşsa Türkiye Cumhuriyeti devleti sınırları içinde de Balkanlar'ı, Kafkaslar'ı Ortadoğu'ya, Karadeniz'i Akdeniz'e ve Basra Körfezi'ne bağlayan büyük medeniyet merkezleri olacak.' Diyarbakır bir mürşit şehir olarak öne çıkacak bütün şehirlerimiz tekrar ihya olacaktır. İşte bizim perspektifimiz bu. Onlar yaktılar, yıktılar, biz inşa edeceğiz, ihya edeceğiz. Bütün kardeşlerimize mesajımız budur.

Üçüncü mesajlarına cevabımız şudur. Aynı mantık Kobani'de Haseke'de, Afrin'de de bunu yaptılar. Kendilerine muhalif hiçbir Kürt parti bırakmadılar. Şimdi şikayet ediyorlar. Önce kendileri Kobani'de kendileri gibi düşünmeyen aşiretleri, partileri baskı altına aldılar. İlk bize bu bölgeden, Haseki'den gelen Kürt mülteci kardeşlerimiz PYD baskısından kaçarak geçen sene geldi. Şimdi orada yaptıklarını Güneydoğu ve Doğu Anadolu'da yapmaya çalışıyorlar. AK Parti binalarını yıkarak,  bölgede başka partilere saldırarak yapmaya çalışıyorlar. Demeye çalıştıkları şu, 'buralar bize ait ve burada ancak siyaseti biz yaparız.' Yok öyle şey. Türkiye Cumhuriyeti topraklarının her bir santimetrekaresinde hem al bayrak olacak hem AK Parti bayrağı olacak.

Geçen sene Genel Kurul'daki bir görüşme esnasında o zaman adları BDP idi. Bir parti yetkilisi, sözcüsü dönüp 'İstanbul'un kaderiyle Kudüs'ün kaderi, Konya'nın kaderi ile Şam'ın kaderi bir' diyorsunuz. Niye İstanbul'un kaderi ile  Diyarbakır'ın kaderi bir demiyorsunuz' diye sordu. Ona döndüm şunu söyledim. Bunu söylemeyi zül addederiz, zillet addederiz, Çünkü Diyarbakır biziz, biz Diyarbakırız. Bizi Diyarbakır'dan Diyarbakır'ı bizden ayırmak mümkün mü? Kimin buna gücü yeter, oralara da aynen Konya gibi aşkla bağlıyız, hizmeti aşkla yaparız, müdafaa etmek gerekirse aşkla müdafaa ederiz."

"Bayrağı onurla her yerde taşırız"

Ana muhalefet partisinin Hakkari'ye bayraksız bir şekilde izin alarak gittiğini belirten Davutoğlu, "Biz kimseden izin almayız ve bayrağı onurla her yerde taşırız. Şimdi onların anladığı dilden de söylüyorum ki o al bayrak sadece Türkiye'de bizlerin bayrağı değil. Hepimizin bayrağı olma dışında Çanakkale'de şehit düşmüş olan ve şu anda sınırlarımız dışında kalmış olan Boşnaklar'ın, Arnavutlar'ın, Araplar'ın, Kürtler'in de bayrağıdır. Hepsinin bayrağıdır. Yemen savaşına giden Kobanili, Hasekeli, Afrinli Kürtler, o Kürt aşiretler o bayrak altında gittiler. O bayrak sadece Türkiye Cumhuriyeti devletinin ve bizim tarihi mirasımızın bayrağı değildir. O bayrak ezilmiş halklar için emperyalistlere karşı istiklal mücadelesi veren halkların sembolü olan al bayraktır" diye konuştu.

Afrika'da büyükelçilikler açılırken yaşadığı bir hatırasını anlatan Davutoğlu, "Komor Dışişleri Bakanı'nın, 'biz çok küçük bir ülkeyiz. Belki büyükelçilik açmaya ihtiyaç duymuyorsunuz ama şu anda biz de bir tek eski sömürgeci devletin büyükelçiliği var. Benim dedem İstanbul'da okumuştu' dedi. Hint Okyanusu'nun ortasında. 'Ne olur küçük bir yer açın, bir temsilcilik ve al bayrağı dalgalandırın. O al bayrak Komor'da dalgalanmadıkça bağımsızlığın tam olarak idrakine varamayacağız' dedi. Nasıl Komor'da bu böyle ise bugün 20'ye yakın ülkenin eğer bayrağında ay yıldız, hilal varsa ilhamı bizdendir, ilhamı bizim tarihimizdendir" dedi.

