En Sıcak Konular

Kışlaya sohbet etmek için giden gazeteci!

19 Ağustos 2007 13:43 tsi
Kışlaya sohbet etmek için giden gazeteci! Askerî konularla ilgili haber ve yazılarıyla tanınan gazeteci Mehmet Ali Kışlalı, Nuriye Akman'a önemli açıklamalarda bulundu: "Ben haber alayım diye kışlaya gitmem. Onlarla sohbet etmeye giderim. 45 yıllık kariyerim böyle geçti."

Kışlaya haber almak için değil sohbet etmeye giderim  
 
Mehmet Ali Kışlalı, mesleğimizin duayenlerinden. 74 yaşında. askerin ne düşündüğünü merak edenlerin Radikal'deki köşesini okumadan geçemeyeceği bir büyüğümüz. Ben 1985'te Hürriyet'e girdiğimde Ankara temsilcimdi. Fikirlerini paylaşmasam da habere yönlenmeme verdiği manevi desteği unutamam. Bu söyleşiyi okurken kavga ettiğimizi sanmayın sakın. 22 yıllık hukukumuza dayanarak ikimiz de kendimizi kasmadan konuştuk. Niyetim kışladan farklı bir haber almaktı. Ne kadar başarılı oldum bilemiyorum. Çünkü ikimizin de ezberi bozulmadı. Mehmet Ali abim, siviller askerin dostu olamaz diyor. Neyse ki ikimiz de siviliz. Dostluğumuz bakidir... . Dün Radikal'deki köşesinde "Nuriye Akman'ın ayrıntılı ve ısrarcı soruları bana, son yıllarda, özellikle ABD'den gazeteci ya da araştırmacı unvanlarıyla gelip çok uzun, hatta filme alarak yaptıkları ama nerede yayımlandıklarını görmediğim konuşmalarda, TSK hakkındaki sorularını hatırlattı. Kendi düşünceleri ve eğilimi, hatta gazetesinin askerî konulara yaklaşımın düşüncelerimi doğru yansıtılmasına engel olacağını sanmıyorum" diye yazarak bana Amerikan ajanı muamelesi yapıp, kendisini doğru yansıtmayabileceğim kuşkusunu dile getirse de. Evet, kalp kırsa da benim sevgili abimdir o...

Komutanların yakını olmayı nasıl başardınız?

1962'de Milliyet'te diplomasi muhabiriyim. Doğuda bir deprem olmuştu. Savunma Bakanlığı'ndan gelen davetle oraya gittim. Uçakta yanımda bir general vardı. Yolda konuştuk. Dedi ki ya ben senin gibi bir gazeteci görmedim. Dedim ki paşam valla ben de sizin gibi bir asker ile tanışmadım. İlk temasım böyle oldu. Komutanlarla ahbaplığımı daha sonra da sürdürdüm. Askerî konularla daima ilgilendim. Ve bu beni aldı götürdü.

Çocukken asker mi olmak istemiştiniz?

Evet. Ailemizde Atatürk ve İnönü'nün silah arkadaşlarından bir general vardı. Ona çok imrenirdim. İlkokuldan sonra askerî okullara müracaat etmek istedim. Yaşım bir yıl küçük çıktı. Düzelttirdim ama kabul etmediler, almadılar beni.

Sizi askerlikte çeken şey üniformanın gücü müydü?

Üniformaydı. Güç sahibi olmayı idrak edebilecek durumda değildim. O Aşil Adlı adlı hayranlık duyduğum generaldir askerliğe merakımın kaynağı. 1962-2007. 45 sene hiç ilişkimi kesmedim. Bilhassa Yankı dergisini çıkarırken gazeteci olarak izledim. Çok yakın dostluklar diyebilirsin. Mesela zamanın komuta kademesi Faruk Gürler, Muhsin Batur, Celal Eyiceoğlu ile daha da yakın oldum. Ama ben onların içine girmedim. Ne oluyor ne bitiyor, cuntası var, bilmem nesi var. Onlarla ilgilenmedim hiç.

Hem gazeteci olarak izlemek hem de bunlarla ilgilenmemeyi anlamadım. Haber için daha çok onlar mı sizi arar, siz mi onları?