Bugün Singapur Başbakanı'nı misafir edeceğini anımsatan Davutoğlu, Singapur'un, Cezayir'in, Libya'nın ve  bugün törenine katıldığı Azerbaycan'ın bayrağında da ay yıldız bulunduğunu söyledi.

"Bizim için o hilal, tevhidin hilalidir"

Al bayrağın emperyalizme, sömürgeciliğe karşı mücadelenin sembolü olduğunu vurgulayan Davutoğlu, şunları söyledi:

"Bizim için o hilal tevhidin hilalidir, istiklalin hilalidir, izzetin hilalidir ve bu topraklarda ebediyete kadar dalgalanacaktır. Biriler oralara giderek bunu dalgalandırma cesareti göstermeyebilir. Ama bilsinler ki yiğit AK Parti teşkilatı ve neferleri bulundukları yerlerde hem o bölgeyi, o şehri,  ilçeyi temsil edecekler hem de bu onurlu vazifeyi yürütecekler. Ben bütün bu vandalizm, bütün bu terör karşısında vakarla, metanetle mücadele eden dimdik ayakta duran AK Parti teşkilatlarının herbir ferdinin alnından öpüyorum. Onlar baskıya boğun eymeyeceklerini gösterdiler. Onlar bu mücadeleyi sonuna kadar yürüteceklerini gösterdiler. Tehdit edildiler, şantaja maruz kaldılar, işyerleri yakıldı, evleri saldırıya uğradı. Bilsinler ki her an onların yanında olacağız ve AK Parti tek bir ruh tek bir beden olarak bu ülkenin birliğini, dirliğini korumaya devam edecek."

"Elinde ispatı olan varsa getirsin"

Davutoğlu, Türkiye'nin IŞİD'e destek verdiği konusunda  "elinde ispatı olan varsa getirsin" diye meydan okuduğunu belirten Davutoğlu, böyle bir desteğin olmadığını kaydetti.

Birilerinin, yanıltmak için düzmece bir takım şeyleri çıkarabileceklerini ifade eden Davutoğlu, şöyle konuştu:

"Dün Genel Başkan Yardımcıları, bir Adana Savcısı ki hatırlarsanız bu milletin, devletin istihbarat teşkilatına karşı operasyon yapma ihanetini gösterenlerin belgelerini dün kendi çıkarıp gösterdiler. Türkiye Cumhuriyeti devletinin istihbarat teşkilatının taşıdığı yardım malzemelerini sanki teröristlere yardım gibi göstermeye çalışan o belge aslında şunu da ortaya koydu ve hakkında gerekli tahkikatlar da yapıldı. Dün o belgeyi göstererek aslında CHP ve Kılıçdaroğlu, ellerine ne tutuştururlarsa onu gösterdiklerini ortaya koydular. Paralelciler onların eline neyi tutuşturuyorsa onu gösteriyorlar. Buradan Kılıçdaroğlu'na sesleniyorum; kendiniz olun, bir kez de kendiniz olun. Dışarıdan bir takım propagandalarla Türkiye'ye yönelik suçlamaları kullanmayın. Paralelci çetelerin sizin elinize tutuşturduğu belgeleri kullanmayın. Geçmişte darbecilerle işbirliği yaparak iktidara gelmeye çalıştı. Cuntacılarla, 27 Mayıs ve daha sonraki dönemlerde... Şimdi de paralelci vesayetle siyasi  güç oyununa girmeye kalkışıyorlar. O gösterdikleri belge aslında bir ihanet belgesidir. Bu konularda bizim tutumumuz kesinlikle hakkın, mazlumun yanında olan bir tutumdur. Suriye'ye bakışımız da açık ve nettir. Şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da Suriye ve dünyada kim olursa olsun zulüm yapanın karşısında, mazlumun yanında olacağız. Zulüm yapanın da etnik kimliğine, mezhebine, dinine bakmayacağız, mazlumun da bakmayacağız. Kobani'deki kardeşlerime de sesleniyorum; sizlerin de Suriye'deki ve dünyadaki bütün mazlumların da hamisi gerektiği zaman biziz. Elimizden gelen her türlü imkanla mazlumların yanında olduğumuza Allah da tarih de insanlık da şahittir. Biz Kürtlerin, Türklerin, Türkmenlerin, Arapların ve Suriye'deki bütün kardeşlerimizin istedikleri talep ettikleri anda bir emniyet ülkesiyiz. Onlara sunulan bir emniyet alanı, güvenli ülke olmaya devam edeceğiz."