Ben haber alayım diye randevu isteyip gittiğimi hatırlamıyorum. Ha, ben ziyaret ederim. Ettiğim zaman konuşmanın seyri onların istekleriyle bu tarafa da gidebilir, o tarafa da. Yani ben oraya bir gazeteci olarak aman gideyim de şu konuyu deşeyim de yazayım diye gitmem. Ben onlarla sohbete giderim. Ve o onları dinlerim. Anlamaya çalışırım. Bir tek olay var bunun dışına çıkan. Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Paşa'yı aradım o muhtıra döneminde. Telefonda konuşmayalım, gel buraya dedi. Hava Kuvvetleri'ne gittim. Kasasını açtı bana o muhtırayı okudu.

Demek hiçbir zaman klasik bir gazetecilik yapmadınız?

Klasik bir gazetecilik yapınca birtakım hiziplerin içine girmen, onu bunu tutman lazım. Ben bunu yapmadım. 12 Mart'ta komutanların aralarındaki mücadeleye de girmedim Yankı'da. Ben komutanları dinledim sadece. Bir şeyler sorup kurcalamadım hiç. 45 yıllık kariyerim böyle geçti. O yüzden randevu istediğimde genellikle kabul ediyorlar.

Yani haber ikinci derecede, dostluğu yitirmemek birinci derecede önemli oldu.

Muhsin Paşa, Faruk Gürler, Celal Eyiceoğlu hariç komutanlarla dost olmadım. Ama çok iyi ilişkiler içinde oldum. Benim amacım Silahlı Kuvvetler'i anlamak. Dediğim gibi hizipleri, cuntaları hiç izlemedim.

Gazeteci soru sorar, kurcalar. Aklınızdan geçenleri askere yöneltmemek için kendinizi tuttunuz mu hep?

Hayır efendim. Tabii bir görüşme içinde ne gerekiyorsa onlar konuşuluyor. Ama ya Mehmet Ali geldi ağzımdan bir şeyi alıp yazmaya çalıştı! Bunu kimse dememiştir. Ve öğrendiğim şeylerin nasıl yazılacağını, kimseye zarar vermeden bir şeyin nasıl izah edileceğini öğrendiğimi zannediyorum. Hep satır aralarında yazıyorsun. Hani biraz daha açık yaz lafını hep duyarım. Ama buna hakkım yok.

Yani kaç klik var ordunun içinde, sizden öğrenilemez mi?

Benim gazeteci olarak görevim klikleri tespit edip yazmak değil. Bu ülke için Silahlı Kuvvetler nedir, bunu kimse bilmiyor. Eskiden 11 yaşında giriyorlardı, şimdi 14 yaşında giriyorlar Silahlı Kuvvetler'e ve 65 yaşına kadar çalışıyorlar. Okullarında ne öğretildiği, Atatürk görüşüne göre nasıl yetiştirildiği, bütün meslek hayatında hangi disiplinle çalıştığı bilinerek Silahlı Kuvvetler'in hiç hafife alınmayacak yaşamsal bir güç olduğuna göre değerlendirmeler yapılması lazım.

Muhataplarınız komutan düzeyinde mi olur genellikle?

Tanıdığın birisi de olsa bir generalden randevu alıp da gidip konuşamazsın. Bu disipline aykırıdır. Ama benim avantajım şu oluyor. Onlarla bir geçmişim var. Ve benim bu konuşmaları nasıl kullandığım biliniyor. Kimseye bir sorun yaratmam. Silahlı Kuvvetler'e zarar verecek bir şeyi yazmam. Haber peşinde olmadığım için çok sık görüşmem de gerekmez.

Bir çeşit gönüllü misyonersiniz diyebilir miyiz?

Yok. Bu gazeteciye hakarettir. Ben Silahlı Kuvvetler'e hizmet için çalışmıyorum.

Onun misyonunun doğru anlaşılması hoşunuza gitmez mi?

Hoşuma gitmesi başka. 54 senedir gazeteciyim. Spor muhabirliğinden başladım. Bütün alanlarda çalıştım. 62'de tesadüfen başlayan ilişki, kritik dönemlerde askerî konulara daha fazla eğilmeme sebep oldu, Hürriyet'teyken yoğunlaştı. Necdet Üruğ'un Genelkurmay başkanlığı, Kenan Evren'in devlet başkanlığı döneminde. Tabii Hürriyet'te olmamın da etkisiyle özel bir kapı açtı Genelkurmay.

Genelkurmay her zaman Hürriyet'e mi daha fazla kapı açar?

Yani şöyle. Genelkurmay değil bütün kurumlar Hürriyet'e farklı muamele yapar. Hürriyet hem çok büyük bir gazete hem de belli bir milli politikası var. Hürriyet'teyken 84'te başlayan Güneydoğu olaylarıyla ilgilendim. 23 sene geçti. Savunma konularında uzmanlaştım ve bir kitap yazdım biliyorsunuz. Silahlı Kuvvetler'in misyoneri değilim; ama bu konuya en çok ilgi gösteren gazeteci olarak görüyorum kendimi. Ve bu bana büyük zevk veriyor.

Mehmet Ali Birand'ın 'Emret Komutanım' diye bir kitabı vardı...

Rezalet rezalet! Onu bana imzalayıp yolladı. Haftaya Bakış için bir okudum. Yazmam ben bunu dedim, yazmadım. Yazarsam çok kötü yazarım. Çünkü işin içine kendi fikriyatını katmış.

Siz de fikriyatınızı karıştırıyorsunuz. Ama sizinki ordununkiyle bir olduğu için sorun olmuyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri'ni benden daha ağır şekilde eleştiren bir kişi yoktur.

Neydi en ağır eleştiriniz?

Türk Silahlı Kuvvetleri görevini yapmadığı için Kıbrıs olayları böyle olmuştur. İngiltere, Türkiye, Yunanistan arasında bir garanti anlaşması imzalanmıştı biliyorsunuz. 63 yılında kanlı Kıbrıs olayları başladı. Türkiye eli kolu bağlı kaldı. Çünkü adaya müdahale edecek imkânları yoktu Türk Silahlı Kuvvetleri'nin. Bundan daha ağır bir suç olur mu ya? Ondan sonra ben bir sürü kuvvet komutanı ile konuştum. Haklısın dediler. Öbürü efendim muhtıra yayınlamıştır bilmem ne. Bırak onları.

Muhtıra yayınlamak, darbe yapmak suç değil mi?

Yav, hayır efendim ben hakim değilim. Dur bir dakika ya. Ben karışmam o işlere. Ben daha geniş bir çerçeve içinde konuşurum. Silahlı Kuvvetler, Türkiye'nin Kıbrıs'taki hakkını korumak için gerekli hazırlıkları yapmadığından Türkler on sene Kıbrıs'ta Rumların eziyeti altında kalmıştır. Bundan daha ağır bir eleştiri olur mu Silahlı Kuvvetler'e?

Okurlarımızın tartışmasına açalım. Daha ağırı olur mu olmaz mı?

Okurlar anlamaz bunu. Silahlı Kuvvetler ne içindir? Bir anlaşmayı yaparsın o anlaşmayı uygulamak içindir. Bunu yapmamasından daha büyük günah ne olur ya?

Askerler sivil dostlarıyla yemek yemeye, içkiye, tatile gider mi?

Valla ben görmedim. Askerin dostu olmaz. Çünkü asker kendisini bir yere doktrine etmiştir. Hizmetlerinin bir çerçevesi vardır. Mehmet Ali Kışlalı askerin dostudur diyemezsin.

Yani Kışlalı'nın dahi yeri geldiğinde arkadan hançerleyeceğini mi düşünürler?

Hayır efendim. Yaşam tarzları budur. 1974'te Yankı'yı çıkarıyorum. Askerlerin çok ilgi gösterdiği bir dergi. AKP'nin ilk dışişleri bakanının adı neydi?

Yaşar Yakış

Yaşar Yakış'ın abisi albay Kıbrıs'ta yeraltında çalışmış. Emekli olup buraya gelmiş. Bizim çocuklar bir konuşma yapmışlar. Bana getirdiler. Gördüm. Hiçbir şeyi yok. Yayınladık. Halbuki ona Genelkurmay demiş ki kimseyle konuşmayacaksın. Sıkı Yönetim komutanının emriyle beni tutukladılar. Yaşar Yakış'ın abisi kaçtı. Beni on gün cezaevinde tuttular. Saçımı sıfır numaraya vurdular. İkinci celsede çıktım ben.

Askere olan saygınız daha da arttı mı?

Efendim on tane sana böyle olay sayabilirim. Yankı'da 12 Eylül'ün yıldönümü nedeniyle kabineye oy verdik. Başbakan Bülent Ulusu'ya yardımcısı Turgut Özal'dan yarım puan az verdik diye Kenan Evren'in davetli olduğum Uzakdoğu gezisinde uçağa almadılar beni. Bir hafta geçti. Necdet Üruğ beni davet etti. Aramız da çok iyiydi. Bu ortamda senin böyle bir şey yapman bizi çok üzdü dedi. Askerin dostu olmaz. Ama ben onlardan dostluk beklemiyordum. Mehmet Ali Kışlalı'nın bütün amacı doğrularını bildiği konular üzerinde okuyanların ilgi göstereceği yazılar yazmak.