"Hiç gözünün yaşına bakmayız, aynı anda cezalandırırız"

Suriye'ye dönük çalışmalar konusunda tutumlarının  açık olduğunu belirten Davutoğlu,  tek boyutlu ve tek bölge dayanan  politikaları doğru görmediklerini kaydetti. "Diyoruz ki Suriye'de 3,5 yıldır devam eden zulüm bitmedi, o zulmün müsebbipleri adaletin karşısına çıkarılmadıkça, Suriye'nin her bir köşesindeki mazlumlar kendi evlerine dönmedikçe Suriye'de kalıcı bir barış sağlanamaz" diyen Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Bunun da olması için Türkiye'nin katkısı ne kadar önemli? Bu, herkes tarafından zikrediliyor. Bunun da olması için Suriye'de mazlumların sığınacağı güvenli alanlarının oluşması bakımından - bakın tampon bölge demiyorum - bilhassa öyle demeye çalışıyorlar, herhangi bir askeri tanımlama kullanmıyorum. Mazlumların ve mültecilerin sığınacağı güvenli bölgelerin oluşması şarttır. Suriye rejiminin zulümlerden kaçan insanları havadan bombalamasına sebep olacak şekilde bir politika takip etmesini engellemek için uçuşa yasak bölge ilan edilmesi talep ediyoruz. Bunu da çok açık yüreklilikle takip ediyoruz. İstediğimiz ve gelecek perspektifi olarak görmek istediğimiz husus; kendi içinde bütün etnik ve mezhebi kesimleriyle, dini kesimleriyle barış içinde bir Suriye, komşularıyla barış içinde bir Suriye. Bizim kimsenin toprağında gözümüz yok, kimseyle de herhangi bir güç mücadelesi içine girme niyetimiz yok. Ancak 911 kilometrelik sınırımızda barış, huzur, sükun istiyoruz. Türkiye'ye dönük olarak ve Türkiye topraklarına dönük olarak herhangi bir tehdit söz konusu olursa da bu tehdidin kaynağı kim olursa olsun, hiç gözünün yaşına bakmayız, aynı anda cezalandırırız; tezkerenin esası da budur.

Çünkü Türkiye'nin istikrarı ve huzuru sadece Türkiye için lazım değildir. Çevredeki dost ve kardeş halklar da Türkiye'nin istikrarına bakıyorlar, Türkiye'nin huzuruna bakıyorlar. Geçen sene 17 Aralık sonrası gelişmeler yaşandığında, dost, gönül coğrafyamızdan bir kanaat önderimizin söylediği şu söz hala kulaklarımdadır: 'Eskiden bize bir şey olduğunda nasıl olsa Türkiye var yardımımıza koşar diyorduk. Bugün ciddi kaygılar içindeyiz. Ya Türkiye'ye bir şey olursa, biz ne yaparız?' Türkiye kendisinden merhamet ve şefkat isteyen herkes için bir ana kucağıdır, bir ata dostudur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti gerektiğinde şefkati, gerektiğinde gücünü gösterecek kabiliyete ve imkana sahiptir. Bizler, şefkatli ve kudretli bir devleti idare etmenin onurunu taşıyoruz, bunun da gereğini yaparız."

AA



Bu haber 463 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,783 µs