Sizin kışladan haber aldığınız gibi kışla da sizden gel bakalım Mehmet Ali, nedir medyanın durumu, şu nasıl biridir, bu nasıl biridir diye haber alır mı?

Ben bunu onlara teklif ettim. 1996'ydı, basınla ilişkilerimizi şey yapmak için birilerini alalım bize yardımcı olsun dediler. Dedim ki hiç uğraşmayın. İşe yarar bir gazeteci işini bırakıp burada memur olmak istemez. Ha fikir mi almak istiyorsunuz basın ile ilgili. Birçok ahbabınız var. Çağırırsınız bir çay içelim, şu konularda ne diyorsunuz diye sorarsınız. Bunu kim esirger?

Bu ajanlık olmaz mı?

Ben ajan değilim ki. Bana derse ki ya şöyle bir haber çıktı işte Hudson toplantısı. Bunlar şimdi böyle yazmışlar. Cevap verelim mi vermeyelim mi, bunun üstünde duralım mı? Çağırın yazanla konuşun derim mesela. Fikir vermeye herkes yardımcı olur. Benim hiç televizyonlara konuştuğumu gördünüz mü? Fikri varsa köşesinde yazar. Ha basında bir şey olur, bana sorulur. Ben ona açığım. Bana sorulacak sorular gizliliği olan sorular olabilir mi? Ben niye gizli şey bileyim?

Silah gücü kadınları nasıl etkiliyor?

Ben kadın mıyım ya?..

Gözlemlerinizi soruyorum.

Bu alan tamamıyla benim dışımda. Benim gözlemim de olamaz. Ben ne askerim ne kadınım.

Militarist düşünceler kadınlarda mı rahat yeşeriyor, erkeklerde mi?

Valla bu konuda da pek bir fikrim yok. Ben militarist değilim.

Siz kimlere militarist dersiniz?

Militarizm demokrasinin dışında bir şey. Askerî güç ile yönetime hakim olmak, etki yapmak falan. Ben bunu doğru bulmuyorum. Yalnız burada çok önemli bir nokta var. Yahu bu Anayasa'ya göre yetişmiş bir silahlı güç. Ona rejimi koruma görevi verilmiş. Anayasa'nın o kendine emanet edilmiş dört prensibi ciddi bir şekilde ihlal olma ihtimali ortaya çıkarsa orada gerekeni yapıyor. Bu siyaset değil.

Sizi askerin sivil alana yaptığı müdahaleleri meşru göstererek onların sözcüsü olmakla da eleştirenler var. Onlara baktığınız zaman zavallılar, bidon kafalılar diye mi düşünüyorsunuz?

Bu konuya yeterince vakit ayırmamışlar. Bilgi sahibi olmamışlar. Ve bu konuları belli düzeyde tartışmamışlar diye düşünüyorum. Askerin müdahalelerinin yanlış olduğunu düşünüyorsanız yapacağınız iki şeyden biri askerlerin eğitim sistematiğini değiştirmek.

Sizce askerin eğitim sistematiği değiştirilmeli mi?

Bunun münakaşasını yapacak yetkiyi kendimde görmüyorum. Eğer bu demokrasi içerisinde bu anayasayı değiştirip bu eğitim sistemini değiştirebiliyorsanız değiştirin. İki, yasa diyor ki bu ülkeyi iç ve dış tehlikelere karşı koruyacak Silahlı Kuvvetler diyor. Bunu da değiştirin.

Peki değiştirilmesinden yana mısınız?

Efendim ya bu benim işim değil diyorum size.

Fikriniz yok mu? Böyle kalsın yahut değişsin. Hangisi?

Bugünkü şartlarda bunun değişmesi mümkün değil. Askerî eğitim sistemi kaç nesilde, nasıl değişir. Bak Avrupalılar anlamıyor. Avrupa'da böyle bir fonksiyon yok. O zannediyor ki MGK'da asker adedini azalttın mı bitti. Olur mu ya... Yüz bin subay buna göre eğitiliyor.

zaman



Bu haber 224 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    3,557 µs